ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’e beklenen ziyareti gerçekleşti. Trump, 15 Mayıs’a kadar Çin’de bulunacak. Ziyaretin amacı ticaret, ekonomik iş birliği ve diğer temel ikili meseleler üzerindeki görüş ayrılıklarını gidermek, ayrıca beklenen ABD-İran gerginliği dahil olmak üzere küresel konularda pozisyonları koordine etmektir.
Ziyaretin ilk gününün dikkat çeken anı, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Donald Trump arasında Pekin’de gerçekleşen görüşme oldu. Taraflar temkinli ancak belirli ölçüde prensipli bir duruş sergilediler.
Trump, şu an dünyada sadece iki süper güç olduğunu belirtti: ABD ve Çin.
ABD Başkanı, “Biz iki süper gücük. Askeri güç açısından yeryüzündeki en güçlü ülke ABD’dir. Çin ise ikinci kabul ediliyor. Kimse bize yaklaşamaz,” dedi.
Trump Çin’i bir süper güç olarak kabul ediyor ancak aynı zamanda Pekin’i ikinci süper güç olarak adlandırarak üstün konumda olduğunu göstermeye çalışıyor. Aslında bu, belirli bir endişenin de göstergesidir. SSCB’nin çöküşünden sonra Washington için temel rakip ülke Çin sayılıyor. Pekin’in artan ekonomik ve mali gücü, Washington için zaten ciddi bir endişe kaynağıydı. Son yıllarda Çin’in çeşitli ülkelerde limanları uzun süreli kiralaması, ABD’nin “dolar diplomasisi”ne benzer yöntemler kullanması ve askeri üsler kurma yönündeki adımları Washington için önemli sinyallerdir.
ABD ile Çin arasında çatışan çıkarlar oldukça fazladır. Ekonomik çıkarların yanı sıra Pekin ve Washington’ı karşı karşıya getirebilecek siyasi meseleler daha geniş bir tartışma gerektiriyordu. Tesadüf değil ki görüşmede Tayvan ve İran meseleleri de ayrıntılı olarak ele alındı.
Şi Cinping, Donald Trump ile görüşmesi sırasında Tayvan meselesinin doğru çözülmemesinin Pekin ile Washington arasında doğrudan bir çatışmaya neden olabileceğini belirtti. Tayvan problemini Çin-ABD ilişkilerindeki en önemli mesele olarak adlandırdı.
“Eğer Tayvan meselesi doğru bir şekilde çözülürse, iki ülke arasındaki ilişkiler genel istikrarı koruyabilir. Aksi takdirde, devletler karşı karşıya gelebilir ve hatta çatışma yaşanabilir.”
ABD resmi olarak Tayvan’ın bağımsızlığını tanımasa da ada ile diplomatik temaslarını sürdürüyor. Washington yetkililerinin Tayvan temsilcileriyle görüşmeleri, aynı zamanda ekonomik ve askeri ilişkilerin her geçen yıl genişlemesi Pekin için kabul edilemezdir. Şu an ABD ile Çin arasında gerçek bir askeri çatışmaya neden olabilecek temel sorun Tayvan meselesidir.
Pekin ne kadar güçlense ve ABD ile rekabet etse de Washington ile topyekün bir savaş riskini göze alamıyor. Bu nedenle Çin, daha çok ABD’nin kendi taktiğine benzer yöntemler kullanıyor. Örneğin Pekin, Washington’ın dikkatini dağıtmak için Rusya ve İran’a ciddi mali ve askeri destek veriyor. Böylelikle ABD’nin dikkati dönemsel olarak Ukrayna ve İran yönlerine kayıyor. Özellikle İran ile doğrudan bir gerginliğin oluşması, Washington’ı kaynak tüketen bir çatışmaya sürüklüyor. Bu durum ise Çin’in Tayvan yönünde daha sert politikalar uygulaması için ek imkanlar yaratıyor.
Pekin, “Çin ile ABD arasındaki tüm ilişkiler sistemi ciddi tehlike altına girecek,” diyerek Tayvan meselesindeki tutumunun değişmez olduğunu açıkça gösteriyor.
ABD için İran ile gerginliğin uzamasının Pekin’in çıkarlarına uygun olduğu net bir şekilde görülüyor. Aslında Trump’ın Pekin ziyaretinin temel nedenlerinden biri de İran ve Çin’in Tahran’a verdiği destektir. ABD, Rusya örneğinde olduğu gibi, kaynakların tüketilmesine dayalı uzun vadeli bir çatışmaya sürüklenmek istemiyor. Bu nedenle Washington, Çin ile ortak bir paydada buluşmaya çalışıyor. Başka bir deyişle Trump, kendisini üstün konumda göstermeye çalışsa da bir bakıma Çin’i ziyarete mecbur kaldı.
Çin bir SSCB değildir ve ABD de bunu iyi anlıyor. En önemli nokta ise Washington’ın Çin’i SSCB modeliyle zayıflatamayacağı veya dağıtamayacağıdır. Çin’in ideolojik sistemi devlet politikasının bir parçasıdır ancak ekonomisi SSCB’den farklı olarak daha liberal ve kapitalist temellere dayanmaktadır. Temel farklardan biri de ABD ve Çin ekonomilerinin birbirine göbekten bağlı olmasıdır. Yani SSCB döneminden farklı olarak, ABD Çin ekonomisini çökertmeye çalışırsa, bu otomatik olarak ABD ekonomisine de ağır bir darbe vurabilir. Pekin’in amacı SSCB gibi sosyalizm ihraç etmek değildir. Ancak dünyada otoriter eğilimlerin hızla güçlendiğini dikkate alırsak, gelecekte bu riskin artacağı da göz ardı edilemez.
Bu açıdan bakıldığında, Trump’ın Çin ziyareti her ne kadar karşı tarafa mesaj vermek ve belirli bir uzlaşma sağlamak amacı taşısa da yakın gelecekte ciddi sonuçlar vermesi zor görünüyor. Pekin ile Washington arasında ek görüşmelere ve daha geniş tartışmalara ihtiyaç var. Rekabet ise daha uzun süre devam edecek gibi duruyor.
Turan Rzayev: Trump Çinde

