Siber Güvenilir Bir Türkiye Olmak Çok Mu Zor!

Rusya İsrail’i vurmaya hazırlanıyor!

Ahvaz saldırısı ve 88. kuruluş yıldönümünde Suudi Arabistan!

Rus uzman: Aliyev ve Nazarbayev SSCB’nin başına geçseydi ülke dağılmazdı

İsviçre Görüşmeleri Nihai mi?

Gündem 1 Temmuz 2017
684

​​​​​​​​
Biraz tarihten konuyu açalım; Akritas Planı kim tarafından oluşturulmuştu? Papaz yani o dönemin “Kıbrıs Cumhuriyeti” Cumhurbaşkanı. Daha başka? Akritas kod adı ile tanınan dönemin İçişleri Bakanı yani Polikarpos Yorgacis, ve Kıbrıs Temsilciler Meclisi Başkanı Glafkos Klerides gibi isimler.. Peki Akritas planı neyi öngörmekteydi? Kıbrıs’ta topluca Türkleri katletmeyi.
Ne zaman ki Makarios, Kasım 1963’te 13 maddelik anayasa değişikliğini sundu ve Kıbrıs Türklerinin mevcut egemen haklarından “azınlık haklarına” mahkum etmek istedi, Rum planını devreye soktu. Türkler katliam yolu ile yönetimden dışlanacak, asimile ve yok edileceklerdi. Böylece ada Yunan adası olabilecekti. Bu amaçla 1963-74 arasında Kıbrıs Türküne saldırı,hayattan koparma, ekonomik anlamda çökertme, ellerinden toprakları alma vs hedefleri ile ada Türklüğü mezalim ve bunun yanında toplu soykırımlara maruz bırakılacaktı. Gerçekten de bu strateji uygulandı, çok insanımız masum soydaşımız katledildi, zulüm gördü ve Dünya sessizce izledi. BM temsilcisi Ortega’nın raporu dahi gizlendi.
Ne zaman ki Adanın Samspon Darbesi ile 15 Temmuz’da Yunan adası yapma girişimi oldu, Türkiye artık son noktayı koydu ve Garanti Antlaşmasından doğan hak ve yetkilerini kullanarak adaya hem Türklere hem de Rumlara barış sağlamak için müdahale etti. Makarios bile cunta darbesi olduktan sonra BMGK’de konuşma yaparak garantörlerden müdahale çağrısında bulunmuştu. Makarios Kıbrıs Türklerini saldırılar temelinde yıkıcı faaliyetler kurarak,biraz daha uzun vadede bitirme hedefindeydi. Nitekim, başaramadılar. 1974 müdahalesi Helenizme yani Rum rüyalarına darbe oldu. O zamandan sonra temel hedefleri önce Türkiye askerini bu topraklardan çıkaracaklar yaygarasına koyulup, halkı içinde yas politikası güttüler. Hemde eğitim sistemleri, kilise, dış politika ve Ulusal Konsey kararları ile.
1968’den bugüne ise Kıbrıs müzakereleri belli aralıklarla hep BM gündeminde ele alındı, çoğu kez başarısız olundu. Rumlar ortaya koyduğu taleplerinde bir türlü Kıbrıs Türklerinin egemenlik temelinde hak sahibi olmalarını kabul etmedi, Türkiye’yi her ortamda “işgalci” gösterme ve esas sorunun Türk askeri varlığından kaynaklandığı iddialarında bulundular. Annan planında dahi dönemin Cumhurbaşkanı ve eski Akritas plan yürütücüsü ve EOKA’cı Thassos Papadopulos: “Ben bir Devlet aldım Topluma devretmemek için” diyerek Kıbrıs Türkleri ile herhangi bir eşitlik anlayışı temelinde anlaşmaya hayır dediği çağrısını ekranlardan halkına yaptığında, ezici çoğunluk ile Rumlar anlaşmaya razı gelmediler. Bunun gerekçelerinde ise Garanti antlaşmalarını gösteren tutumdan, tüm mülklere geri dönüşün içermemesine kadar bugün halen Helenizm ekseninde ileri sürdükleri taleplerden ötürüydü.
Nihayet 2017 İsviçre görüşmeleri başladı. Bu görüşmelerin gerek KKTC gerekse TC makamlarında son süreç olduğu defaten vurguladı. Oysa GKRY-Yunanistan sorunu ucu açık bir sürece yaymak için BM’yi kullanma ve yönlendirme çabasında hep oldu. Avrupa Birliği üyeliklerini de kullanarak AB’den destek mesajları aldılar. Rumlar için öncelikli hedef garantilerin ortadan kaldırılması idi. Görüşmeler 28 Haziran’da başlayınca Rum basını ilk gün ele alınan garantiler ve güvenlik konusunda kara propaganda yaparak Türkiye’nin %80 askerini geri çekmeyi kabul ettiğini, bunun 4 aşamalı öngörüldüğünü iddia etti. Kıbrıs Türk basınında bu haberler ciddi algılanıp, manşetler ile Türk askeri adadan çekiliyor duyurları yapıldı. Oysa ayni gün Anadolu Ajansı haberlerinde Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu başkanlığındaki Türk heyeti, İsviçre’nin Crans-Montana kentinde başlayan Kıbrıs Konferansı’nın ilk gününde adadaki mevcut garanti sisteminin neden gerekli olduğunu gerekçeleriyle birlikte anlattığını açıklanmaktaydı. 29 Haziran’da ise Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, konakladığı otelde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Konferansın gidişatına ilişkin bilgi veren Çavuşoğlu, “Bu konferans bize göre nihai bir konferans. Bir mutabakat olacaksa, çözüm olacaksa olacak, olmayacaksa da artık bu işi uzatmanın bir anlamı yok. Başından beri bunu söylüyoruz. Birleşmiş Milletler (BM) de bunu söylüyor, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti heyeti de başta Cumhurbaşkanı Akıncı ve hükümet de başından beri bunu söylüyor. Dolayısıyla biz bu anlayışla Crans-Montana’ya geldik.” dedi.

Konferansın sadece “Güvenlik ve Garantiler” konusundan ibaret olmadığının altını çizen Çavuşoğlu, Kıbrıs müzakerelerinin temelini oluşturan tüm temel başlıkların birbirinden bağımsız bir şekilde müzakere edildiğini söyledi. Çavuşoğlu, “Tüm konularda mutabakat olmadan hiçbir konuda mutabakata varılmamış demektir.” ifadesini kullandı.

AA muhabirinin, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nın, iki gün önce BM Cenevre Ofisi’nde Kıbrıs Konferansı’nın Ada’da çözüm için “en büyük şans ama en son şans değil” şeklindeki açıklamasını nasıl değerlendirdiğini sorması üzerine, Çavuşoğlu:

“Eide’nin kendisi bugüne kadar bize geldiği zaman ya da bizimle birlikteki toplantılarda ve Ada’daki açıklamalarında bu konferansın nihai konferans olduğunu söylüyordu. Ve bundan sonra uzatmanın bir anlamı olmadığını da söylüyordu. Ayrıca uzatma stratejisi sadece Rumların taktiğidir.” Diyerek Rum tarafının tüm oyun ve stratejilerini gördüklerinin altını çizen Çavuşoğlu, “Dolayısıyla Eide böyle bir açıklama yaptıysa bunu doğru bulmuyoruz.” diye konuştu. Devamla, güvenlik ve garantiler konusunda Türk tarafının tutumunu net bir şekilde ortaya koyduğunu belirten Çavuşoğlu, “Sıfır asker sıfır garanti bizim için toplantıya başlama noktası bile değil. Böyle bir şeyi kabul edemeyiz. Hem KKTC heyeti, hem de Türkiye heyeti, biz güvenlik ve garantilerin ne kadar önemli olduğunu ve Kıbrıs Türk halkı için ne kadar vazgeçilmez olduğunu söyledik.” ifadesini kullandı.

Bakan Çavuşoğlu, Türk tarafının başından beri çözümle ilgili ne düşündüğünü ortaya koyduğunu belirterek, “Annan Planı’nı reddeden Rumlar. Annan Planı’nın içinde de çözümün parametreleri vardı. 2014’ten bu yana, şubattan bu yana devam eden müzakerelerde de var. Rum tarafının ve Yunanistan’ın beklentisi, garantiler tamamen kalksın, Ada’da Türk askeri kalmasın. Onun dışındaki her türlü görüş, onun için değişik bir görüş değildir. Bu bir hayaldir onlar için. Bu hayalden, bu rüyadan uyanmaları lazım. Bu hayalden vazgeçmeleri lazım.” diye konuştu.

Çavuşoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias’ın düşüncelerini bundan sonraki oturumlarda gerçekçi ve uygulanabilir bir şekilde paylaşması gerektiğini vurguladı.

Bakan Çavuşoğlu, “Geçmişe gittiğiniz zaman kimin ne yaptığı tarihte belli, kayıtlarda var. Ama şimdi biz önümüze bakıyoruz. Geçmişten ders alarak Kıbrıs’ta bir çözüm olacak mı olmayacak mı bunu değerlendiriyoruz. Kotzias’ın bu açıklamaları doğru değil.” ifadesini kullandı.

Tüm bu açıklamalara bakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve KKTC’nin Garantiler konusunda geri adım atmayacağı ortaya çıkarken, sürecin nihai bir süreç olduğu vurgusu taraflarca yapılması oldukça önemlidir. Çavuşoğlu’nun özellikle de garantiler dışında “diğer tüm konularda mutabakat olmadan hiçbir konuda mutabakat olmaz” sözü süreci bütünlüklü çözüm anlayışı çerçevesinde ele aldıklarını ve konuya baktıklarını göstermektedir. Bu durum bize göstermektedir ki, bundan sonraki süreçte olası anlaşmazlık halinde farklı alternatif yolları ile Kıbrıs Türk Devleti olarak KKTC’nin uluslararası toplumla bütünleştirme siyaseti güdüleceği anlaşılmaktadır. Zira bu strateji Türkiye Cumhuriyeti’nin 2019 Sürdürülebilir Kalkınma Programı içerisinde çoktan dahil edilmiştir bile…
Dr. Emete GÖZÜGÜZELLİ

Yorumlar