KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Rusya
  4. »
  5. Mayis Alizade: Eski coğrafya üzerinde yeni anlaşmazlıklar

Mayis Alizade: Eski coğrafya üzerinde yeni anlaşmazlıklar

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 15 dk okuma süresi
84 0
mayis alizade

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonraki süreç içinde değerlendirildiğinde Rusya-Ukrayna anlaşmazlığının kökeninin 2004 sonlarında ortaya çıkmış ‘Maydan Hareketi’nde aranması gerekir.

Sovyet sistemin ‘Palto’sundan çıkmış devlet başkanları Kravçuk ve Kuçma ile ‘istikrar ve mihriban komşuluk’ ilkeleri içinde geçinip gidilirken ‘Maydan’ın, Viktor Yuşşenko’yu iktidara taşımasıyla durum değişti.

Mart 2014’te Kırım’ın ilhakından sonra yaşanan gelişmeler ise iki ülke ilişkilerini adeta bir daha geri dönülemez noktalara sürüklemektedir.

Bölgedeki son durum ve gelişmeler yakın gelecek açısından neleri vadetmektedir?

Independent Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Türkiye’nin NATO’daki eski Daimi Temsilcisi, Dışişleri Bakanlığı eski müsteşarı ve Cumhuriyet Halk Partisi eski milletvekili Onur Öymen, dikkati ülkelerin toprak bütünlüğü ve sınır dokunulmazlığı ilkesine çekerek Rusya ile Ukrayna arasındaki anlaşmazlıkların öncelikle bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti:

“Sovyetlerin dağılma sürecinde Moskova bir dizi önemli bölgeyi kendi kontrolü altında tutmak için çok önceden uyguladığı planları daha aktif hale getirdiği gibi yeni planları uygulamaya koydu. Moldova’nın Dnestryanı bölgesi, Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesi, Gürcistan’a bağlı Abhazya bölgesi o uygulamalardan bazılarıydı. Rusya-Ukrayna ilişkileri ve sorunları çerçevesinde değerlendirdiğimizde bu sürecin Mart 2014’te Kırım’ın Rusya’ya ilhakıyla başladığını söylememiz gerekir.

Bu çerçevede kimi zaman gerilimin tırmandığı Batı-Rusya ilişkilerinde de BM yasaları çerçevesinde belirlenmiş ‘Ülkelerin toprak bütünlüğü’ ilkesinin esas teşkil etmesi gerekmektedir. Kırım sorununun ardından Doğu Ukrayna’nın Donbas ve Lugansk bölgelerindeki ayrılıkçı kalkışmalar ve bu süreçlerin Rusya tarafından desteklendiğine ilişkin iddialar sıkıntıları daha da artırmıştır.

Öymen, “Batı’nın bu sürece herhangi bir şekilde müdahil olmasından önce gündeme getirilmesi ve öncelikle Rusya ile Ukrayna arasında çözümlenmesi gereken sorun toprak bütünlüğü olup iki ülkenin de görüşmeler yoluyla bunu çözmesi durumunda anlaşmazlıkların da büyük ölçüde ortadan kalkacağını söyleyebiliriz” dedi.

“Kuşkusuz, Rusya yönetimi SSCB döneminde kendi kontrolünde bulunmuş bugün de kendi yörüngesi olarak gördüğü bölgelerdeki etkinliğinin zayıflamasını istemiyor” şeklinde konuşan Öymen, sözlerini şöyle sürdürdü:

Kuşkusuz, Rusya yönetimi SSCB döneminde kendi kontrolünde bulunmuş bugün de kendi yörüngesi olarak gördüğü bölgelerdeki etkinliğinin zayıflamasını istemiyor. Buraya Karadeniz bölgesi de dahildir ve haliyle Rusya-Ukrayna krizi Karadeniz’de tansiyonun yükselebileceği potansiyelini muhafaza ediyor.

Eski SSCB coğrafyasında Rusya’nın yeniden daha etkili olma teşebbüslerinin arkasında aslında Sovyetleri yeniden onarma girişimlerinin yattığını da söylememiz lazım. Örneğin Azerbaycan’ın kendi topraklarını Ermeni işgalinden kurtarma operasyonlarının sonucunda bunu tam başaramamasının yanı sıra Rus ordusunun gelip Azerbaycan topraklarının bir kısmını ve Ermenistan’la sınır bölgesini kendi kontrolü altına alması bunun daha bir örneğini teşkil etmektedir.

“Rusya bu krizlerde NATO’nun, Doğu’ya doğru genişleme plan ve niyetlerinin de rolünün olduğunu” iddia etmektedir. Bu iddiayı nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusunu Türkiye’nin en tecrübeli diplomatlarından biri emekli Büyükelçi Onur Öymen şu şekilde yanıtladı:

NATO’nun ‘Ben şuraya açılarak genişliyorum’ demesiyle veya herhangi bir ülkenin ‘Ben NATO’ya üye oluyorum’ diye istek ifade etmesiyle örgütün hemen genişlemesi söz konusu olamaz. Bu, bir süreç olup kriterlerin yerine getirilmesi gerekmektedir. Türkiye 1950’de başvurdu,1952’de üyeliğe alındı.

NATO’nun genişlemesinin örgüte yüklediği yeni sorumluluklar ve maddi külfet vardır. Kuşkusuz, Rusya da bunları çok iyi bilmektedir. NATO-Rusya, NATO-Ukrayna, NATO-Gürcistan Konseylerinde verimli işbirlikleri olmuştur. Ukrayna-Rusya krizinde NATO’nun genişleme planlarının da payının olduğunu düşünmüyorum. Krizin derinleşmesi durumunda Kuzey İttifakı’nın herhangi şekilde taraf tutacağını da beklememek gerekir.

“Yıllar yılı Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgali altında kalmasını da yakından takip etmiştiniz. Biraz önce 44 günlük savaşın sonunda Azerbaycan’ın kendi topraklarını kurtaramadığını ifade ettiniz. Rus ordusu halihazırda Hankendi ve civar bölgeleri Bakü’nün kontrolünden çıkararak kendi kontrolü altına almış durumda(Laçin sınır geçiş noktası dahil).Bu durumun Azerbaycan’ın bakımından hangi sakıncaları vardır?” sorusuna Öymen şu sözlerle yanıt verdi:

Uluslararası örgütler ve dünya kamuoyu uzun süre Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgaline sessiz kaldı. Operasyonların sonucunda toprakların tamamının kurtaramayarak bir kısmının Rusya ‘Barış gücü’ askerlerinin kontrolüne girmesi Azerbaycan açısından sıkıntılı bir durum ortaya çıkarmıştır. Her ne kadar 10 Kasım anlaşmasında Rusya ‘Barış gücü’nün görev süresinin uzatılmaması durumunda çekileceği ifade edilse de beş senelik süreyi beklemeden de Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün tam şekilde sağlanması için çalışılması gerekmektedir diye düşünüyorum.

Özellikle Batılı askeri ve siyasi yorumcular ve bölgedeki gelişmeleri istihbarat raporlarını da hesaba katarak ışıklandıran internet siteleri 2022 yılının ocak-şubat aylarında çatışmaların çıkabileceğine dikkatleri çekmektedirler.

Rusya’nın, Sibirya’nın başkenti Novosibirsk’teki ordu birliklerinin bir kısmını Doğu Ukrayna bölgesi sınırlarının yaklaşık 250 kilometrelik mesafesine sevk ettiği raporlara da yansımaktadır.

Independent Türkçe’nin bölgedeki mevcut duruma ilişkin sorularını dünyanın sayılı ‘Soğuk Savaş’ uzmanlarından biri Prof. Dr. Cemil Hasanlı, Londra’dan şu şekilde yanıtladı:

Savaş tehlikesi mevcuttur. Şu anda Rusya ciddi askeri retorikler döneminden geçiyor. Rusya yetkilileri ‘önleyici darbe’ gibi Soğuk savaş terimlerini çağrıştıran bir jargona başvuruyor kimi zamanlarda. Tün bunlar ‘Batı’yı suçlu çıkarma’ tezine zemin hazırlama niteliği taşımaktadır. Sovyet dönemi deneyimleri bir yerlere operasyon hazırlıkları yapıldığında bu tür üsluplara başvurulduğunu bize hatırlatmaktadır.

Bunun en ilginç örneklerini İkinci Dünya Savaşı sonrasında SSCB’nin Türkiye’ye karşı ileri sürdüğü toprak ve Boğazlar konusundaki iddialarının basına nasıl yansıtılmasında görmüştük. Türkiye’de de ışık yüzü görmüş SSCB-Türkiye ilişkileri (1939-1953) isimli kitabımın üzerinde çalışırken Kremlin’de kaleme alınarak basına servis edilen metinlerden tanık olduğumuz dil ve üslup günümüzde de üç aşağı beş yukarı Rusya’nın askeri-siyasi ve diplomatik jargonunda kullanılmaktadır.

Sürecin mazisine bakarak günümüzdeki durumlarla kıyasladığımızda Rusya cephesinde bireylere ciddi hazırlıkların yapıldığını söyleme fırsatını bulabiliyoruz. Çünkü söz konusu ‘preventiv strike’ durumu olmayıp önceden psikolojik baskı ortamını yaratmaya yöneliktir.

Kısa süre önce gerçekleşmiş Biden-Putin görüşmesinden sonra tansiyon düşme eğilimi sergilemezken Rusya Federasyonu devlet başkanının eski Sovyet coğrafyasındaki etki alanlarını genişletmeye ilişkin söylemlerini dışişleri bakanının ‘alttan almayan’ açıklamaları takip edince Rusya’nın kendi sıkı kontrolü altında görmek istediği bölgelerin kaderi konusunu bir daha gündeme taşıdı.

Independent Türkçe’nin konuya ilişkin sorusunu Londra Üniversitesi Tarih Araştırmaları Enstitüsü’nün misafir araştırmacısı Prof. Dr. Cemil Hasanlı şu şekilde yorumladı:

Rusya’nın sunduğu taleplerde NATO ve ABD, Ukrayna, Kafkasya ve Orta Asya’daki tüm askeri faaliyetlerini durdurmalı ve eskiden SSCB içinde bulunmuş, günümüzde ise bağımsızlığı bulunan ülkelerin NATO üyesi olmayacaklarına teminat verilmesi istenmektedir. Vladimir Putin’in bu açıklaması öncelikle BM ilkelerine aykırı olup ‘Halkların kendi kaderini tayin etme’ ilkesini çiğnediği gibi ülkelerin bağımsızlığına da açık tehdit teşkil etmektedir. Rusya’nın, eski SSCB sınırları içinde bulunmuş bugünün bağımsız devletlerini kendi mandası olarak gördüğüne tanık olmaktayız.

Oysa Ukrayna, Azerbaycan, Güney Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinin otuz seneden bu yana bağımsız devletler olarak dünya sahnesinde var olduğunu herkes bilmektedir. Rusya devlet başkanının bu ve buna benzer açıklamaları Azerbaycan da dahil olmakla devletlerin bağımsızlık haklarını kısıtlamaya ve belirli ölçüde baskı altında tutmaya yöneliktir.

Günümüz dünyasında ne Rusya ne de herhangi başka bir ülke öteki devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda ikili ilişkiler kurup derinleşmesini ve ne de NATO ve diğer uluslararası teşkilatlara üye olma girişimlerini engelleme hakkına sahip değil. İkili ilişkiler ve uluslararası askeri teşkilatlara üye olma hakkı tamamen her ülkenin kendi inisiyatifinde olup Rusya’nın bu hakkı kısıtlama yetkisi bulunmamaktadır.

Rusya-Ukrayna sınırındaki gelişmeleri yakından izleyen Ukraynalı gazeteci-yazar Anwar Derkach, son iki aylık gelişmeleri Independent Türkçe ‘ye değerlendirirken farklı senaryolar gündeme getirdi.

Çalıştırılan propaganda mekanizmalarında kullanılan dil ve üsluba dikkat çeken Derkach, bunun gerilimi daha da tırmandıra bileceğini ifade etti:

“Rusya-Ukrayna sınırındaki durum siyasetçilerin, yorumcuların, gazetecilerin gündemine geçtiğimiz kasım ayı başında geldi. O zaman istihbarat raporlarına isnat eden ABD medyası Ukrayna’nın Doğu sınırlarında Rusya’nın askeri yığınak yaptığını iddia etmiş, Ukrayna tarafı bu duruma iki hafta sessiz kalarak hiçbir tepki göstermemişti. Ardından yetkililer Rusya silahlı kuvvetlerinin Ukrayna sınırının yaklaşık 300 kilometre uzaklığında yaptığı yığınağın çağdaş silahların durumu ve çatışma taktikleri açısından önemli olmadığına dikkat çektiler. Bu arada başta devlet başta devlet başkanı olmak üzere üst düzey Rusyalı yetkililer gerilimin ‘ABD ve NATO’nun, Ukrayna’da askeri üs kurma planlarından kaynaklandığını’ gündeme getirdi.

Oysa haritaya bakarsak 2004 yılında NATO’ya üye olmuş Letonya’dan Rusya sınırına kadar olan mesafenin daha yakın olduğu görülecektir. Yani NATO üyesi bir ülke varken NATO üyeliği bulunmayan bir ülke üzerinden herhangi planlamanın yapıldığı iddiası inandırıcı gelmiyor. Bu iddialar Moskova’nın propagandası dışında bir şey değil. Birkaç gün önce gerçekleştirdiği geleneksel yılsonu basın toplantısına Rusya devlet başkanının, Ukrayna devletini Ekim 1917 sosyalist devriminden sonra Lenin’in başında durduğu komünist-Bolşeviklerin yaratmasına ilişkin sözleri tarihi gerçeği yansıtmamasının yanı sıra Kremlin’in eski Sovyet coğrafyasında yeniden egemenlik kazanma özleminin açık dışavurumudur. Zira bağımsız Ukrayna devletinin varlığını adeta inkar ederek suni bir yapı olarak görme gayretleri söz konusudur.

Kırım’da bulunan Rusya silahlı kuvvetleri birliklerinin bir kısmının son günlerde farklı bir yere sevk edilmesine ilişkin söylentilerin ortaya çıkmasına rağmen Ukrayna toplumu Rusya’nın müdahale edeceği bir durumun ortaya çıkaracağı durumlara hazırlanmaktadır. Rusya’da son günlerde cereyan eden gelişmeler kaygı uyandıracak cinsten olup önemli insan hakları örgütlerinin, daha önce olduğu gibi ‘yabancı ajan’ suçlamasıyla değil ‘tarihi sahteleştirme’ iddiasıyla kapatılması Kremlin’in yayılmacı politikalarının tüm ciddiyetiyle devrede olduğunu göstermektedir. Stalin’in komşulara karşı uyguladığı agresif propaganda, içinde askeri unsurları da barındıran provokasyonlar ve doğrudan müdahale politikasının detaylarını bugünkü siyasetlerde görmekteyiz. Ukrayna toplumunun önemli kısmı bunu anlamaktadır.”

Batı’daki medya kuruluşları önümüzdeki ocak-şubat aylarında Rusya ile Ukrayna arasındaki gerilimin daha da tırmanacağını ve Doğu Ukrayna üzerinden Rusya’nın müdahalede bulunabileceği değerlendirmesini yaparken Rusya bu iddiaları başta devlet başkanı olmak üzere en üst düzeyden en sert biçimde yanıtlamayı asla ihmal etmiyor.

Ve bu tablo haliyle 2022 yılının yüksek tansiyonla başlayacağına işaret ediyor…
Mayis Alizade

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.