Dünya siyasetinde Türkiye’nin gücü her geçen gün daha da artmaktadır. Özellikle Ortadoğu’da barış ve istikrarın merkezi hâline gelen Türkiye, Avrupa Birliği ülkelerinin karşılaştığı sorunlara çözüm üretilmesi noktasında da merkez ülke konumuna yükselerek çağın parlayan yıldızı olmaktadır.
Suriye’de devletin yeniden yapılanma sürecinde etkin bir konumda bulunan Türkiye’nin gücünü gören İsrail’in, Azerbaycan üzerinden gerçekleştirdiği hamlelerin Türkiye ile Azerbaycan devletlerinin ve bilhassa iki kardeş milletin arasını açabilecek nitelikte olması, üzerinde hassasiyetle durulması gereken önemli bir husustur.
Nitekim ABD’nin Irak’taki askerî üslerinden çekilme süreci, Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda ortaya konulan “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Orta Doğu” vizyonunun bir başarısı olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye’nin dış politika ekseninde gösterdiği gayretler neticesinde elde ettiği başarılar, yalnızca komşu ülkelerde değil; Ortadoğu, Arap Yarımadası ve Afrika’dan Kafkasya ve Balkanlar’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada hissedilmektedir. Türkiye, bu geniş coğrafyada giderek güçlenen stratejik bir merkez ülke olarak öne çıkmaktadır.
Bizler, çağın öncüsü olma hedefimiz doğrultusunda güvenlik, diplomasi ve ekonomi üçgeninde şekillenen stratejik bir vizyonla ilerlemeliyiz. Bu kapsamda jeo-lojistik süreçler, ülkemizin millî menfaatlerine hizmet eden stratejik kazanım politikaları çerçevesinde ele alınmalıdır.
İran destekli Husiler (Ensarullah), Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’ndaki kontrollerini artırırken Suudi Arabistan’ın iç kesimlerine ve sınır bölgelerine yönelik hava ve füze saldırılarını da tırmandırmış durumdadır.
Bu süreçte dahi Mekke Protokolü çerçevesinde barış ve istikrarı tesis edebilecek ülke Türkiye’dir.
Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’nda güvenlik sorunları her geçen gün artarken Basra Körfezi eksenindeki gerilim de giderek yükselmektedir.
Jeo-lojistik dengeler açısından dünyanın önemli merkezlerinden biri olan Türkiye’nin Akdeniz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Suriye üzerinden küresel ticaret koridorlarının merkezi hâline gelmesine yönelik stratejik adımlar atılmalıdır.
Bu doğrultuda, öncelikle Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından deniz lojistiği süreçlerinde döner sermaye kapsamında hayvan başına tahsil edilen 7.200 TL tutarındaki ücrette, sektörel rekabet gücünü artırmak amacıyla ivedilikle %50 oranında indirim yapılarak ücretin yarı seviyesine düşürülmesi gerekmektedir.
Konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu tarafından hassasiyetle ele alınması ve gerekli yasal düzenlemelerin değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada ülkesi olan Türkiye, kendi güvenliğini temin edebilecek ve komşu ülkelerin karşı karşıya kaldığı sorunların çözümüne katkı sunabilecek stratejik güce sahiptir. Bu büyük gücün ekonomik kazanımlara dönüştürülmesi amacıyla somut adımlar atılmalıdır.
Jeo-lojistik dengeler çerçevesinde gelişen ve değişen süreçler, bir millî güvenlik meselesi olarak değerlendirilmeli ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilgili kurumları tarafından gerekli bütün adımlar hassasiyetle atılmalıdır.
Suriye, Irak, Arap Yarımadası ve Afrika pazarlarına yönelik Mersin merkezli bir ticaret koridoru stratejisi benimsenmelidir. Bu strateji doğrultusunda Türkiye’nin hem bölge ülkeleri için güçlü bir tedarik merkezi hem de güvenli bir lojistik koridor ve liman merkezi hâline gelmesi sağlanmalıdır. Böylelikle ülkemizin ekonomik, stratejik ve diplomatik gücü daha da pekiştirilecektir.
Cumhurbaşkanlığı makamının öncülüğünde, Ticaret Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı konuyu büyük bir hassasiyetle ele almalı; Dışişleri Bakanlığının koordinasyonunda deniz ticareti stratejisi ve Türkiye’nin küresel ticaret koridorlarının merkezi hâline gelmesi hedefi ivedilikle hayata geçirilmelidir.
Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz, Babülmendep Boğazı ve Basra Körfezi ekseninde güvenlik kaynaklı sorunların her geçen gün artması karşısında Türkiye’nin, Mersin merkezli küresel bir jeo-lojistik merkez olma hedefiyle vakit kaybetmeden harekete geçmesi, ülkemizin ekonomisi açısından stratejik önem taşımaktadır.
Ayrıca böylesine stratejik bir adımın atılmasıyla birlikte Kalkınma Yolu Projesi’nin taşıdığı önem ve değer çok daha belirgin hâle gelecektir.
Türkiye’nin savaş yerine barışı, münakaşa yerine mülahazayı esas alan güvenlik ve diplomasi politikalarının ekonomik alanda da karşılık bulması sağlanmalıdır. Bu doğrultuda, iç ve dış ticaret hacmimizi artıracak, millî ekonomimize katkı sunacak ve bölgesel iş birliğini güçlendirecek adımların süratle atılması gerekmektedir.
Jeo-lojistik çerçevede atılacak stratejik adımlar, Türkiye’ye ekonomik, sosyal, diplomatik ve güvenlik politikaları açısından önemli kazanımlar sağlayacaktır.
Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda, ülkemizin sahip olduğu jeopolitik gücü jeo-lojistik üstünlüğe, bu üstünlüğü de kalıcı ekonomik ve stratejik kazanımlara dönüştürmek temel hedefimiz olmalıdır.
Orhan FİDAN
Araştırmacı Yazar

