Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Rus televizyon: O gece NATO neden Erdoğan’a yönelik olası suikasta göz yumdu

Putin Merkel görüşmesi

Kosova’da bayrağımız niçin çiğnenir?

Gündem 26 Şubat 2018
129


Geçtiğimiz hafta başında Prizren’de Kosova’nın bağımsızlığının yıl dönümü dolayısıyla diğer ülke bayraklarıyla beraber şehre asılan Türk bayrağının bir saldırgan tarafından indirilerek çiğnendiği görüntüleri sosyal medyada yer aldı. Dost bir ülkeden bu tarz Türkiye’ye yönelik düşmanlık ilanı dışında bir izahı olmayan çirkin hadisenin maalesef münferit bir vaka olmadığı bilinmektedir. Kosova halkına zor zamanlarında maddi ve manevi her sahada yoğun destek sağlayan ve ülkenin bağımsızlığını ilk tanıyan Türkiye’ye yapılmakta olan hakaretler serisinin sonuncusu konunun kamuoyunda tartışılmasını gerektiriyor, sanıyoruz. Biz büyük milletiz, bir iki kendini bilmezin münferit provakatif eylemlerini büyütmeye gerek yoktur, Arnavut dostlarımızı üzmeyelim anlayışının yıllardır sürdürülen tahkirleri sıklaştırma ve yoğunlaştırma dışında bir sonuç vermemiştir. Kosova’daki gelişmeler konusunda sağlıklı bilgilendirme ve değerlendirmenin problemin hal yoluna konulmasına katkı sağlayacağı açıktır.

Önce son 20 yılı dikkate aldığımızda Kosova’da Türk karşıtı eylemlerin son birkaç yılda ortaya çıkmadığını söylemeliyiz. Daha bölgede Sırp varlığına karşı mücadele edilirken bile fırsat bulan fanatikler Türk mimari ve kültür eserlerini de imha etmeye başlamışlardı. Bu çerçevede Prizren merkezdeki Binbaşı çeşmesi imha edilerek ortadan kaldırılmak istenmişti. Bu sevimli çeşme vandallık girişimine rağmen halen yerinde duruyorsa da Kosova’nın hemen her tarafındaki şirinlik timsali zarif cami, mescit, hamam, köprü ve çeşme gibi mimari eserlerinin birçoğu o kadar talihli olamadı. Çeyrek asır önce Kosova’da yaygın olan Türk mimari üslubunu yansıtan cami ve minareler artık yok olmaya yüz tutmuştur. Bu çerçevede Türk karşıtlığı söz konusu olunca bazı Ortadoğu ülkelerinin ileri karakolu olarak sahada çalışan Vehhabiler, Arnavutların bütün zafiyetlerinin sebebi olarak İslamı ve Türkleri görenler ile halen yüksek dini makamları işgal eden bazı şahısları saymamız gerekir. Ancak bu gruplar arasında pek önemli bir fark yoktur. Kayda değer fark ilk iki grubun, Türkiye düşmanlığını saklamaya gerek görmezken diğerlerinin daha diplomatik bir yaklaşımı tercih etmeleridir. Bu son grubu temsil ettiğini düşündüğümüz şahıs, Gilan’ın Türk köyü Doburçan’da 19. yüzyıldan kalma Zakirler camisi 2010 yılında greyderlerle imha edilirken işin büyütülmemesi gerektiğini, yıkılanın bir kümes olduğunu söyleyebilmiştir. Bu şahsın Türkiye’de bazı yüksek makamların güvenini kazanabildiğini de ifade etmemiz gerekir.

Priştine kuzeyindeki Sultan Murad Meşhedi’nin yakınlarındaki Gazi Mestan türbesi de sık sık saldırıya uğrayan bir mekân olmuştur. Kesin kimliği bilinmeyen Gazi Mestan’ın muharip gazi bir asker, hatta Kosova zaferinde sancaktar olduğu rivayet edilmektedir. Anlaşılan Türk (ve İslam) düşmanlığını bir din haline getirenler ile türbe ve mezar gibi kültür eserlerini putperestlik emaresi olarak gören bedevi çapul ve yağmacılığını dini doktrin haline getiren Vehhabiler kolayca bir araya gelebilmektedir. Diğer taraftan son senelerde Kosova’da bayrağımıza yönelik saldırılar sıklaşma eğilimi göstermektedir. Üstelik bu saldırılar Türklerin en yoğun olduğu merkez olan Prizren’de, şehrin göbeğinde yapılmaktadır. Sinan Paşa camisinin önünde Şadırvan’da bayrağımız yakılmaktadır. Prizreni bilmeyenler için anılan yerin İstanbul için Sultan Ahmed camisinin önü, Ankara için Kızılay merkezi gibi bir yer olduğunu hatırlatmak isteriz. İki yıl önce ise saldırganlar Prizren’de Başkonsolosluğumuza molotofla saldırma cüretinde bulunmuşlardı. Bu saldırıyı da bayrak yakma tahrikini yoğunlaştırdıkları 28 Kasım’da yani İskender’in dinden döndüğü varsayılan günün yıldönümünde yaptılar. Merak edenler için Arnavutluk’u işgal eden Mussoloni’nin İskender Bey mitosunun yaygınlaştırdığını, Enver Hoca rejiminin de işgalci faşist İtalya bidatini şiddetle benimseyerek devam ettirdiğini söylemekle yetinelim.

Kosova makamları saldırıların münferit olduğunu tekrarlamakta ancak yakalanan faillere caydırıcı bir ceza vermeye de prensip olarak yanaşmamaktadır. Söylemek fazlalık olur ama ifade edelim. Türkiye Cumhuriyeti, talebini uygun bir dille bildirdiği takdirde Kosova’da dikkate alınır. Bunu Kosova yüksek makamlarını işgal edenlerin Sn. Cumhurbaşkanımıza “abi” diye hitap etmelerinden çıkarmıyorum. İki ülkenin mevcut konumları Türkiye’nin taleplerinin dikkate alınmasını gerektirir. Gelişmelerden devletin Kosova’daki diplomatik misyonunun şeref, itibar, hak ve çıkarlarımızı temsilde görevini tam yerine getirmediği izlenimi ediniyoruz. Prizren Başkonsolosluğumuz tahrip edilince Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi basına yansıdığı kadarıyla “İki ülke arasındaki ilişkilere bu ve buna benzer saldırılar zarar vermez” diyebilmiştir. Bu tarz bir ifade fikrimizce, temsil mevkiindeki bir kimsenin söylemi olamaz. Bu beyanı dinleyen Türkiye ve Kosova konusunda bir fikri olmayan birilerine, ülkemizin alttan almaya mecbur bir konumda olduğu gibi isabetsiz bir kanaat verir. Buna gerek olmadığını düşünüyoruz. Tabii diplomasinin sürekli aşağıdan almayı alışkanlık haline getirmesi muhataplarda temsil edilen devletin dikkate alınacak bir yaptırım gücü olmadığı mesajını da üretir. Bu da hak ve çıkarlarımızı baltalar.

Bu talihsiz ifadeden herhalde Kosova yönetimi de Türk karşıtı saldırganlar da caydırıcılık mesajı almamış olmalılar ki geçen haftaki saldırı vukua gelmiştir. Şimdi artık ifade edilen “menfur saldırıyı en şiddetli biçimde kınama”nın isabetsiz ilk mesajın gölgesinde etkisinden maalesef emin olamıyoruz.

Belki şunu da söylemeliyiz. Temsil makamını işgal edenler sadece günlük işleri yürüterek görevlerini yerine getirmiş olmazlar. Ülkelerini hak ve çıkarlarını temin için ısrarla çalışmalıdır. Mesela Sn. Kosova Büyükelçimiz, Sultan Abdülhamid’in kendisine verdiği görevi yerine getirmek için bölgeye gelen ve Yakova’da boğazlanarak şehit edilen Müşir Mehmed Ali Paşa’nın (şehadeti 6 Eylül 1878) mezarının tanzimi için çaba gösterebilir mi? Sn. Büyükelçi’nin 8 yıl önceki selefi olan diplomatik misyon şefimiz epey uğraşmıştı. Ancak Ankara’nın desteğini sağlayamadığı için şehit mareşalimizin kabri tanzim edilememişti. Bugün konu yetkili makamlara aktarılırsa sonuç alınması kuvvetle muhtemeldir
Doç. Dr. Hasip Saygılı

Yorumlar