Gürkan KARAÇAM: Putin’in Zihinsel Mimarisi ve Görünmeyen Zaafları

Mermer, Gölge ve Mimarinin Çatlakları: Vladimir Putin’in Zihinsel Mimarisi ve Görünmeyen Zaafları

Dünyanın, Vladimir Putin’i Batılı bir liberal demokratın rasyonel akıl süzgecinden ya da Hollywood usulü bir “kötü adam” karikatüründen okumaya çalışması kanımca günümüz jeopolitiğinin en trajikomik yanılgısıdır. Onu anlamak için siyaset biliminin konforlu kavramlarını bir kenara bırakıp, imparatorluk artığı bir coğrafyanın soğuk mermer koridorlarında, KGB’nin renksiz odalarında ve St. Petersburg’un açlıkla pişmiş arka sokaklarında gezinmek gerekir bence. Aslında karşımızda klasik bir devlet adamı değil; gerçekliği kendi zihninde yeniden inşa eden bir “zamansal mimar” duruyor. Ancak en güçlü mimarilerin en tehlikeli çatlakları, taşıyıcı kolonlarının durduğu yerde gizlidir.

Putin’in düşünme biçimini şekillendiren ilk katman, sokağın sert mantığıdır. İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntıları arasından yükselen Leningrad’ın arka sokaklarında öğrenilen kural basitti: Zayıflık tahrif eder, uzlaşma talebi teslimiyettir ve eğer bir kavga kaçınılmaz hale geldiyse, ilk darbeyi sen vurmalısın. Bugün Kremlin’in devasa kapılarının ardında alınan kararlarda duyduğumuz o soğuk ve aniden tırmandırılan üslup, aslında o sokakların yankısıdır. Anlayacağınız; bu durum, yani sokağın bu ilkel mantığı, aynı zamanda onun zihinsel dünyasının en büyük stratejik yetersizliğidir. Karşı tarafın her uzlaşma adımını bir zaaf olarak okuyan bu zihin, diplomasinin “kazan-kazan” esnekliğini hiçbir zaman kavrayamaz. Hâsılı; sokak kavgacısı zihniyeti ani taktik galibiyetler getirse de, uzun vadede ittifak kurabilme kabiliyetini yok eder; geriye sadece korkuyla bir arada tutulan, ilk fırtınada dağılmaya mahkûm bağımlılık ilişkileri bırakır. Tabi bu benim kişisel değerlendirmem… Neyse devam edelim…

Bu sokak refleksi, KGB’nin sistematik şüpheciliğiyle birleştiğinde ortaya daha da derin bir bilişsel çıkmaz çıkar. Çünkü bir istihbarat subayı için dünya asla göründüğü gibi değildir. Toplumsal hareketler, demokratik dip dalgaları veya halk talepleri… Putin’in zihin filtresinden geçen her sivil hareket, mutlaka arkasında görünmeyen bir elin, bir rakip servisin veya bir “özel operasyonun” kuklasıdır. Her şeyin arkasında bir komplo arayan bu aşırı kurgusal zihin, toplumların sosyolojik dinamiklerini ve değişim arzusunu okumakta tamamen körleşir, körleşir derken dengeyi Putin gibi bir türlü kuramazsanız tabi… Sonuçta tarihin akışını sadece “operasyonlardan” ibaret sanmak, onun insan doğasını ve organik toplumsal değişimleri öngöremez hale gelmesindeki en büyük zaafıdır.

Bütün bunların ötesinde Putin’in en az fark edilen, belki de en trajik zayıflığı, zamanı okuma biçimindeki tarihsel mistisizmdir. Seçim dönemleriyle sınırlı Batılı liderlerin aksine kendini I. Petro veya Katerina ile aynı tarihsel çizgiye oturtması, ilk bakışta bir güç gibi görünse de aslında devasa bir illüzyondur. Kanımca geçmişin nostaljisine hapsolmuş bir zihin, geleceğin teknolojisini, ekonomisini ve sosyolojisini kurgulayamaz. O, Rusya’yı 19. yüzyılın imparatorluk vizyonuyla ve toprak genişlemesiyle taçlandırmaya çalışırken, 21. yüzyılın yumuşak güç, teknolojik bağımsızlık ve ekonomik ağlar dünyasında ülkesini marjinalleştirir. Neticede tarihsel misyonerlik, rasyonel analizin yerini aldığında, lider kendi yazdığı masalın ilk kurbanı haline gelir.

Dahası, yaşlandıkça derinleşen bilişsel izolasyon ise bu trajediyi tamamlar. Anlayacağınız, dijital dünyanın gürültüsünden uzak, sadece güvendiği birkaç eski istihbaratçının getirdiği kâğıtlarla beslenen bu zihin, zamanla kendi yarattığı “steril yankı odasına” hapsolmuştur. Bu izolasyon, ona dışarıdan bakıldığında sarsılmaz bir kararlılık görüntüsü verse de, içeride onu besleyen verilerin tamamen manipüle edilmesine yol açar. Etrafındaki bürokrasi, onun duymak istemediği acı gerçekleri süsledikçe, ki bu bizim ülkemizin de çok da yabancı olduğu bir durum değil, stratejik kararlar hayal ürünü istihbarat raporları üzerine inşa edilmeye başlar. Özetlersem ; bir liderin en büyük yenilgisi, düşmanının hamleleriyle değil, kendi sarayının fısıltılarıyla körleştiği andır.

Sonuçta Kremlin’in merkezinde oturan bu adam, soğukkanlı bir stratejist ile kendi kurguladığı tarihin içinde kaybolmuş bir yalnızın birleşimidir. Benim Putin’e bakarken gördüğüm; belirsizlikten beslenen bir kurumsal yıkıcıdır; ayrıca yıkmaya çalıştığı sistemlerin esnekliğini ve kendi inşa ettiği yapının kırılganlığını göremeyecek kadar da kendi gücünün büyüsüne kapılmıştır. Son olarak diyeceğim şudur; Putin’in yenilgisi, rakiplerinin hamlelerinden değil; sokağın kurallarını modern dünyaya uyarlayamamasından, şüpheciliği bir din haline getirip kendi yalanlarına inanmasından ve zamanı geriye döndürme arzusundan doğacaktır. Mermer sarayların soğukluğunda, kendi yazdığı senaryonun tek aktörü olarak oynayan bu zihin, gücünün en tepe noktasında aslında kendi inşa ettiği zihinsel hapishanenin tutsağıdır.

Gürkan KARAÇAM

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.