Yemen’de Yeni Dönem: Husilere Karşı Operasyonlar Bölgesel Dengeleri Değiştirebilir mi?
Yemen’in uluslararası alanda tanınan hükümetine bağlı ordu birlikleri, ülkenin kuzeyinde Husilerin kontrolündeki askeri hedeflere yönelik geniş çaplı operasyon başlattı. Hükümet yanlısı devlet televizyonunun aktardığına göre, Saada ve Marib vilayetlerinde özellikle El-Cuba, El-Safra ve Madjar bölgelerindeki Husi mevzileri ile takviye birlikleri yoğun hava saldırılarının hedefi oldu.
Bu gelişme, yalnızca Yemen iç savaşının seyri açısından değil, aynı zamanda İran’ın bölgesel nüfuzu ve Orta Doğu’daki vekâlet savaşları bakımından da dikkat çekici bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir.
Husiler, uzun yıllardır İran’ın bölgedeki en önemli vekil aktörlerinden biri olarak görülüyor. Özellikle Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı üzerindeki etkileri nedeniyle Tahran açısından stratejik bir öneme sahipler. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden enerji güvenliği ve deniz ticareti üzerinde baskı oluşturma kapasitesine ek olarak, Husilerin Babülmendep’te oluşturduğu tehdit de küresel ticaret açısından önemli bir risk unsuru olarak kabul ediliyor. Bu nedenle Batılı ülkeler ve bölgesel aktörler, uzun süredir bu tehdidin sınırlandırılmasını stratejik bir öncelik olarak görüyor.
Husilerin bugüne kadar askeri olarak tamamen etkisiz hâle getirilememesinin arkasında ise birden fazla neden bulunuyor.
Her şeyden önce Yemen’in kuzeyindeki dağlık coğrafya, Husilere doğal bir savunma avantajı sağlıyor. Tarih boyunca bu bölge ne yabancı güçler ne de Yemen’deki merkezi yönetimler tarafından tam anlamıyla kontrol altına alınabildi. Engebeli arazi, klasik kara harekâtlarının etkinliğini azaltırken, bölgeyi iyi tanıyan yerel savaşçılar için önemli bir üstünlük oluşturuyor.
Bunun yanında Husiler yalnızca silahlı bir milis gücü değil, aynı zamanda güçlü ideolojik motivasyona sahip bir hareket olarak faaliyet gösteriyor. Kendilerini dini ve siyasi bir davanın temsilcisi olarak gören örgüt mensupları, ağır kayıplara rağmen mücadeleyi sürdürme eğilimi gösteriyor. Bu durum, uzun süreli çatışmalarda örgütün direncini artıran temel faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Örgütün esnek komuta yapısı da dikkat çekiyor. Husiler, klasik ordular gibi merkezi bir komuta sistemine tam anlamıyla bağlı hareket etmiyor. Üst düzey kadroların hedef alınması durumunda dahi yerel komutanlar operasyonlarını sürdürebiliyor. Bu nedenle yalnızca hava saldırılarıyla örgütün tamamen etkisiz hâle getirilmesi bugüne kadar mümkün olmadı.
Bununla birlikte mevcut tablo, önceki dönemlerden bazı önemli farklılıklar içeriyor. İran’ın ekonomik ve askeri açıdan artan baskılarla karşı karşıya kalması, Tahran’ın bölgedeki vekil güçlerine sağladığı desteği sürdürmesini zorlaştırabilir. Aynı dönemde Yemen hükümet güçlerinin uluslararası destek arayışlarını yoğunlaştırması da sahadaki güç dengesini etkileyebilecek gelişmeler arasında değerlendiriliyor.
Yemen hükümetine bağlı güçlerin ABD, Suudi Arabistan ve diğer müttefiklerden daha kapsamlı istihbarat, lojistik ve askeri destek alması hâlinde, Husiler üzerinde ciddi baskı oluşturulabileceği yönünde değerlendirmeler bulunuyor. Ancak bunun kısa sürede kesin bir askeri sonuç doğuracağını söylemek güçtür. Yemen’in coğrafi şartları, kabile yapısı ve uzun yıllardır devam eden iç savaş, sürecin karmaşıklığını artırmaya devam etmektedir.
Eğer hükümet güçleri uzun vadede ülkenin kuzeyinde yeniden kontrol sağlayabilirse, bu durum yalnızca Yemen’deki merkezi otoritenin güçlenmesi anlamına gelmeyecek; aynı zamanda Kızıldeniz’in güvenliği, Babülmendep Boğazı’nın istikrarı ve İran’ın bölgesel nüfuzunun sınırlandırılması açısından da önemli jeopolitik sonuçlar doğurabilecektir. Bununla birlikte, Yemen’in gelecekte bölgesel güvenlik mimarisinde nasıl bir rol üstleneceği, çatışmaların seyri, uluslararası aktörlerin desteği ve siyasi çözüm sürecinin başarısına bağlı olacaktır.

