Mehmet Bozkuş: TÜRKİYE YUNANİSTAN İLİŞKİLERİ VE MİÇOTAKİS ZİYARETİ
Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler, tarihsel olarak rekabet, kriz ve kırılgan uzlaşılar ekseninde şekillenmiş; Ege Denizi, Doğu Akdeniz, Kıbrıs meselesi, hava sahası ve deniz yetki alanları gibi başlıklar iki ülke arasındaki gerilimin süreklilik kazanan temel unsurları olmuştur.
Bu kronik sorun alanlarına son dönemde Orta Doğu’da yaşanan jeopolitik kırılmalar, İsrail’in GKRY ve Yunanistan ile geliştirdiği çok boyutlu ilişkiler ve Doğu Akdeniz merkezli enerji-jeopolitik rekabet de eklenmiştir.
İsrail’in Akdeniz’de artan etkinliği, GKRY üzerinden yürütülen askerî ve enerji temelli girişimler ile Türkiye’nin bölgesel konumunu hedef alan örtük stratejiler, Yunanistan–Türkiye hattındaki hassas dengeyi daha da karmaşık hâle getirmektedir.
Bu çerçevede Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in Türkiye ziyareti, yalnızca ikili ilişkiler bağlamında değil; NATO, Avrupa Birliği ve Doğu Akdeniz jeopolitiği açısından da dikkatle izlenen stratejik bir gelişme niteliği taşımaktadır.
Söz konusu ziyaret, tesadüfi ya da sembolik bir diplomatik temas olarak değerlendirilmemelidir. Değişen küresel güç dengeleri içinde Yunanistan, kendisine yeni bir jeopolitik konum alanı açma arayışındadır ve bu arayışta Türkiye’nin artan askerî, diplomatik ve bölgesel etkisi belirleyici bir faktör hâline gelmiştir.
Türkiye’nin son yıllarda bölgesel bir güç merkezi olarak öne çıkması, Atina tarafından uzun süredir bir tehdit algısı çerçevesinde okunmakta; Yunanistan, bu yükselişe çoğu zaman uluslararası aktörlerle aynı hatta konumlanarak karşılık vermeyi tercih etmektedir.
Ziyaretin arka planında bölgesel ve küresel baskılar, ABD ve AB’nin yönlendirici etkisi, ekonomi ve enerji boyutu, Rusya,Ukrayna savaşı ve İsrail,GKRY,Yunanistan üçgeninin süreçlere olan yansımaları belirleyici
olmuştur. NATO’nun güney kanadında Türkiye,Yunanistan gerilimi, özellikle ABD ve AB açısından yönetilmesi gereken stratejik bir risk olarak görülmektedir.
Rusya,Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa güvenlik mimarisinin kırılganlaşması ve Orta Doğu’daki belirsizliklerin derinleşmesi, Ege’de yeni bir krizin hem askerî hem de ekonomik açıdan son derece maliyetli olmasına yol açmıştır. Bu nedenle Washington, Ankara,Atina hattında kontrollü diyalog ve krizden kaçınma yaklaşımını açık biçimde desteklemektedir.
Avrupa Birliği ise Yunanistan üzerinden Türkiye’ye baskı kurma stratejisinin sınırlı sonuçlar ürettiğini görerek, diyalog kanallarının açık tutulmasını daha rasyonel bir seçenek olarak değerlendirmektedir.
Doğu Akdeniz’de planlanan enerji projelerinin yüksek gerilim ortamında sürdürülebilir olmadığı gerçeği, ekonomik rasyonaliteyi öne çıkarmaktadır.
Enerji arama ve taşıma faaliyetlerinin yanı sıra turizm, ticaret, deniz taşımacılığı ve ulaştırma gibi alanlar, iki ülke için de karşılıklı bağımlılık ilişkisini güçlendirmekte; bu durum, krizden ziyade yönetilebilir bir rekabet anlayışını zorunlu kılmaktadır.
Miçotakis ziyareti bu bağlamda, sorunları çözmekten çok onları kontrol altında tutma ve kriz üretmeyen bir ilişki zemini oluşturma amacını taşımaktadır. Ziyaretin arkasındaki temel yaklaşım, “sorunlar çözülmeyebilir, ancak kriz çıkarılmamalıdır” anlayışıyla özetlenebilecek olan ve son dönemde “pozitif gündem” ya da “yönetilen rekabet” olarak tanımlanan ilişki biçimini yansıtmaktadır.
Bu yaklaşım çerçevesinde askerî gerilimi tırmandıracak söylemlerden kaçınılması, doğrudan iletişim kanallarının ve lider diplomasisinin sürdürülmesi, ekonomi, ticaret ve göç gibi alanlarda sınırlı iş birliği arayışlarının devam etmesi hedeflenmektedir. Ancak bu durum, temel anlaşmazlıkların çözüldüğü ya da tarafların pozisyonlarında köklü bir değişim yaşandığı anlamına gelmemektedir.
İki ülke arasında geçmişten bugüne yapılan görüşmeler incelendiğinde, sorun başlıklarının büyük ölçüde aynı kaldığı ve yapısal nitelik taşıdığı görülmektedir. Ege’de deniz yetki alanları ve kıta sahanlığı, hava sahası ve FIR hattı ihlalleri, adaların silahlandırılması ve Kıbrıs meselesi gibi dosyalar, Miçotakis ziyareti sırasında kullanılan yumuşak dile rağmen çözümden uzak bir şekilde varlığını sürdürmektedir.
Bu alanlarda tarafların temel tezlerinde esaslı bir değişim söz konusu değildir; dolayısıyla ziyaret, çözüm üretmekten ziyade kriz yönetimi işlevi görmektedir.
Türkiye açısından bu ziyaret, Ege’de kontrolsüz tırmanma riskinin azaltılması, NATO ve Batı ile ilişkilerde dengeleyici bir diplomatik zemin oluşturulması ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlamayı hedefleyen projelere karşı zaman kazanma ve manevra alanı yaratılması anlamına gelmektedir.
Ankara’nın Yunanistan ile diyalogdan beklentisi, hak ve menfaatlerden vazgeçmek değil; çok cepheli jeopolitik baskıyı hukuk ve diplomasi çerçevesinde yönetebilmektir. Bu yaklaşım, Türkiye’nin bölgesel güç konumunu korurken aynı zamanda krizleri kontrollü biçimde bertaraf etme stratejisinin bir parçasıdır.
Yunanistan açısından bakıldığında ise Miçotakis’in Türkiye ziyareti, doğrudan askerî çatışma riskini düşürme, iç politikada gerginlik söylemini gerektiğinde siyasi kazanca dönüştürme, ABD ve AB nezdinde “istikrarı önceleyen aktör” imajı oluşturma ve savunma yatırımları ile silahlanma sürecini zaman baskısı olmaksızın sürdürme açısından önem taşımaktadır. Atina yönetimi, diyalog kanallarını açık tutarken caydırıcılığını artırma ve askerî kapasitesini güçlendirme stratejisinden vazgeçmiş değildir.
Miçotakis’in Türkiye ziyareti, tarihsel sorunları çözmemiş, Ege ve Kıbrıs dosyalarını kapatmamış; ancak kriz ihtimalini azaltarak diplomatik kanalların açık tutulmasına katkı sağlamıştır. Bu nedenle mevcut tabloyu bir “stratejik uzlaşma”dan ziyade, “kontrollü rekabet ve geçici denge” olarak tanımlamak daha isabetlidir.
Yunanistan,Türkiye ilişkileri bu ziyaretle birlikte yüksek gerilimden düşük yoğunluklu rekabete evrilmiş görünmektedir. Bununla birlikte bu kırılgan denge, ABD, AB ve NATO’nun tutumu, tarafların iç siyasal dinamikleri ve bölgesel krizlerin seyriyle birlikte her an yeniden sınanabilecek bir yapı arz etmektedir. Asıl belirleyici soru ise, bu diyalog zemininiň ilk büyük bölgesel kriz anında da sürdürülebilir olup olmayacağıdır.
Mehmet Bozkuş
Stratejist / Siyaset Bilimci



Yorum gönder