Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Rus televizyon: O gece NATO neden Erdoğan’a yönelik olası suikasta göz yumdu

Putin Merkel görüşmesi

İran istihbarat teşkilatının dünü bugünü!

İran 14 Temmuz 2017
1.896

Türkiye’de özellikle İran sempatizanı İslamcılar arasında İran devletinin çok köklü geçmişi nedeniyle İran dışişlerinin izlediği politikaların ne kadar isabetli olduğu kanaati oldukça yaygındır. Aynı imajın İran istihbaratı içinde düşünüldüğü malûm. İran’ı bölgede güçlü göstermek Rusya başta olmak üzere ABD ve İngiltere gizli servislerinin bir propagandası olabilir mi? Nitekim 2012 yılı Aralık ayında,  ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) İran İstihbarat Teşkilatı’nı Ortadoğu’nun en güçlü servisi olarak tanımlarken, Pentagon kaynakları tarafından İran’ın aktif 30 bin istihbarat personeli olduğu söyleniyordu. Hatta İran’ın en büyük düşmanı bilinen İsrail gizli servisi Mossad yetkililerinin de bu tür açıklamaları mevcut. İran’ın Şii kuşak projesinin yaygınlığı ve sürdürülebilirliği büyük ölçüde İran istihbaratının başarısıdır. İran gizli servislerinin etnik ve dinî kökeni farklı elemanları kullanma başarısını sadece İslâm devrimi dinamikleriyle açıklamak eksik kalır. Örneğin İran istihbaratında hatırı sayılır Ermeni asıllı İran vatandaşının çalışması, bunların Azerbaycan ve Türkiye düşmanlığı ile motivasyonunu akla getiriyor. Pakistan, Afganistan, Yemen, Lübnan, Irak ve Suriye hatta Bahreyn, Suudi Arabistan ve hatta Nijerya kökenli elamanları olduğuda bir gerçek.
İran istihbaratında farklı damarlardan söz edilebilir. Sovyet KGB haber alma örgütünün İran istihbaratındaki etkisi İran Komünist Partisi TUDEH üzerinden gerçekleşiyordu. İran petrollerinde hak iddia eden İngiliz petrol şirketlerinin İngiliz istihbaratının desteğini aldığı unutulmamalı. İkinci Dünya savaşı yıllarında Alman istihbaratının faaliyetlerinde Tahran önemli yer tutuyordu. İran petrollerinin millileştirilmesi politikasını yürüten ve CIA operasyonuyla iktidardan uzaklaştırılan Muhammet Musaddık sonrası dönemde tahtını garantileyen Muhammet Rıza Pehlevi saltanatını sürdürmenin güçlü bir haber alma servisiyle mümkün olduğunu anlamış ve İran’da tek güç olmak için çalışma başlatmıştı. Kendisine muhalif hareketleri izleyebilmek, kendisine yönelik faaliyetlerini tespit etmek amacıyla bir örgüt kurmak isteyen Şah Rıza Pehlevi bu iş için kollarını sıvadığında yanında ABD’yi buldu. CIA yardımıyla 1957 yılında SAVAK adı verilen istihbarat teşkilatı İran’ın Mescid-i Süleyman şehrinde kuruldu. Teşkilatta CIA yetkililerinin eğitim verdiği Fars (Pers) kökenlilerin çoğunlukta olduğu Şah zamanında tamamen bir “karakutu” olan SAVAK; bünyesinde savaş halinde silahlı 60.000 askeri birliği barındırıyordu. İran gizli servisi SAVAK’ın başına sırasıyla Timur Bahtiyar, Hüseyin Pekrevan, Nimetullah Nesiri ve son olarak Nasır Mukaddem geçmişti. Türkiye’de 12 Mart muhtırasının Demirel hükümetine, SAVAK’ın haber verdiği bazı siyasilerin hatıralarında belirtilir.
Nimetullah Nesiri Şah’ın çocukluk arkadaşıydı ve onun SAVAK’a başkanlık ettiği dönemde örgütün amaçlarında sapmalar ve bozulmalar meydana geldiği, başlangıçta komünist Tudeh Partisi üyelerinin faaliyetleri engellemek ve kısıtlamak amacı çerçevesinde icraatlerde bulunan kurum hüviyetinden tamamen çıktığı, İran gizli servisine yöneltilen eleştirilerdendir. Bir diğer eleştiride ABD’nin Şah Rıza’nın koruyuculuğu üstlenen ve SAVAK ile doğrudan iletişim halindeki CIA ile bölgedeki olaylardan aynı zamanda haberdar olmasıydı. Bu yaşananlar, 1979 İran İslam Devrimi’nden önce Amerikan karşıtlığının fitilini ateşlemişti.Devrim sonrası Humeyni rejiminin ilk işlerinden birisi, halk düşmanı ve ABD’nin maşası SAVAK örgütünü ortadan kaldırmak, imha etmek oldu. Bu çerçevede yüksek rütbeli ajanlar ve örgüt mensuplarının tamamı 3 yıl içerisinde tasfiye edildi. Şah’ın istihbarat teşkilatını ortadan kaldıran yeni rejim, benzer amaçlarla yeni bir istihbarat teşkilatı olan SAVAMA’yı kurdu. Bu teşkilat kurulurken eski teşkilatın alt seviye elemanlarının çoğu kullanılmaya devam edilirken, bunların başına rejime bağlı yeni kişilerin özen gösterildi. İran’da tek istihbarat teşkilatı SAVAK ve onun yerine kurulan SAVAMA değildi. Başta silahlı kuvvetler olmak üzere başka bazı teşkilatlar da vardı. Bunlar da yeni rejim anlayışına göre yeniden yapılandırılmış, ayrıca yeni rejimin kurduğu bazı askeri ve güvenlik gruplarının da istihbarat teşkilatları faaliyete geçirilmiştir.
 SAVAK lağvedildikten sonra yerini VEVAK aldı. İran istihbaratının bir birimi olan VEVAK daha sonra çeşitli alt kollara ayrılarak bugünkü halini aldı. 1984’te Muhammed Reyşehri’nin başkanlığında ülkedeki güvenlik ve istihbarat birimleri örgütlenerek Vezaret-i Ettela’at Ve Amniyet-i Kisvar-VEVAK (İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı) altında birleştirildi. Geniş bütçesi ve devasa örgütlenmesiyle VEVAK, İran yönetimindeki en güçlü bakanlıklardan birisi haline gelmiştir. Bu bakanlık, Ali Hamaney’in Velayet-i Fakih Örgütü’nün rehberliğinde faaliyet gösterir ve diğer bakanlıkların güvenlik ve istihbarat projelerini hem yönlendirir hem denetler ve eşgüdümünü sağlar.
İran İstihbarat Bakanlığı ya da gayri resmi kisaltilmis adlariyla VAJA / VEVAK / MOIS bilinir. İran İstihbarat Bakanı cumhurbaşkanı tarafindan önerilmesine rağmen Dini liderin onaylaması zorunludur. İstihbarat bakanları devlet başkanına değil Dini lidere bağlıdır.
İran istihbaratında Devrim Muhafızları, Polis, Ordu ve İstihbarat komutanlıkları vardır ve bunlar da Dini lidere bağlıdır. 1984’te kurulan
SAVAMA- İran İstihbarat Servisi-MOIS’in
yıllık bütçesi 400 milyon dolar civarındadır. VEVAK, bilgi toplamanın yanında dünya ve bölge çapında radikal gruplar ve İslâmi Hareket Örgütleri ile irtibat sağlamaktan da sorumludur. VEVAK güdümlü faaliyetlerin iki hedef ekseninde gerçekleştiği görülebilir;
Rejim muhaliflerinin cezalandırılmasını, İslâm Devrimi’nin ihraç edilmesi.Günümüzde İran bu faaliyetlerini özellikle tüm Kafkasya, Güney Asya ve Orta Doğuda yoğun şekilde sürdürmektedir. Şii jeopolitiğini ilgilendiren her bölge operasyon hedefi seçilmektedir.

VEVAK çatısı altında yer alan İran istihbarat kurumları şunlardır: 1- SAVAMA: Dış istihbarattan sorumlu asıl servistir. Batılı ülkelere (Türkiye’ye) yönelik faaliyetler, Hizbullah ve diğer radikal dinci örgütlerin faaliyetlerini yönlendirir. 
2- Devrim Muhafızları (PASDARAN): 120 binin üzerinde askeri personeli olan yapı, rejim muhaliflerini takip etmekle görevli bir istihbarat ünitesine de sahiptir. Ayrıca “Basij/Besic ” adı verilen gönüllüleri de PASDARAN kontrol eder. 900 000’den fazla elemanı olan bu kurumun Şii itikadına (jeopolitiğine) uymayan kişilerin tespiti ve ortadan kaldırılması görev tanımındadır. Dış operasyonlar her durumda SAVAMA ile ortak yürütülür. Başında bir general bulunan PASDARAN’a bağlı İran’ın Rambosu Kasım Süleymani’nin komuta ettiği “Kudüs Kuvveti” de ülke dışı harekâtlardan sorumludur. 3- Kurtuluş Hareketleri Dairesi: PASDARAN’ın Körfez Taburu statüsünde oluşturulmuştur. Bu teşkilat; PKK, ASALA, Japon Kızıl Ordusu ve Hizbullah gibi uluslararası terör örgütlerine uzun yıllar boyunca askerî, malî ve lojistik destek vermiştir. Bu faaliyetlerine açık veya gizli olarak halen devam ettiği biliniyor.
4- İran Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı (J-2),Şah döneminde ABD ordu sistemine göre dizayn edilen bu yapı daha çok klasik askeri istihbarat ile yükümlüdür.
Bugün Irak ve Suriye’de rekabet halindeki Türk ve İran gizli servislerinin karşı karşıya gelişi ilk değil. 1997-1998 yılında; PKK ile ittifak halinde bulunan İran destekli Talabaninin partisi KYB; Barzaninin partisi KDP’ye saldırarak Erbil dâhil büyük bir bölgeyi ele geçirmişti. Barzani ile hareket eden Türk zırhlı birliklerin de katıldığı çatışmalarda Talabani ve PKK güçleri yenilgiye uğratılmış, Barzani güçlerinin kaybettiği yerlerin tamamını tekrar ele geçirilmiş ve KDP’ye teslim edilmiştir. Bu çatışmalarda İran askeri birlikleri de (çoğunlukla PASDARAN) Talabani’nin yanında gayri resmi olarak fiilen katılmıştır. Yani Irak’ın kuzeyinde resmi olarak olmasa da İran ve Türk askerleri karşı cephelerde çarpışmış, İran tarafı bu çatışmadan yenik çıkmıştır. İran, istihbarat teşkilatlarını sadece bir haber alma teşkilatı olarak değil, operasyonel unsurlar olarakta kullanıyor. Bu açıdan bakıldığında yüzyıl önceki İstihbarat örgütümüz Teşkilatı Mahsusa’yı andırıyor. Türkiyede istihbarat faaliyetlerini sadece MİT teşkilatını baz alarak değerlendirmek sağlıklı sonuçlar vermez.Türkiye’de istihbarat yapılanması hem bunlardır hem bunlar değildir.
Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39
[email protected]

Yorumlar