Ruslan Beşirli: Husiler nereye kayboldu?
ABD ile İsrail’in İran’la doğrudan çatışması, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in ölümü ve İran Devrim Muhafızları’nın askeri komuta yapısının ağır darbe almasıyla sonuçlandı. Bu gelişmeler, “Direniş Ekseni” olarak adlandırılan blokta ciddi bir güç boşluğu yarattı.
Ancak Hizbullah ve Irak’taki silahlı gruplar hızla seferber olurken, bölgenin en öngörülemez aktörlerinden biri olan Yemen’deki Ensarullah Hareketi (Husiler) dikkat çekici bir şekilde “stratejik sessizlik” tercih etti.
Son iki yıl içinde uluslararası gemi trafiğine ve İsrail topraklarına yönelik binin üzerinde saldırı düzenleyen Husiler adeta ortadan kaybolmuş görünüyor. Genellikle her kriz döneminde sert konuşmalarıyla gündeme gelen hareketin lideri Abdülmelik el-Husi ise, Hamaney’in ölümü sonrası yayımlanan resmi taziye mesajından bu yana televizyon ekranlarında görünmedi.
Sessizliğin nedeni ne?
Bu ani durgunluk çeşitli yorumlara yol açtı. Yemenli siyaset bilimci Faris el-Bayl’e göre bu durum bilinçli bir taktik değil, sistemsel bir şokun sonucu.
Uzman, “İran rejiminin ilk saldırılardan sonra içine girdiği kriz, komuta zincirini felç etti. Husiler operasyonel talimatları neredeyse tamamen alamaz hale geldi,” değerlendirmesinde bulunuyor.
Husiler için kritik karar anı
Birçok analiste göre Husiler için artık kritik bir döneme girildi. Hareketin önünde iki seçenek var:
-
Zayıflayan Tahran’ın sadık vekil gücü olarak kalmak
-
Ya da risk alarak kendi bölgesel stratejisini oluşturmak
Askeri analist Adnan el-Cabrani ise Sana yönetiminin temkinli davranmasını Donald Trump ve Benjamin Netanyahu’nun sert açıklamalarına bağlıyor.
Washington ve Kudüs’ten gelen İran’da rejim değişikliği tehditleri, Yemenli liderleri kendi varlıklarını da riske atabilecek bir çatışmaya girip girmemeyi yeniden değerlendirmeye zorladı.
“Güney kılıcı” saklanıyor olabilir
Buna karşılık bazı uzmanlar farklı bir görüşte. Güvenlik analisti İbrahim Celal, Husilerin bilinçli olarak yedekte tutulduğunu düşünüyor.
Ona göre Tahran, en etkili kozlarından birini henüz sahaya sürmemiş olabilir:
“Tahran en keskin ‘güney kılıcını’ son hamle için saklıyor olabilir. Husilerin doğrudan bir emirle savaşa dahil edilmesi hâlâ oldukça olası bir senaryo.”
Husilerin içinde de görüş ayrılıkları var
Hareket içinde de birlik olduğu söylenemez. Riyad’daki Yemen hükümetine danışmanlık yapan Salih el-Beydhani’ye göre Husiler içinde iki farklı yaklaşım var:
-
Kızıldeniz’de hemen yeni saldırılar başlatılmasını isteyen radikal kanat
-
Böyle bir adımın hareketi tamamen yok edebileceğini düşünen pragmatist grup
Uluslararası baskı artıyor
Uluslararası toplum da durumdan endişeli. Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, Sana’nın bölgesel bir savaşın parçası hâline gelmemesi gerektiği konusunda açık uyarıda bulundu.
En tartışmalı senaryo
En dikkat çekici teorilerden biri ise Sana Araştırma Merkezi’nden Tofiq al-Jand tarafından ortaya atıldı.
Ona göre Husiler bugüne kadar faaliyetlerini “Gazze’ye destek” söylemiyle meşrulaştırarak doğrudan İran’ın çıkarlarını savunan bir güç olarak görülmekten kaçındı.
Al-Jand’a göre eğer İran ve İran Devrim Muhafızları geri dönüşü olmayan bir darbe alırsa, Abdülmelik el-Husi “Direniş Ekseni”nin liderliğini üstlenmeye çalışabilir.
Arap medyasında giderek daha fazla tartışılan bu senaryo, büyük bir jeopolitik değişime işaret ediyor:
Şii direniş hareketinin ideolojik merkezinin Tahran’dan Yemen’in ulaşılması zor dağlarına kayması.
Böyle bir durumda, radikal Şii dünyasında liderlik yüzyıllar sonra ilk kez Perslerden Araplara geçebilir.
Karar anı
Sonuç olarak Husiler için artık kritik bir eşik söz konusu. Hareketin önünde şu soru duruyor:
Zayıflayan Tahran’ın sadık vekili olarak mı kalacaklar, yoksa risk alarak kendi bölgesel gücünü mü kuracaklar?



Yorum gönder