Suriye’de Yeni Eşik: Türkiye–İsrail Gerilimi ve Yeni Güvenlik Dengesi
İsmail CİNGÖZ
Uluslararası Siyaset Uzmanı
Öz
İsrail’in 18 Ağustos 2026’da Suriye’nin Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’nü vurması, Türkiye-İsrail ilişkilerinde Suriye merkezli yeni ve daha riskli bir döneme girildiğini göstermektedir. Türkiye’nin Suriye’de artan askerî ve siyasi etkisi, İsrail açısından hareket serbestisini sınırlayabilecek stratejik bir unsur hâline gelirken, Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Şuşa Beyannamesi ve NATO gibi farklı güvenlik mekanizmaları ile Türk Devletleri Teşkilatı, Türkiye’nin caydırıcılık kapasitesini çok katmanlı hâle getirmektedir. ABD ise İsrail’in güvenliğine desteğini sürdürürken, bölgesel güvenliğin maliyetini müttefikleriyle daha fazla paylaşmak istemektedir. Bu nedenle önümüzdeki dönemin temel meselesi doğrudan savaş ihtimalinden çok, yanlış hesaplama riskinin yönetilmesi, çatışmasızlık mekanizmalarının güçlendirilmesi ve bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden şekillenmesidir.
Anahtar Kelimeler: Türkiye–İsrail Gerilimi, Suriye Güvenliği, Mekke Anlaşması, Bölgesel Caydırıcılık, ABD Güvenlik Doktrini.
1. Giriş
İsrail’in 18 Ağustos 2026 tarihinde Suriye’nin İdlib bölgesindeki Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’nü vurması, Suriye sahasındaki rutin İsrail operasyonlarından daha farklı sonuçlar doğurabilecek yeni bir eşiğe işaret etmektedir. Associated Press’in Suriyeli yetkililere dayandırdığı bilgilere göre Türk askerî heyeti saldırıdan saatler önce üste yürütülen rehabilitasyon çalışmalarını incelemiştir. İsrail Başbakanlık Ofisi ise saldırıyı, Suriye’nin Türk askerlerinin üsse konuşlanmasına izin vererek İsrail’in ‘güvenlik alanında mutabık kalınmış statüko’ olarak tanımladığı düzeni ihlal etmeye hazırlandığı iddiasıyla gerekçelendirmiştir.[1]
Ankara, 19 Ağustos’ta bu iddiaları reddederek İsrail’in açıklamalarının Suriye’nin egemenliğini ihlal eden saldırıları meşrulaştırma amacı taşıdığını belirtmiş; Suriye Hükûmeti ile meşru zemindeki iş birliğinin sürdürüleceğini açıklamıştır.[2] Daha dikkat çekici olan ise Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamalarıdır. Barrack, Türkiye’nin saldırıdan önceden haberdar edilmediğini, İsrail uçaklarının kuzeye ve Türkiye istikametine yöneldiğinin görülmesi üzerine Ankara’nın askerî karşılık için hazırlık yapmasının anlaşılabilir olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca tarafların soğukkanlı davranması sayesinde durumun daha fazla tırmanmasının önlendiğine dikkat çekmiştir.[3] Bu açıklamalar, Türkiye ile İsrail arasında doğrudan askerî çatışma ihtimalinin artık yalnızca teorik bir senaryo olmadığını; yanlış hesaplama, yetersiz çatışmasızlık mekanizması veya kontrolsüz bir askerî hareketliliğin iki ülkeyi istemeden karşı karşıya getirebilecek somut bir güvenlik riski oluşturduğunu göstermektedir.
İsrail’in bilinçli biçimde Türkiye ile topyekûn savaş başlatmak istediğini söylemek için yeterli veri bulunmamaktadır. Ancak Ebu Zuhur saldırısı, Tel Aviv’in en azından bu üs özelinde Türkiye’nin Suriye’de askerî kapasitesini artırma ihtimalini kendi hareket serbestisi açısından kabul edilebilir görmediğini ortaya koymuştur.
2. İsrail’in Temel Kaygısı: Suriye’de Türk Stratejik Derinliği
Esad rejiminin 2024’te devrilmesinin ardından Türkiye, yeni Suriye yönetiminin en önemli dış destekçilerinden biri hâline gelmiştir. Ankara, Suriye ordusunun eğitimine katkıda bulunmakta, devlet kurumlarının ve altyapının yeniden oluşturulmasını desteklemektedir.[4] İsrail ise uzun yıllardır Suriye hava sahasında İran ve Hizbullah bağlantılı olduğunu iddia ettiği hedeflere karşı geniş operasyon serbestisine sahip olmuştur. Türkiye destekli radar, hava savunma sistemleri veya askerî üslerin Suriye’de yaygınlaşması hâlinde bu serbestinin zamanla sınırlandırılabileceği düşüncesi Tel Aviv açısından stratejik bir kaygıdır.
Nitekim Suriye Dışişleri Bakanı Asaad al-Shaibani, 20 Ağustos’ta Reuters tarafından aktarılan açıklamasında Ebu Zuhur’da kalıcı bir Türk askerî üssü veya Türk kuvvetlerinin konuşlandırılmasının planlanmadığını ve bu hususun saldırıdan önce İsrail’e iletildiğini belirtmiştir. Buna karşılık saldırıdan dört gün önce Mossad Başkanı ile Suriye Dışişleri Bakanı arasında gerçekleştirilen görüşmede Türkiye’nin Suriye’deki askerî varlığının ayrıntılı biçimde ele alınmış olması, İsrail’in kaygısının yalnızca Ebu Zuhur’daki muhtemel bir konuşlanmadan değil, Türkiye’nin Suriye’de giderek genişleyen askerî ve stratejik etkisinden kaynaklandığını düşündürmektedir.[5][6]
Bu nedenle Ebu Zuhur saldırısının mesajını yalnızca “Türkiye Suriye’de bulunamaz” şeklinde okumak eksik kalacaktır. Daha doğru okuma, “Türkiye’nin Suriye’de İsrail’in mevcut operasyon düzenini değiştirecek askerî kapasite oluşturmasına karşı çıkılacağı” yönündedir; fakat burada İsrail açısından önemli bir ikilem ortaya çıkmaktadır. Türkiye’yi Suriye’de sınırlandırmaya çalışmak kısa vadede İsrail’in askerî hareket serbestisini koruyabilir; buna karşılık Türkiye’yi doğrudan güvenlik tehdidi algısına itmek, uzun vadede İsrail’in karşısında çok daha güçlü ve kalıcı bir bölgesel denge oluşturabilir.
3. Mekke Anlaşması Yeni Denklemin Neresinde?
Ebu Zuhur saldırısının Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da Mekke’de imzalanan Ortak Savunma Anlaşması’ndan yalnızca on bir gün sonra gerçekleşmesi ayrıca dikkat çekicidir.
Anlaşma, taraflardan herhangi birine yönelik silahlı saldırının üç ülkeye birden yapılmış sayılmasını hükme bağlamakta; kolektif caydırıcılığın, askerî açıdan birlikte çalışabilirliğin ve savunma sanayii iş birliğinin geliştirilmesini öngörmektedir.[7] İsrail’in Ebu Zuhur’u özellikle “Mekke Anlaşması’nı test etmek” amacıyla vurduğuna ilişkin doğrulanmış bir veri yoktur. Ancak saldırının yeni güvenlik yapılanmasının siyasi dayanışma ve caydırıcılık kapasitesini fiilen sınayan ilk ciddi bölgesel hadiselerden biri olduğu söylenebilir.
Bu nedenle Türkiye’nin Suriye’deki askerî varlığına yönelik baskının siyasi sonuçları artık yalnızca Ankara-Tel Aviv hattıyla sınırlı değerlendirilemez; Riyad ve İslamabad’ın tutumu da denklemin bir parçası hâline gelmiştir.
4. ABD İsrail’i Terk Etmiyor; Güvenliğin Maliyetini Paylaştırıyor
Washington cephesindeki gelişmeleri “ABD İsrail’den vazgeçiyor” şeklinde okumak doğru değildir. Değişen unsur İsrail’e verilen desteğin varlığı değil, ABD’nin bölgesel güvenliğin bütün maliyetini tek başına üstlenmek istememesidir.
Pentagon’un Ocak 2026’da yayımladığı Ulusal Savunma Stratejisi, ABD’nin ana askerî önceliklerini Amerikan ana kıtasının korunması ve Hint-Pasifik’te Çin’in caydırılması olarak belirlerken Avrupa, Orta Doğu ve Kore Yarımadası’ndaki müttefiklerin kendi savunmalarında “birincil sorumluluk” üstlenmesini istemektedir. Aynı belge, Amerikan kuvvetlerinin daha sınırlı destek sağlayacağını belirtmekte; fakat Orta Doğu bölümünde İsrail’in kendisini savunma çabalarının güçlü biçimde destekleneceğini de açıkça kaydetmektedir.[8]
Bu nedenle Mekke Anlaşması’nı Washington’un doğrudan tasarladığı bir “güvenlik şemsiyesi devri” olarak nitelendirmek yerine, ABD’nin resmî yük paylaşımı doktriniyle uyumlu bir bölgesel yapılanma olarak değerlendirmek daha isabetli olacaktır.
Bu nokta Washington açısından yeni bir stratejik çelişki de üretmektedir: ABD bir taraftan bölgesel ortaklarının daha fazla güvenlik sorumluluğu üstlenmesini isterken diğer taraftan İsrail’in bu ortaklardan biri olan Türkiye ile doğrudan askerî gerilime girmesini önlemek zorundadır. Ebu Zuhur hadisesi bu çelişkiyi görünür hâle getirmiştir.
Üstelik küresel angajmanın maliyeti artmaktadır. Kongre Bütçe Ofisi, 2026 federal bütçe açığını 1,9 trilyon dolar; kamu tarafından tutulan federal borcun GSYH’ye oranını ise %101 olarak öngörmektedir.[9] ABD Sayıştayı (Government Accountability Office/GAO) da askerî hazırlığın son yirmi yılda çeşitli nedenlerle aşındığını; mevcut platformların kullanıma hazır tutulması ile yeni kabiliyetlerin edinilmesi arasında denge kurulmasında önemli güçlükler yaşandığını bildirmektedir.[10]
Bu veriler ABD’nin askerî gücünü kaybettiği anlamına gelmez. Ancak Hint-Pasifik, Avrupa, Orta Doğu ve Kore’de yüksek yoğunluklu yükümlülükleri aynı anda sürdürmenin stratejik fırsat maliyetinin yükseldiğini göstermektedir.
5. Amerikan Desteğinin Siyasi Sınırları
İsrail’in Washington’daki en büyük avantajlarından biri uzun yıllardır sahip olduğu güçlü siyasi destektir; fakat Amerikan kamuoyunda ve Kongre’de bu desteğin niteliği değişmeye başlamıştır.
Pew Research Center’ın Mart 2026 araştırmasında Amerikalıların %60’ı İsrail hakkında olumsuz görüş bildirmiştir. Genç yaş gruplarında eleştirel yaklaşım daha da belirgindir.[11] Temmuz 2026’da Temsilciler Meclisi’nde, İsrail’e sağlanması öngörülen 3,3 milyar dolarlık askerî yardımın kaldırılmasını amaçlayan ve Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie tarafından sunulan değişiklik, 104 “evet” oyuna karşı 314 “hayır” oyuyla reddedilmiştir. Ancak değişikliğe destek veren 104 temsilcinin 103’ünün Demokratlardan oluşması, İsrail’e askerî yardım konusunda Demokrat Parti içindeki ayrışmanın ulaştığı boyutu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.[12][13]
Dolayısıyla kısa vadede Amerikan desteğinin kesilmesi beklenmemelidir. Nitekim mevcut ABD-İsrail güvenlik yardımı mutabakatı Eylül 2028’e kadar devam etmektedir.[14] Ancak gelecekte bu desteğin Amerikan iç siyaseti, bütçe dengeleri ve Washington’un küresel öncelikleriyle daha fazla ilişkilendirilmesi ihtimali güçlenmektedir. İsrail açısından gerçek risk, Amerikan desteğinin bir sabah aniden ortadan kalkması değil; bu desteğin giderek daha pahalı, daha tartışmalı ve daha şartlı bir siyasi tercih hâline gelmesidir.
6. Türkiye-İsrail Savaşı mı, Kontrollü Gerilim mi?
Türkiye ile İsrail arasında topyekûn savaş mevcut şartlarda her iki devlet açısından da yüksek maliyetli ve rasyonelliği düşük bir seçenektir. Daha olası senaryo; Suriye merkezli nüfuz mücadelesi, sert caydırıcılık ve kontrollü askerî-siyasi gerilimdir.
Ancak Ebu Zuhur’un ortaya çıkardığı temel tehlike farklıdır: Savaş her zaman bilinçli siyasi kararla başlamayabilir. Yanlış hedef değerlendirmesi, yetersiz haberleşme veya sahadaki kontrolsüz askerî temas kısa sürede tırmanabilir. Barrack’ın açıklamaları bu ihtimalin küçümsenmemesi gerektiğini göstermektedir.[15]
Bu nedenle Washington’un Türkiye, İsrail ve Suriye arasında daha güçlü bir çatışmasızlık mekanizması kurmaya çalışması, yalnızca teknik bir tedbir değil bölgesel savaş riskini azaltabilecek stratejik bir zorunluluktur.
7. Mekke, Şuşa, TDT ve NATO: Caydırıcılığın Hukuki Sınırları
Türkiye’nin sahip olduğu ittifak ve ortaklık ağlarının tamamını otomatik askerî müdahale mekanizmaları olarak görmek doğru değildir.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı üç ülkeye yönelik saldırı kabul etmektedir; fakat kamuoyuna açıklanan metin, Türkiye’nin üçüncü ülkelerde bulunan askerî birliklerine yönelik bir saldırının hangi şartlarda kolektif savunmayı harekete geçireceğini ayrıntılı biçimde ortaya koymamaktadır.[16]
Şuşa Beyannamesi ise Türkiye veya Azerbaycan’ın bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve uluslararası kabul edilmiş sınırlarının güvenliğine yönelik tehdit veya saldırı durumunda istişare ve gerekli yardımı öngörmekte; yardımın biçiminin acil görüşmeler sonucunda belirlenmesini esas almaktadır.[17]
Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), NATO tipi bir kolektif savunma ittifakı değildir. Bununla birlikte 2025 Gabala Zirvesi’nin “Bölgesel Barış ve Güvenlik” temasıyla gerçekleştirilmesi ve güvenlik alanındaki iş birliğinin teşkilat gündeminde giderek daha belirgin hâle gelmesi, olası bir Türkiye-İsrail krizinde TDT’nin siyasi ve diplomatik dayanışma kapasitesinin önem kazanacağını göstermektedir.[18]
NATO açısından da benzer bir hukuki dikkat gereklidir. Washington Antlaşması’nın 5 ve 6. maddeleri Türkiye topraklarına yönelik silahlı saldırı bakımından çok daha açık bir çerçeve oluştururken, Suriye’de konuşlu Türk birliklerine yapılabilecek her saldırının otomatik biçimde 5. madde kapsamına gireceğini söylemek mümkün değildir.[19]
Dolayısıyla Türkiye açısından bu mekanizmaların asıl değeri yalnızca savaş başladıktan sonra kimin yardım edeceği sorusunda değil, savaşı başlamadan önleyecek siyasi ve askerî caydırıcılığın oluşturulmasındadır.
8. Avrupa, Rusya ve Çin
Avrupa’nın önceliğinin Türkiye ile İsrail arasında doğrudan çatışmayı önlemek olacağı değerlendirilebilir. Avrupa Birliği, Suriye’nin birliği, bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini açık biçimde savunmaktadır.[20] Bu nedenle Avrupa’dan doğrudan askerî taraf olmaktan ziyade diplomasi ve çatışmasızlık mekanizmalarını destekleyen bir tutum beklenebilir.
Rusya açısından Türkiye-İsrail çatışması arzu edilir bir bölgesel istikrarsızlık yaratacak olsa da Washington ve NATO’nun Orta Doğu’daki hareket alanını zorlaştırabilecek jeopolitik sonuçlar doğuracaktır. Moskova’nın doğrudan askerî taraf olmaktan çok krizin diplomatik sonuçlarından yararlanmaya çalışması daha olasıdır.
Çin ise Suriye konusundaki tutumunu daha açık ifade etmektedir. Pekin, Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğünün korunmasını istemekte ve İsrail’e Suriye topraklarındaki askerî operasyonlarını sonlandırma çağrısı yapmaktadır.[21] Bu nedenle Çin’in askerî taraf olmaktan ziyade uluslararası hukuk ve devlet egemenliği ekseninde pozisyon alması beklenebilir.
9. Karar Alıcılar Açısından Üç Stratejik Öncelik
Ebu Zuhur hadisesinden Türkiye açısından çıkarılabilecek ilk sonuç, çatışmasızlık mekanizmasının zafiyet değil caydırıcılığın tamamlayıcı unsuru olduğudur. Ankara, askerî karşılık kapasitesini muhafaza ederken Washington üzerinden Türkiye-İsrail-Suriye haberleşme kanalının kurumsallaştırılmasını desteklemelidir; çünkü caydırıcılık yalnızca ateş gücü değil, karşı tarafın hangi eylemin hangi sonucu doğuracağını önceden bilmesini sağlamaktır.
İkinci olarak Türkiye’nin Suriye ile askerî iş birliğinin hukuki ve siyasi meşruiyeti uluslararası kamuoyuna daha sistematik biçimde anlatılmalıdır. İsrail’in Türkiye’nin Suriye’deki varlığını kendi güvenliği açısından bir tehdit olarak tanımlamasına karşı Ankara, faaliyetlerinin Suriye Hükûmeti ile iş birliğine, Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve bölgesel istikrara dayandığını sürekli görünür kılmalıdır.
Üçüncü olarak Mekke Anlaşması, Şuşa Beyannamesi ve TDT bünyesindeki siyasi istişare kanalları kriz ortaya çıktıktan sonra değil, kriz öncesinde de çalıştırılmalıdır. Caydırıcılığın gerçek değeri müttefiklerin savaş başladıktan sonra ne yapacağının belirsiz bırakılmasında değil, saldırı gerçekleşmeden önce karşı tarafa hangi siyasi maliyetlerle karşılaşacağını gösterebilmesindedir.
Washington açısından da temel soru açıktır: ABD, Orta Doğu’daki güvenlik yükünün daha büyük bölümünü bölgesel ortaklara bırakmak istiyorsa, bu ortakların birbirleriyle askerî çatışmaya sürüklenmesini önleyecek bir güvenlik mimarisi oluşturmak zorundadır.
10. Sonuç
Ebu Zuhur saldırısı Türkiye ile İsrail arasında savaşın başladığını göstermemektedir. Ancak iki ülkenin güvenlik çıkarlarının artık aynı coğrafyada, aynı hava sahasında ve giderek aynı askerî denklem içerisinde birbirine temas ettiğini göstermektedir.
İsrail açısından Türkiye yalnızca Suriye’de etkin bir devlet değildir. Türkiye; Mekke Anlaşması üzerinden Körfez ve Güney Asya’ya, Şuşa Beyannamesi üzerinden Kafkasya’ya ve Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden Orta Asya’ya uzanan çok katmanlı bir stratejik ağın merkezinde bulunmaktadır.
ABD ise bir taraftan İsrail’in savunmasını desteklerken diğer taraftan müttefiklerinden kendi bölgelerinin güvenliğinde daha fazla sorumluluk üstlenmelerini istemektedir. Ebu Zuhur olayı, bu iki politikanın birbiriyle çatışabileceği noktayı gözler önüne sermiştir.
Türkiye açısından ihtiyaç duyulan politika, gerilimi savaşa dönüştürmek değil; stratejik sabır ile inandırıcı caydırıcılığı aynı anda yürütmektir. İsrail açısından da Türkiye’nin Suriye’deki etkisini sürekli askerî güç kullanarak sınırlandırmaya çalışmanın uzun vadede daha büyük bir bölgesel karşı denge yaratabileceği dikkate alınmalıdır.
Bu nedenle Ebu Zuhur yalnızca bir hava üssünün bombalanması değildir. Asıl mesele, Orta Doğu’da kimin hava üssüne sahip olacağı değil; bundan sonra bölgesel güvenliğin kurallarını kimin ve hangi ittifaklarla belirleyeceğidir.
İsmail CİNGÖZ: Uluslararası Siyaset Uzmanı; Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktora Öğrencisi; BULTÜRK Ankara Temsilcisi; TDPB Basın Kulübü Başkanı. [email protected]
Dipnotlar
[1] Associated Press, “Israeli strikes hit an air base hours after a Turkish delegation visit, Syrian officials say”, 19.08.2026. https://apnews.com/article/syria-turkey-israel-air-base-abu-duhur-strikes-turkish-delegation-60a2747ff4dcdd6ebc498807912cce46 (Erişim Tarihi: 19.08.2026)
[2] T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, “İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarına ilişkin açıklama”, 19.08.2026. https://www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/israilin-suriyeye-yonelik-saldirilarina-iliskin-aciklama (Erişim Tarihi: 19.08.2026)
[3] Reuters, “US working on deconfliction mechanism among Turkey, Israel and Syria, US envoy says”, 18.08.2026. https://www.reuters.com/world/middle-east/us-working-deconfliction-mechanism-among-turkey-israel-syria-us-envoy-says-2026-08-18/ (Erişim Tarihi: 19.08.2026)
[4] Reuters, “US working on deconfliction mechanism among Turkey, Israel and Syria, US envoy says”, a.g.h.
[5] Reuters, “Syria says no Turkish military build-up planned at airbase struck by Israel”, 20.08.2026. https://www.reuters.com/world/middle-east/syria-says-no-turkish-military-build-up-planned-airbase-struck-by-israel-2026-08-20 (Erişim Tarihi: 20.08.2026)
[6] Reuters, “Mossad chief, Syrian foreign minister discussed Turkish military deployments before strikes, sources say”, 19.08.2026. https://www.reuters.com/world/middle-east/mossad-director-syria-foreign-minister-discussed-turkish-military-deployments-2026-08-19/ (Erişim Tarihi: 20.08.2026).
[7] T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, “Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Ortak Savunma Anlaşması imzalandı”, 07.08.2026. https://www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/turkiye-suudi-arabistan-ve-pakistan-arasinda-ortak-savunma-anlasmasi-imzalandi (Erişim Tarihi: 19.08.2026)
[8] U.S. Department of War, 2026 National Defense Strategy, Ocak 2026, özellikle s. 18-20. https://media.defense.gov/2026/Jan/23/2003864773/-1/-1/0/2026-NATIONAL-DEFENSE-STRATEGY.PDF (Erişim Tarihi: 19.08.2026)
[9] Congressional Budget Office, The Budget and Economic Outlook: 2026 to 2036, Şubat 2026. https://www.cbo.gov/publication/62105 (Erişim Tarihi: 19.08.2026)
[10] U.S. Government Accountability Office, Military Readiness: DOD Should Take Further Actions to Address Challenges Across the Air, Sea, Ground, and Space Domains, 04.03.2026. https://files.gao.gov/reports/GAO-26-108888/index.html (Erişim Tarihi: 19.08.2026)
[11] Pew Research Center, “Negative views of Israel, Netanyahu continue to rise among Americans – especially young people”, 07.04.2026. https://www.pewresearch.org/short-reads/2026/04/07/negative-views-of-israel-netanyahu-continue-to-rise-among-americans-especially-young-people/ (Erişim Tarihi: 19.08.2026)
[12] Reuters, “US House defeats bid to cut off Israel aid in vote dividing Democrats”, 15.07.2026. https://www.reuters.com/world/us/us-house-defeats-bid-cut-off-israel-aid-vote-dividing-democrats-2026-07-15/ (Erişim Tarihi: 19.08.2026)
[13] Office of the Clerk, U.S. House of Representatives, “Roll Call 243, H.R. 8595, Massie of Kentucky Part A Amendment No. 8”, 15.07.2026. https://clerk.house.gov/Votes/2026243 (Erişim Tarihi: 19.08.2026).
[14] Reuters, “Israel to seek new security deal with the US, FT reports”, 27.01.2026. https://www.reuters.com/business/aerospace-defense/israel-seek-new-security-deal-with-us-ft-reports-2026-01-27/ (Erişim Tarihi: 19.08.2026)
[15] Reuters, “US working on deconfliction mechanism among Turkey, Israel and Syria, US envoy says”, a.g.h.
[16] T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, “Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Ortak Savunma Anlaşması imzalandı”, a.g.h.
[17] Presidency of the Republic of Azerbaijan, Shusha Declaration on Allied Relations between the Republic of Azerbaijan and the Republic of Turkey, 15.07.2021 (resmî metin 16 Haziran 2021 tarihinde yayımlanmıştır). https://president.az/en/articles/view/52122 (Erişim Tarihi: 19.08.2026)
[18] Organization of Turkic States, “The 12th Summit of the Organization of Turkic States Convened in Gabala, Azerbaijan”, 07.10.2025. https://turkicstates.org/en/news/the-12th-summit-of-the-organization-of-turkic-states-convened-in-gabala-azerbaijan (Erişim Tarihi: 19.08.2026)
[19] NATO, The North Atlantic Treaty, Madde 5 ve 6. https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/1949/04/04/the-north-atlantic-treaty (Erişim Tarihi: 19.08.2026)
[20] European Council, European Council conclusions on the Middle East, 18.12.2025, Suriye bölümü. https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2025/12/18/european-council-conclusions-on-the-middle-east-european-defence-and-security-next-mff-enlargement-and-reforms-migration-and-other-items/ (Erişim Tarihi: 19.08.2026)
[21] Ministry of Foreign Affairs of the People’s Republic of China, “Remarks on Syria by China’s Permanent Representative to the UN Ambassador Fu Cong at the UN Security Council Briefing”, 15.05.2026. https://www.mfa.gov.cn/eng/xw/zwbd/202605/t20260519_11913172.html (Erişim Tarihi: 19.08.2026)

