Kanat Makhanov: Küresel Askerileşme Ortamında Orta Asya Ülkeleri
Avrasya Araştırma Enstitüsü, Kazakistan
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları
Enstitüsü’nün (SIPRI) verilerine göre, küresel
askeri harcamalar 2022-2024 döneminde eşi
görülmemiş seviyelere ulaşmıştır. Yıllık bazda
düzenli bir artışla 2.4 trilyon doların üzerine çıkan
harcamalar, küresel Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın
(GSYİH) yaklaşık %2.3’üne tekabül etmektedir.
Bu oran 2024 yılında %2.5’e yükselerek Soğuk
Savaş’ın sona ermesinden bu yana kaydedilen
en yüksek seviyeye ulaşmıştır. 2024 yılında
askeri harcamalar toplam kamu harcamalarının
%7.1’ini oluştururken, kişi başına düşen askeri
harcama 334 dolara yükselerek 1990’dan bu yana
kaydedilen en yüksek değerdir (SIPRI, 2025). Bu
artış eğilimi neredeyse dünyanın tüm bölgelerinde
gözlemlenmekte olup özellikle Avrupa, Doğu Asya
ve Orta Doğu’da daha keskin bir yükseliş ivmesine
sahiptir.
Rusya-Ukrayna savaşı veya Orta Doğu’da tekrar
eden gerilimler gibi süregelen çatışmalar bu
dinamiklerin başlıca itici gücü olarak görülse
de, söz konusu artışın koşulları bu krizlerden
çok önce oluşmaktaydı. Küresel askerileşme
eğilimi; Orta Doğu’daki kalıcı istikrarsızlık, Hint-
Pasifik bölgesinde yoğunlaşan ABD-Çin rekabeti,
yeni bölgesel savunma yapılanmalarının ortaya
çıkışı, iklim değişikliği ve zayıf yönetişimle
bağlantılı güvenlik kaygıları ile tekrarlayan silah
modernizasyon döngüleri gibi çok sayıda faktör
tarafından güçlendirilmektedir.
Küresel askerileşmeye ilişkin bu geniş ölçekli süreç,
uluslararası ilişkiler kuramında sıklıkla “güvenlik
ikilemi” kavramı çerçevesinde yorumlanmaktadır.
Bu kavram, devletlerin kendi güvenliklerini
artırma yönündeki çabalarının bir zincirleme
tepki yarattığı duruma işaret eder. Devletler;
askeri kapasitelerini genişletmek veya ittifaklarını
güçlendirmek gibi genellikle savunma amaçlı
tedbirler aldıklarında, diğer devletler bu niyetleri
tam olarak kestiremediklerinden bu adımları
saldırgan nitelikteki hamleler olarak değerlendirme
eğilimine girerler. Bu değerlendirme, karşı tarafın
da kendi askeri kabiliyetlerini artırmasına yol açar
ve bu adım da ilk devlet tarafından yeniden tehdit
olarak algılanır. Böylece ortaya çıkan döngüsel
dinamik; güvensizliğin ve karşılıklı silahlanmanın
kademeli biçimde derinleşmesine, gerilimlerin
artmasına ve hatta kasıtlı bir saldırgan niyet
bulunmasa dahi çatışma riskinin yükselmesine
neden olur.
Orta Asya, oldukça militarize bir jeopolitik ortamda
konumlanmaktadır. Bölge hem Rusya ve Çin’le
hem de dolaylı olarak Türkiye üzerinden NATO’yla
komşudur. Ayrıca siyasi otoritenin büyük ölçüde
paramiliter yapılar aracılığıyla sürdürüldüğü
Afganistan’a da sınırdır. 2024 yılında bölgenin
toplam askeri harcamaları yaklaşık 1.9 milyar
dolar olarak gerçekleşirken; bu rakam 2023’e
kıyasla %5.5’lik bir düşüşe ve son dokuz yılda
toplamda %25’lik bir azalmaya işaret etmektedir
(uz.kursiv.media, 2025). Bu daralma, Orta
Asya’yı “güvenlik ikilemi” çerçevesinde yapısal
ve dezavantajlı bir konuma yerleştirmektedir;
zira bölgenin etrafındaki hemen hemen tüm
güçler GSYİH’larının daha büyük bir bölümünü
savunmaya ayırmakta ve askerileşme eğilimini
istikrarlı biçimde sürdürmektedir. 2024 yılında
Rusya’nın askeri harcamalarının GSYİH’sına
oranının %7.1 olduğu tahmin edilirken; bu oran
Çin’de %1.7, İran’da yaklaşık %2.0, Hindistan’da
%2.3 ve Pakistan’da yaklaşık %2.7 oranındadır
(SIPRI, 2025).
Buna karşılık, Orta Asya’nın toplam askeri
harcamaları 2024 yılında 6.57 milyar dolar
seviyesine ulaşmış olup bu rakam bölge
GSYİH’sının yalnızca %1.32’sine tekabül
etmektedir. Bölge içinde dikkat çekici farklılıklar
da bulunmaktadır: Tacikistan’ın yaklaşık 446
milyon dolarlık askeri harcamaları GSYİH’sının
%3.14’üne tekabül ederek oransal olarak bölgedelider konumdadır. Miktar olarak ise Özbekistan
2.8 milyar dolarlık askeri harcamasıyla (%2.44)
başı çekerken, onu 2 milyar dolar (%0.69)
ile Kazakistan, 1.1 milyar dolarla (%1.77)
Türkmenistan ve 222 milyon dolarla (%1.27)
Kırgızistan takip etmektedir (Uz.kursiv.media,
2025; Dünya Bankası, 2025). Her ne kadar Orta
Asya’da askeri bütçeler son yıllarda genel olarak
artış göstermiş ve küresel eğilimleri yansıtmış olsa
da, bu artışın ölçeği ve hızı bölgenin çevresindeki
hızlı artışla karşılaştırıldığında sınırlı kalmaktadır.
Bu nedenle, Orta Asya devletleri değişen güvenlik
ortamında daha zayıf bir konumda olmaya devam
etmektedir.
Orta Asya’daki silahlı kuvvetlerin bir diğer
kısıtı ise Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu
yana kayda değer bir modernizasyon sürecinin
yürütülmemiş olması ve orduların büyük ölçüde
güncelliğini yitirmiş yapılara sahip bulunmasıdır.
Beş devletin tamamı, 1991 yılında geniş ancak
yaşlanmış bir envanter devralmış; bu envanter
bugün halen kullanımda olan Sovyet dönemine
ait uçaklar, zırhlı araçlar, topçu sistemleri ve
hava savunma unsurlarından oluşmaktadır. Bu
ekipmanın önemli bir kısmı artık 30 ila 50 yıllık
bir yaş aralığındadır ve sınırlı modernizasyon,
yedek parça eksikliği ile çağdaş platformlarla zayıf
birlikte çalışabilirlik gibi sorunlarla anılmaktadır.
Çeşitlendirme çabaları başlamış olmakla birlikte,
esas olarak Türkiye’den (özellikle insansız hava
araçları ve elektronik sistemler) ve Çin’den
(araçlar ve İHA’lar) yapılan tedariklerle sınırlı
kalmaktadır. Ancak genel tedarik hacmi halen
mütevazıdır. Orta Asya devletleri toplu olarak
küresel silah ithalatının %1’inden çok daha azını
oluşturmaktadır (SIPRI, 2024) ve bu oran 2022
sonrası dönemde yalnızca hafif bir artış gösterdi.
Dolayısıyla askeri modernizasyon bölge için
stratejik bir öncelikten ziyade, ulusal savunma
gündemlerinde ikincil konumunu korumaktadır.
Orta Asya genelindeki yerel savunma sanayileri
ise hafif silah üretimi, temel montaj ve tamir
faaliyetleriyle sınırlıdır; hiçbir devlet modern
tank, uçak veya füze sistemi tasarlayacak ya da
üretecek kapasiteye sahip değildir. Bu alanda en
ileri örneği Kazakistan oluşturmaktadır; ancak
bu durum esasen Türkiye ve Güney Afrika ile
yürütülen ortak girişimlere dayalıdır ve teknolojik
egemenlik burada dahi oldukça sınırlıdır.
Bölgenin toplam askeri-sanayi üretimi yalnızca
yıllık birkaç yüz milyon dolar düzeyindedir ve
çoğunlukla düşük karmaşıklıktaki üretim ile
lisanslı montaj süreçlerinde yoğunlaşmaktadır.
Orta Asya devletlerinden hiçbiri ileri düzey
savunma sistemleri üretmemekte olup yerel
sanayiler yapısal olarak dış teknolojik girdilere
bağımlı durumda kalmaktadır. Bu bağımlılık,
bölgenin genel askeri kırılganlığını pekiştirmekte
ve komşu güçler arasındaki artan askerileşmeyle
şekillenen güvenlik ortamında Orta Asya’yı
göreceli olarak daha zayıf ve savunmasız bir
konuma sürüklemektedir.
Askeri iş birliği bağlamında Kazakistan,
Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve
Türkmenistan’a toplu bir bütün olarak atıfta
bulunmak yerinde bir tespit olmayacaktır. Çünkü
beş ülkeyi kapsayan birleşik bir Orta Asya
savunma çerçevesi ya da çok taraflı bir askeri
ittifak bulunmamaktadır. Bunun yerine güvenlik iş
birliği parçalı bir yapı arz etmekte ve çoğunlukla
seçici ikili düzenlemeler ya da Rusya ile Kolektif
Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ), Çin ile
Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), Türkiye ile Türk
Devletleri Teşkilatı (TDT) gibi dış yönelimler
üzerinden şekillenmektedir. Bu çeşitlilik yalnızca
farklı tehdit algılarını değil, aynı zamanda
bölgedeki dış politika yönelimlerinin birbirinden
belirgin şekilde ayrıştığını da yansıtmaktadır.
Orta Asya devletleri arasındaki ilişkiler genel
olarak uyum içerisinde olmasına rağmen
çeşitli dönemlerde örtülü gerilimlere sahne
olabilmektedir; hatta Kırgızistan ile Tacikistan
arasındaki yakın dönem sınır çatışmalarında
görüldüğü gibi, zaman zaman açık karşılaşmalara
da dönüşebilmektedir. Sınır belirleme sürecindeki
tamamlanmayı bekleyen sorunlar, özellikle yoğun
nüfuslu güney bölgelerinde yer alan enklavlar, iç
içe geçmiş yerleşimler ve su ya da otlak gibi kıt
kaynaklar üzerindeki rekabet, dönemsel ihtilaflara
yol açmaktadır. Bu nedenle, çözülmemiş toprak
ve kaynak meselelerine dayanan bölge içi
çatışma ihtimali, çevredeki büyük güçlerin dış
saldırganlığına kıyasla daha yüksek olabilmektedir.
Orta Asya devletlerinin stratejik koşulları göz
önünde bulundurulduğunda, silahlı kuvvetlerin
kapsamlı bir modernizasyonu uzun vadeli bir
öncelik olmayı sürdürmektedir. Her ne kadar her
ülke kademeli iyileştirmeler gerçekleştirmiş olsa
da, son veriler birçok devletin 2024 yılı küresel
askeri harcama ortalaması olan GSYİH’nın
%2.5’inden az kaynak ayırdığını ve bu durum
bölgenin yatırım hızının küresel askeri dönüşüm
eğilimleriyle uyumlu olmadığını göstermektedir.Bu çerçevede; tedarik kaynaklarının
çeşitlendirilmesi, daha yeni teknolojilerin
benimsenmesi ve mümkün olan alanlarda üretimin
yerelleştirilmesi gibi anlamlı bir modernizasyonu
destekleyecek bir savunma harcaması düzeyine
ulaşmak gerekmektedir. Bu durum, güvenlik
ortamında silahlı kuvvetlerini yetkin ve
uyarlanabilir kılmak isteyen Orta Asya hükümetleri
için giderek daha gerekli hale gelmektedir. Bu
bağlamda, güvenlik alanında Türkiye ile mevcut
TDT kurumsal çerçevesi üzerinden iş birliğinin
genişletilmesi, bir dizi nedenle en uygulanabilir
ve verimli yol olarak öne çıkmaktadır. Türkiye,
Rusya-Çin güç dengesi içinde güvenli bir ortak
olarak konumlanmakta ve bu durum Orta Asya
hükümetlerinin dengeli diplomasi paradigmasıyla
uyum sağlamaktadır. Üstelik Türkiye ile bölge
arasında 30 yıla yayılan istikrarlı iş birliği, söz
konusu angajmanı destekleyebilecek bir kurumsal
zemin yaratmaktadır. Ayrıca Türkiye, savunma
sanayii kapasitesini aktif biçimde genişletmekte
ve küresel pazarda güvenilir, kaliteli askeri
teçhizat sağlayıcısı olarak konumunu pekiştirmeye
devam etmektedir. Nitekim Türkiye’nin savunma
ihracatının dört yıl içinde 2.3 milyar dolardan
7.1 milyar doların üzerine çıkarak üç kattan
fazla artış göstermesi, Türkiye’yi kendi milli
savunma sanayisini güçlendirmek isteyen Orta
Asya ülkelerine iyi bir örnek teşkil etmektedir
(Dinçel, 2025). Bu çerçevede iş birliğinin
yoğunlaştırılması; subay eğitimi ve operasyonel
tecrübe paylaşımından belirli askeri teçhizat
türlerinde yerelleştirilmiş üretime kadar uzanan
çeşitli biçimler alabilir. Sonuç olarak, bölgesel
güvenlik dinamiklerinin hızla değiştiği bir
dönemde Türkiye ile derinleşecek bir savunma iş
birliği, Orta Asya devletleri için hem sürdürülebilir
modernizasyon hem de stratejik denge açısından
kritik bir fırsat sunmaktadır.
Kaynakça:
Dincel, Serdar (2025). Türkiye’nin savunma
sektörü Avrupa’nın yeniden silahlanmasında
kilit aktör olarak öne çıkıyor. Alınan yer:
https://www.aa.com.tr/en/europe/explainer-
turkiye-s-defense-sector-emerges-as-key-in-
europe-s-rearming/3650271?utm. Erişim tarihi:
08.12.2025.
SIPRI (2024). Uluslararası silah transferlerinde
eğilimler, 2019–2023. SIPRI Bilgi Notu,
Mart 2024. Alınan yer: https://www.sipri.org/
publications/2024/trends-international-arms-
transfers-2019-23. Erişim tarihi: 18.09.2025.
SIPRI (2025). Dünya askeri harcamalarında
eğilimler, 2024. Alınan yer: https://www.sipri.
org/publications/2025/sipri-fact-sheets/trends-
world-military-expenditure-2024?utm_. Erişim
tarihi: 18.09.2025.
SIPRI (2025). Dünya askeri harcamalarında
eğilimler, 2024. Alınan yer: https://www.
sipri.org/sites/default/files/2025-04/2504_fs_
milex_2024.pdf?utm. Erişim tarihi: 20.09.2025.
Uz.kursiv.media (2025). Orta Asya 2024’te
savunmaya ne kadar harcadı? Alınan yer: https://
uz.kursiv.media/en/2025-05-01/how-much-did-
central-asia-spend-on-defence-in-2024/. Erişim
tarihi: 18.09.2025.
Uz.kursiv.media (2025). Özbekistan savunma
harcamalarında komşularını geride bıraktı.
Alınan yer: https://uz.kursiv.media/2025-03-19/
uzbekistan-oboshel-sosedej-po-zatratam-na-
oboronu/. Erişim tarihi: 18.09.2025.
World Bank Data (2025). GSYH (cari ABD
doları). Alınan yer: https://data.worldbank.org/
indicator/NY.GDP.MKTP.CD. Erişim tarihi:
https://www.eurasian-research.org/wp-content/uploads/2026/02/E-bulten-12.02.2026-No-383.pdf



Yorum gönder