KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. Sinem Ünaldılar: MADRİD ZİRVESİ: NATO GENİŞLEMESİ, TÜRKİYE’NİN DEĞİŞEN TUTUMU ve İTTİFAKIN GELECEĞİ

Sinem Ünaldılar: MADRİD ZİRVESİ: NATO GENİŞLEMESİ, TÜRKİYE’NİN DEĞİŞEN TUTUMU ve İTTİFAKIN GELECEĞİ

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 7 dk okuma süresi
23 0

Madrid Zirvesi, NATO’nun geleceği açısından tarihi bir Zirve oldu. Rusya tehdidine karşı caydırıcılığın ve dayanışmanın arttırıldığı, yeni güvenlik tehditleriyle mücadele biçimlerinin ortaya konulduğu Zirve’nin en önemli başlıklarından biri Türkiye’nin İsveç ve Finladiya’nın üyeliğine olan itirazından vazgeçmesi oldu. Bu karar, NATO’nun genişlemesinin önün açılması adına oldukça önemli. Zira çeşitlenen güvenlik tehditleri ile Rusya ve Çin’in sistemsel meydan okumaları düşünüldüğünde NATO’yu gelecekte çok daha çetin mücadeleler bekliyor. Bu çerçevede Avrupa güvenlik mimarisinin bütünlüğünün sağlanması, Rusya’nın açık tehdit olarak belirtildiği bir dönemde Batı ittifakının birlikteliğinin gösterilmesi açısından sembolik bir anlam da taşıyor.

Önemli diğer nokta ise Türkiye’nin Batılı kimliğini göstermesi ve genişlemenin önünde engel teşkil ederek gelecekteki olası güvenlik tehditleri karşısında sorumlu tutulmasının önüne geçmesi olmuştur. Madrid Zirvesi’nde imzalanan “Üçlü Muhtıra” Türkiye’nin güvenlik endişelerinin görünür hale gelmesi açısından da önem taşımaktadır. Bununla birlikte Türkiye’nin vetosunu kaldırması için elde edilen kazanımların yeterli olmadığını düşünenler ile diplomatik bir başarı kabul edenler arasında ciddi bir fikir ayrılığı olduğun belirtmek gerekir. Bu çerçevede kazanımların ve eksikliklerin değerlendirilmesi faydalı olacaktır.

Öncelikle Türkiye uzun süredir NATO müttefiklerine PYD/YPG, PKK terör örgütünün yarattığı güvenlik endişelerini anlatmaya çalışıyordu. Özellikle terörizmle mücadele yalnız bırakılıyor olması ve NATO’ya üye olmak isteyen İsveç ve Finlandiya’nın terör örgütünün faaliyetlerini destekler yöndeki politikaları Türkiye’nin üyelikler konusundaki olumsuz kararının en önemli nedeniydi. Bu çerçevede Türkiye’nin güvenliği ile ilgili meşru taleplerinin görünür ve kabul edilir olması, İsveç ve Finlandiya’nın terörle mücadele konusunda Türkiye’ye destek vereceklerini ve PYD/YPG ile FETÖ’ye destek sağlamayacaklarını taahhüt etmeleri Türkiye açısından önemli kazanımlar. Ayrıca, FETÖ ve PKK sempatizanlarının Türkiye’ye teslim edilmeleri için gerekli hukuki düzenlemeleri yapmayı taahhüt etmeleri ve güvenlik birimleri arasında bir iş birliği mekanizmasının kurulması kararı, Türkiye’nin güvenlik endişelerini karşılayacak bir zemin oluşturmakta.

Muhtıra ile bir kazanım elde edilmediğini savunanlar ise İsveç ve Finlandiya’nın taahhütlerinin bağlayıcı olmadığının, zamanla muğlaklaşma ihtimalinin altını çiziyorlar ve bu ülkelerin terörle mücadele konusunda destek verme taahhütlerini de muğlak buluyorlar. Bu endişeler özellikle Türkiye ve Batı ittifakı arasındaki geçmiş deneyimler düşünüldüğünde son derece haklı endişeler olmakla birlikte mutabakattaki ortak mekanizma tarafların taahhütlerine uyup uymadıklarının İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri sonrasında da değerlendirmeyi mümkün kılacak nitelikte. Yine de mutabakatın bağlayıcı olmadığını ve kesin bir garanti sağlamadığını belirtmek gerekir.

Diğer önemli bir kazanım iki ülkenin Suriye operasyonları nedeniyle 2019’dan beri Türkiye’ye uyguladıkları silah ambargolarını kaldırmış olmaları. Bunun da önemli bir kazanım olmadığını düşünenlerin sayısı fazla. Yine de ambargonun kaldırılmış olmasını da Türkiye’nin kazanım listesine eklemek gerekir. Muhtıra’nın 4. Maddesinde İsveç ve Finlandiya’nın “Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüte” destek sağlamayacakları ibaresinin geçmesi de Türkiye açısından önemli. İsveç ve Finlandiya’nın PESCO projelerine Türkiye’nin de katılımının sağlanması konusundaki destek vereceklerini taahhüt etmiş olmalarının da altını çizmek gerekir. Ancak tüm bu kazanımlar tarafların taahhütlerini yerine getirmeleri ve kurulacak ortak mekanizmanın etkin işlemesiyle anlamlı olacaktır.

Bununla birlikte İsveç ve Finlandiya üyelikleri vetosu, ABD ile olan sorunların çözülmesi ve F-16 satışlarının gerçekleşmesinin sağlanması açısından bir fırsat olarak da değerlendirilmiştir. Biden’ın ikili görüşmeler sonrasında F-16 satışı için çabalayacağını belirtmesi, Türkiye açısından memnuniyet verici. ABD ile uzun süredir oldukça gergin seyreden ilişkilerin ılımlı hale gelmesi Türkiye’nin sürdürdüğü denge politikasına da katkı sağlayacak ve ABD ile olan diğer sorunların çözümü içinde bir zemin sağlayacak nitelikte. Ancak başta PYD/YPG sorunu olmak üzere çözülmesi gereken daha pek çok sorun olduğunu da belirtmek gerekir.

Genel olarak değerlendirildiğinde ise Zirve’de uzun süredir kendi içinde sorun yaşayan Batı ittifakını güçlendirmeye yönelik kararlar alınırken Türkiye de güvenlik konusundaki endişelerini müttefiklerine daha net biçimde iletmiştir. Muhtıra’nın bağlayıcılığı tartışmalı olsa da bu hassasiyetlerin ve taleplerin bir metne dökülmüş olması önemli. Türkiye’nin Batılı müttefikleriyle uzun süredir ciddi sorunlar yaşadığı düşünülürse Finlandiya ve İsveç’in üyelikleri üzerindeki blokajı kaldırmış olması, Batılı müttefiklerle ilişkilerin ılımlı bir noktaya taşınması için vesile olabilir. Zirve sırasında Ukrayna-Rusya savaşında Türkiye’nin izlediği dış politikanın memnuniyet verici olduğu müttefikler tarafından dillendirildi. İsveç ve Finlandiya konusundaki tutumu da memnuniyetle karşılandı. Dolayısıyla dış politikada izlenecek doğru adımlar Türk dış politikası açısından kazanıma dönebilir. Ancak Zirve’de alınan kararların kazanım olarak kabul edilebilmesi bundan sonra ABD-Türkiye ilişkilerinin hangi zeminde gerçekleşeceği, İsveç ve Finlandiya’nın taahhütlerini yerine getirip getirmeyecekleri, kurulan ortak mekanizmanın ne derece etkin çalışacağı ve Türkiye’nin ede ettiği ılımlı havayı pozitif kazanımlara döndürüp döndüremeyeceğine bağlı.

Sinem Ünaldılar

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.