Bireysel Liderlik ve Bölgesel Dinamiklerin Etkileşimi
Giriş
İbrahim Anlaşmalarının Ortadoğu siyaseti açısından önemi anlamak için öncelikle bu yumuşama sürecini başlatan ABD ve İsrail’ın iç siyasetinde nasıl karşılandığı sorusunu sormamız gerekiyor. İsrail Başbakanı Netenyahu bu planı ‘’yüzyılın fırsatı’’ olarak değerlendirirken, Filistin Yönetimi başkanı Mahmud Abbas ise yüzyılın tokadı olarak reddetmiştir. Batı Şeria’da televizyonda yayınlanan bir konuşmada, “Trump ve Netanyahu’ya diyorum ki: Kudüs satılık değil, haklarımız satılık değil ve pazarlık konusu değil. Ve sizin anlaşmanız, komplonuz, geçmeyecek” dedi. (BBC Türkçe : İbrahim Anlaşmaları 26 Mayıs 2026)
Bu plan ABD dış politikasında çok önceleri gündeme gelmiştir. 2015 yılında Başkan Obama, Körfez İşbirliği Konseyi liderleri ile bir araya gelerek, İran tehdidine karşı önceden oluşturulan ortak stratejik işbirliğinin siyasi olarak daha uygulanabilir hale getirilmesinin yollarını açmıştı. (Backgrounder The Abraham Accords Midle East İnstitute 6 Ocak 2026) Trump’ın başkanlık seçimini kazanmasının hemen ardından ilk yurtdışı gezisinde Suudi Arabistan, İsrail ve Batı Şeria’yı ziyaret etti ve burada İsrail- Filistin çatışmasının çözümünün, daha kapsamlı İsrail-Arap normalleşmesinin önkoşulu olduğunu vurguladı. 11 Eylül 2020 tarihinde Trump yönetiminin ev sahipliğinde İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ülkeleri arasındaİbrahim Anlaşmalarının imzaları atıldı.
Araştırmanın Temel Sorusu: Trump’ın bireysel l, iderliği İbrahim Anlaşmalarının Ortaya çıkışında ne ölçüde belirleyici olmuştur? Değişen Bölgesel dinamikler bu liderlik başarısını nasıl etkilemiştir? Temel argüman; İbrahim anlaşmaları bireysel liderliğin önemli bir diplomatik başarısıdır. Ancak Gaz ze savaşı ve İsrail- İran gerilimi, bu başarının sürdürülebilirliliğini sınırlandırmış ve Ortadoğu’da yeni güvenlik arayışlarını beraberinde getirmiştir.
2-İbrahim Anlaşmalarının Ortaya Çıkışında Trump’ın Liderliği
ABD ile İsrail arasındaki ilişkiler, Uluslararası ilişkiler literatüründe ‘’özel ilişki’’ olarak tanımlanmak tadır. Bu ilşkiler askeri ve diplomatik bağlarla sınırlı kalmayıp aynı zamanda teknolojik, ekonomik , akademik, dini ve hatta kişisel alanlara yayılan çok katmanlı ve derin bir ortaklıktır. (M.Yeşilyurt: ABD- İsrail Teknoloji Ortaklığı: Strateji ve Gelecek Türkiye Araştırmaları Vakfı) Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte ABD ve İsrail’in tehdit algıları birbiriyle örtüşmüştür. Özellikle 11 Eylül saldırıları sonra sında ABD’nin terör üreten ülkeler algısı içerisine İran ve Irak’ı dahil etmesi ve İsrail in bölge güvenilği nin sağlanmasına yönelik adımlar bunun en belirgin örneklerindendir.
Netanyahu uzun zamandır Donald Trump’ı, İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki tüm uçurumları ortadan kaldırarak iktidardaki konumunu güçlendirecek, hayallerindeki ABD başkanı olarak görüyordu. (Shalomo Ben-Ami : Trump Dumps Netenyahu19 May 2025) Filistin meselesinde Netenyahu’nun strateji si, dolayısıyla bölgedeki İsrail’in güvenlik odaklı maksimalist talepleri, ABD nin dış politikasına entegre edilmesi gibi temel eksenlere dayanmaktadır.
Trump’ın ise ABD iç siyasetinde ve kamuoyunda iktidarını güçlendirmek ve özellikle ABD deki İsrail yanlısı evanjelik ve muhafazakar tabanı konsolide ederken Netenyahu ile geçmişten gelen ortaklığı devam ettirmeye özen gösterdiğini söyleyebiliriz. Ancak zaman zaman ortaya konulan bu ittifak, ABD’nin bölgesel istikrarı sağlama ve diplomasiyi (örneğin İran veya Hizbullah ile yürütülen olası müzakereler) önceliklendirme arayışlarıyla da bölgesel çatışma dinamikleri çerçevesinde test edilmektedir. Ayrıca Donald Trump’ın geleneksel Amerikan dış politika arayışından farklı bir yaklaşım sergilemesi (İ.Dönmez: Donald Trump ve ABD Dış Politikasında Liderlik KAFKASSAM) bu ilşikileri zaman zaman sekteye uğratmaktadır.
İran tehididne karşı bölgesel düzen arayışı ABD ve İsrail için Ortadoğu tarihinin en büyük jeopolitik fırsat kapısı olduğu görülmüş ve büyük kazanımlar elde edilmiştir. Bu fırsat kapısının temel sütunları; * Sünni-Arap Dünyası ile İttifak. İran Tehdidi Körfez Ülkeleri (Özellikle Bahreyn ve BAE) ile İsrail’i ortak bir güvenlik paydasında buluşturmuş ve bu durum İsrail’in Arap dünyasında yıllarca süren izo lasyonunu kırmak için tarihi bir fırsat yarattı. ( Abraham Accords Bacraunder MEI) *İbrahim Anlaşmaları Arap dünyasının hemen hemen tamamında İsrail ile iyi ilişkiler kurulması, Filistin sorununun çözüm şartına endekslenmişken İbrahim Anlaşmaları, Arap dünyası ile diplomatik ilişkilerin kurulabileceğini kanıtlamıştır. (İ.Dönmez:İbrahim Anlaşmaları ve Körfez Krizinin Sistem Analizi KAFKASSAM) *İç Siyasi Rant İran Tehdidi sonucunda elde edilen bu başarılar Trump’a ABD iç siyasetinde güçlü evanjelik tabanın tam desteğini getirirken Netenyahu İsrail tarihinin en büyük diplomatik zafer kaza nan lideri ünvanını sundu. (Abraham Accords MEI- D.Bandow: Expanding The Abraham Accords Would Help Netanyahu Not Trump 4 Haziran 2026)
ABD ve İsrail Açısından İbrahim Anlaşmaları nın sağladığı stratejik kazanımlar ise şunlardır; ABD Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdı ve Golan tepelerindeki İsrail egemenliği onaylandı. Bölgesel Hava Savunma Ağı; İran füzelerine karşı, ABD liderliğinde Körfez ülkeleri ve İsrail’i kapsayan erken uyarı ve istihbarat paylaşım ağlarının temeli atıldı. Son olarak Filistin sorunu geri plana itilerek İsrail’in hareket alanı genişletildi.
3.Stratejik Başarı Paradoksu: İbrahim Anlamalarından Bölgesel Güvenlik Krizine . Stratejik başarı paradoksu, liderlerin kısa vadede önemli diplomatik ve siyasi başarılar elde etmelerine rağmen, değişen bölgesel ve uluslararası koşullar nedeniyle bu başarıların uzun vadeli stratejik hedeflere aynı ölçüde hizmet edememesi durumunu ifade etmektedir.
Son zamanlarda Gazze Savaşı ve İsrail-İran gerilimin Donal Trump ve Netanyahu arasındaki strate jik uyumu bozduğunu ve yerini iki lider arasında stratejik ayrışmalara bıraktığı gözlemlenmektedir. Geçmişte Kudüs’ün başkent olarak tanınması ve İbrahim Anlaşmaları gibi adımlarla zirveye ulaşan bu ortaklık, günümüzde iki liderin önceliklerinin çatışması nedeniyle ciddi bir sınav vermektedir. (D.Taşkın: Trump ve Netanyahu Arasındaki Stratejik Ayrışma 19.02.2026 Sondakika.com). Buna stratejik öngörünün sınırları şeklinde mi yok sa stratejik öngörü eksikliği şeklinde mi kavramlaştırmak gerekiyor oldukça zor . Ancak gerek değişen bölgesel dinamikler ve gerek se küresel sistem arayışları (Hegemınya değişikli ği. Tek kutupluluktan çok kutupluluğa geçiş v.s.) nın bu krizi derinleştirdiğini söyleyebiliriz. Bu gerginliğe neden olan bir kaç somut örneği şu şekilde sıralayabiliriz; *Savaş-Barış önceliği: Trump küresel enerji fiyatlarının yükselişinin ABD kamuoyunda güvenirliliğinin azalmasından ve aynı zamanda bütün dünya kamuoyunda ABD aleyhtarlığının yükselmesinden endişele nirken Netenyahu sürekli savaş halini kendi iç siyasetinde bir koz olarak kullanmaktadır.(K.ÜstünTrump’ın Başarısı Netanyahu’nun Savaşı 16 Haz.2026 Yenişafak) *Lübnan-İran Mutabakatı Çatışması ABD’nin İran ile yürüttüğü ve Hizbullah’ın silahsızlandırılarak İsrail’in Lübnan’dan çekilmesini öngören uzlaşı girişimleri ikiliyi karşı karşıya getirmiştir. Netanyahu bu mutabakatın kendilerini bağlamadığını ilan ederken, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance gibi isimler İsrail yönetimini sert bir dille eleştirmiştir. (Trump-Netanyahu Geriliminin Kazananı Erdoğan mı Olacak 30 Haz. 2026 Şarkulavsat Türkçe) *Kişisel Gerilimler Trump’ın telefon görüşmelerinde Netanyahu’ya yönelik sert ifadeler kullanması ve Lübnan operasyonlarını durdurmasını talep etmesi, iki lider arasındaki kimyanın bozulduğunu göstermek tedir. ( İsrailli Analist , Netanyahu’nun Trump’ın Ortadoğu Planı İçin Engel Teşkil Edebileceğini Düşünüyor 5.Haz 2026 AA)
Trump ve Netanyahu’nun, ortaya çıkacak yeni bölgesel dinamikleri yeterince öngörememeleri sonucunda İran-İsrail gerilimi, Orta Doğu’da ve küresel ölçekte çok katmanlı, konvansiyonel ve asimetrik yeni güven lik riskleri üretme potansiyeline sahip olmuş ve sonuçta iki ülkenin geçmişteki “gölge savaşı” modelini geride bırakarak doğrudan askeri çatışma eşiğini aşması, bölgesel istikrarsızlığı kalıcı hale getiren yeni dinamikleri tetiklemiştir. Filistin Meselesi yeniden bölgesel diplomasinin merkezi ne yerleşmiş, Suu di Arabistan başta olmak üzere normalleşme sürecinin yavaşlamasına sebep olmuştur.
4-Yeni Bölgesel Güvenlik Arayışları Mart 2026’da hayata geçirilen ve diplomasi literatüründe “R4 Grubu” (Region 4) olarak adlandırılan Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan arasındaki dörtlü mekanizma, Orta Doğu ve çevresindeki yeni bölgesel güvenlik arayışlarının en somut ve kurumsallaşmış örneğidir. (İ.N.Telci:Türkiye, Pakistan, Suudi Arabia, Egypt ALCazira 14May2026- Pakistan, Saudi Arabia, Egypt and Türkiye to discuss Middle East security in Cairo 19Tem2026) İlk resmi adımlar Mart 2026’da Riyad ve ardından İslamabad’daki dışişleri bakanları toplantıları ile atılmıştır. Süreç Nisan 2026’da Antalya ve son olarak Haziran 2026’da Kahire’de yapılan 4. Dışişleri Bakanları Toplantısı ile tescillenmiştir. Bu toplantılarda ana gündem doğrudan “bölgesel güvenlik, barış ve istikrar” olmuştur.(Egypt, Turkey, Pakistan and Suudi Arabia Arabnews 21June2026)
Türkiye Dış İşleri Bakanı Hakan Fidan’ın Kahire’deki R4 zirvesinde ‘’Bu formatın kurumsal çerçeveye kavuşmasının ve zamanı geldiğinde genişlemesinin önemli olduğunu’’ vurgulaması ve ardından Katar’a gitmesi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, Kahire’deki R4 Toplantısı öncesinde (Mayıs 2026’da) Katar Emiri Şeyh Temim ile Doha’da yaptığı kritik görüşme ve sonrasında yürütülen telefon diplomasisi, Katar’ın bu genişleyen bölgesel güvenlik mimarisine eklemlenme talebini ve arzusunu kesinlikle doğrula maktadır. (Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanlığı 11.12 Mayıs 2026) Bu ülkelerden Türkiye teknolojik birikimi ile öne çıkarken, Pakistan nükleer caydırıcılığı ile Suudi Arabistan ekonomik gücü ile Katar ise kendisine özgü diplomasi yatkınlığı ile öne çıkmaktadır. Pakistan Suudi Arabistan ve Türkiye Katar arasındaki olumlu ilişkilerin ileride ittifak seviyesine çıkartılabileceği konuşulmaktadır.
5.Sonuç
İbrahim Anlaşmaları bireysel liderliğin etkisini gösteren önemli bir örnektir. Ancak uluslar arası siyasette liderlik başarısı tek başına kalıcı sonuç üretmez. Bölgesel ve sistemsel gelişmeler liderlerin başarılarını destekleyebilir ya da sınırlandırabilir. Trump örneği, birey, devlet ve sistem ana lizi düzeylerinin birlikte değerlendirilmesi gerketiğini gösteren önemli vir vakadır.
Trump ve Netenyahu, İbrahim Anlaşmaları ile Ortadoğu’da yeni bir diplomatik zemin oluşturmayı başarmışlardır. Ancak gazze savaşı ve İsrail-İran gerilimi, bu zeminin beklenen ölçüde kurumsallaş masını engellemiş ve bölgesel güvenlik mimarisini yeniden şekillendirmiştir. Bu durum, liderlik çalışmalarında ‘’stratejik başarı paradoksu’’ olarak tanımlanabilecek bir örnek sunmaktadır.
İffet DÖNMEZ Trump’ın Liderliği ve İbrahim Anlaşmaları

