9 Ağustos’daki Erdogan-Putin görüşmesinde ne konuşulmalı?

AĞ EV SAHİBİNİ DEMOKRATİYA VƏ MƏHKƏMƏ İSLAHATLARI MARAQLANDIRMIR

Atıf İslamzade: GAZİ YARALI BİR ASKER DEĞİL!

Almanya’da İranlı 10 Ajana Yönelik Büyük Operasyon

İbrahim Maraş: CUMHURİYET İDEOLOJİSİ İSLAM’I PARANTEZE ALDI MI?

Gündem 15 Kasım 2020
157

Çağdaş Türk Düşünce Tarihi araştırmalarının önemli isimlerinden İsmail Kara hocanın sıklıkla üzerinde durduğu konulardan birisi, “Cumhuriyet rejiminin 1924 sonrasında İslamiyet’i reddetmediği, ancak paranteze aldığı ve flulaştırdığı” iddiasıdır. Hâlbuki Cumhuriyet ideolojisi, Osmanlı Devleti’nin son iki asrından bu yana gelen muasırlaşmanın başarılamamasının temel sebeplerini önemli oranda tahlil etmişti. Buna göre birçok noktada ortaya çıkan ikiliğin ortadan kaldırılması gerekiyordu: Bir tarafta mektep-medrese ikiliği, diğer tarafta aşırı batılılaşma ve tam karşısında geleneği dinleştiren zihniyet, öteki tarafta etnik azınlıkçılar ve din kardeşliğini bozan Müslüman topluluklar. Bu ikiliklerin giderilmesi için öncelikle sabit/sağlam bir merkeze, yani Osmanlı Devleti’nin de dayandığı ana unsur olan Türk milleti ve Müslümanlık kavramlarına yaslanması gerekiyordu. Öyle de oldu. Ancak Lale devrinden beri süregelen modernleşmenin dini düşüncede gerçekleşecek yeni bir zihniyetle birlikte devamı hayati derecede önemliydi. Bu noktada Tevhid-i Tedrisat, en önemli kararlardan biridir. Cumhuriyet’in millet tanımının özü de ırka dayalı değil kültür ve din eksenli kuşatıcı bir millet tanımıdır. Bu çerçevede Cumhuriyet rejimi uygulamada elbette zaman zaman hatalar ve yanlışlıklar da yapmış ve var olan ikilik sorunlarını tamamen bitirememiştir. Cumhuriyet tarihi, bitirmeye çalışsa da, bir nevi mevcut ikiliklerin taraflarının iktidar çarpışmasına sahne olmuş, hatta zamanla yeni ikilikler bile üretmiştir. Meselâ din ile millet ve Türklük arasındaki ayrışma esas olarak bu iki kavramı bayrak edinen iki siyasi partinin kurulmasıyla ortaya çıkmıştır. Türkiye dışındaki hiçbir Türk bölgesinde böyle bir ayrışma olmadığı gibi tarih boyu İslam, Türk kimliğini, başta din dili olmak üzere, saklayıcı bir rol oynamıştır. Cumhuriyet’in başlarında, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşu, Maturidilik ve Türk düşüncesi hakkındaki araştırmalar, bir daralma değil yeniden akılcı bir din anlayışının geliştirilmesi ve kuşatıcı, kalkınmacı bir ruhun benimsenmesine yönelik çabalardır. Türk tarih tezi tartışmaları da, o dönemde zaman zaman abartılsa da, hem ayaklarını bulunduğu yere sağlam basma hem de bütünlükçü bir tarih anlayışının sonucudur. Cumhuriyet döneminde din eğitiminde bazı sorunlar yaşanmış olsa da; İmam Hatip okullarının, İlahiyat Fakültesi’nin açılması, din derslerinin diğer okullarda verilmesi gibi gelişmeler Tevhid-i Tedrisat’la garantiye alınmış hususlardır. Aslında Cumhuriyet, hatalarıyla sevaplarıyla, İsmail Kara’nın savunduğu yerli ve milli bir merkezden, yani din eksenli bir Türk milleti kavramı üzerinden, bakmaya çalışmış, diğer İslam ülkelerine ve Türk coğrafyasına yönelik bakışıyla da yeterince kuşatıcı olmuştur. Yani ne Turancılık adına ne de ümmetçilik adına Türkiye merkezinin kuşatıcı zihniyetini terketmemiştir. Osmanlı’da son dönemlerde ve Cumhuriyet boyunca zihniyet daralması gibi görülen merkezileşme; sıkıştırılan, ihanetlerle sarsılan, hasta adam ilan edilen bir toplumun kendini bulmak için geriye çekilme ve düştüğü yerden yeniden kalkma mücadelesinden başka bir şey değildir. Bunu söylememiz hatasız olduklarını belirtmek için değil ihtiyatlı ve insaflı yaklaşmak gerektiğini söylemek içindir.
İsmail Kara’nın “Anadolu coğrafyasında İslamiyet dışında bir tarihimiz yok” demesi ve Cumhuriyet ideolojisini, Türk tarih tezi projesinden dolayı, bir çeşit Anadoluculuk olarak değerlendirmesi ise talihsizliktir. Hocanın esas bu tavrı Türk tarihini ve İslam’ı paranteze alan bir Anadoluculuk zihniyetidir. Çünkü gerek tarih ve kültürün kurucu unsurlarından birisi olarak İslamiyet’i esas alan Ülkenci-Tanpınarcı-Yahya Kemalci Anadoluculuk, gerek İslam’ı kurucu bir üst unsur olarak sadece tasavvuf ve ahlâk üzerinden yorumlayan ve İslam felsefesi geleneğini dışlayan Topçucu Anadoluculuk, gerekse Anadolu’daki eski medeniyetleri esas alan ve Türk tarihini de İslam’ı da kurucu bir unsur olarak görmeyen hümanist mavi Anadoluculuk’un üçü de Türk milletini paranteze alan ve böylece aslında İslam’ı ve İslam ümmetini de paranteze alan anlayışlardır.
Sonuç olarak, Türklük ve İslam algısı; düşünce, tarih, kültür ve topluluk açısından bütünlükçü ve kuşatıcı bir çizgide merkeze alınmazsa bugünkü yaşadığımız zihinsel parçalanmışlık ortaya çıkar. Nitekim günümüzde, İsmail Kara’nın da eleştirdiği, ümmetçi İslamcılık, sadece hocanın dediği gibi, Türkiye’yi ve Türk milletini merkeze almamakla kalmamış, aynı zamanda tamamıyla reddetmiş ve enternasyonal ütopik bir kimliksizliğe soyunmuştur. Gerçek bir ümmetçilik yerine İhvancı bir siyasal ve ideolojik ütopyayı gündeme getiren bu anlayış, aslında mevcut konumuyla sadece Anadolu merkezli Türk milletini değil, adeta Türklüğü ve İslam’ı da paranteze almıştır. Hatta bu haliyle günümüzdeki siyasal İslamcılık anlayışının zihniyetinin sonucu olarak parantezden çıkarılma iddiasındaki İslam algısı, neredeyse boş bir küme haline getirilmiştir.
Prof Dr İbrahim Maraş

Yorumlar