**Devlet şirket gibi yönetildiğinde siyaset tek kişinin reklamına, devlet de reklam panosuna dönüşmez mi?*
“Devleti şirket gibi yöneteceğiz.”
Son yirmi yılın en cazip siyasal sloganlarından biri bu. Verimlilik vaat ediyor. Hız vaat ediyor. Profesyonellik vaat ediyor. Bürokrasi yerine performans, prosedür yerine sonuç öneriyor.
Peki kimse şu soruyu soruyor mu?
Bu Şirketin sahibi kim?
Çünkü şirket mantığında başarı hiçbir zaman kuruma ait değildir; markaya aittir. Marka ise çoğu zaman CEO’nun yüzüyle özdeşleşir. Hissedarlar değişebilir, çalışanlar değişebilir, yöneticiler değişebilir; ama reklam panolarında hep aynı yüz vardır. Başarı, kurumsal emeğin değil, liderliğin hikâyesi olarak pazarlanır.
Sorun tam da bu mantığın devlete taşınmasıyla başlar.
Artık yolu Karayolları yapmaz; lider yapar.
Hastaneyi Sağlık Bakanlığı açmaz; lider açar.
Okulu Millî Eğitim değil; lider yaptırır.
Barajı Devlet Su İşleri inşa etmez; lider inşa eder.
Devlet bütçesiyle yapılan yatırım bile, sanki tek bir kişinin cebinden karşılanmış bir lütuf gibi sunulur.
Sonra ilginç bir muhasebe sistemi oluşur.Şirket yönetimi iki temel kural üzerine dayanır: (1) Kâr etmek, (2) Elde edilen kârın bir bölümünü hissedarlara dağıtmak. Şirketlerin bilanço dışındaki en önemli finansal belgesi kâr/zarar cetvelidir. Devlet yönetimi şirket yönetiminden farklı olarak kâr etmek temeline dayanmaz. Tam tersine toplumdan alınan vergileri kullanarak toplum yararına, gerektiğinde zarar etmeyi göze alarak iş yapmak devlet yönetiminin dayanağıdır. Bu çerçevede devletlerin kâr/zarar cetveli olmaz.
Eğer devleti şirket gibi yönetiyorsanız; İyi giden her şey liderindir.
Kötü giden her şey ise artık bürokrat sayılan bakanlar da dahil bürokrasinindir.
Enflasyon yükselirse sebep açgözlü cinlerdir.
Döviz fırlarsa Londra bankerleri suçludur.
Ekonomi daralırsa küresel kriz suçludur.
Bir kurum başarısız olursa birkaç bürokrat görevden alınır. Açıklamayı Hatay yada Malatya Valisi yapar.
Ama başarı geldiğinde bütün kurumlar bir anda görünmez olur; geriye sadece marka kalır.
Çünkü markalar hata yapmaz; markalar yalnızca başarı hikâyesi anlatır.
Devlet şirketleştikçe siyaset de pazarlama kampanyasına dönüşür. Bakanlıklar birer resmi kurum olmaktan çok reklam ajansı gibi çalışmaya başlar. Açılışlar hizmet sunumundan çok ürün lansmanına dönüşür. Temel atma törenleri, fabrika tanıtımları, reklam filmlerini andıran kamu spotları… Bir süre sonra devletin icraatı ile liderin reklamını birbirinden ayırmak zorlaşır.
Reklam büyüdükçe kurum küçülür.
Logo büyüdükçe anayasa küçülür.
Lider görünür oldukça Devlet görünmez olur.
Bunun en önemli sonucu ise yurttaşlık fikrinin kamuoyu nezdinde dönüşmesidir. Demokratik hukuk devletinde yurttaş vergi verir, hak talep eder ve seçimlerde hesap sorar. Şirket mantığında ise yurttaş müşteriye dönüşür. Hak yerini memnuniyete bırakır. Kamu hizmeti ise anayasal bir yükümlülük olmaktan çıkar, sanki CEO’nun kişisel ikramına dönüşür.
Artık siyaset de değişmiştir. Seçim kampanyaları programların değil, markaların yarışına benzer. Tartışılan eğitim politikası değil eğitim reklamıdır; sağlık sistemi değil hastane tanıtımıdır; ekonomi değil ekonomik hikâyedir.
Gösteri yani algı giderek gerçeğin yani olgunun önüne geçer.
İmaj, icraattan daha değerli hâle gelir.
Bir noktadan sonra devlet, yurttaşların ortak kurumu olmaktan çok, lider markasının en büyük iletişim platformuna dönüşür. Her açılış aynı zamanda yeni bir reklamdır. Her yatırım yeni bir tanıtım filmidir. Her konuşma marka değerini koruma faaliyetidir.
Oysa demokrasinin mantığı bunun tam tersidir. Demokrasiler kişiler üzerine değil kurumlar üzerine kurulur. İyi işleyen bir devlette en büyük başarı, liderin her yerde görünmesi değil, görünmesine ihtiyaç duyulmamasıdır. Çünkü güçlü kurumlar sessiz çalışır; zayıf kurumlar ise sürekli reklam yapmak zorunda kalır.
Son tahlilde şirketlerde CEO değişir, marka kalır; demokrasilerde ise lider değişir, devlet kalır. Ve tam da bu yüzden, devletin kaderi hiçbir markaya, hiçbir kişiye, hiçbir CEO’ya bırakılmayacak kadar kamusaldır.
Kapitalizmin getirdiği son, sosyallik ve insanilikten çok bireysel ve faydacıdır.

