Şimdi yükleniyor

Giorgi Gvalia – Bidzina Lebanidze: Washington’ın Gürcistan Politikas

Washington’ın Gürcistan Politikası: Normatif Değil, Stratejik Bir Tercih

Amerika Birleşik Devletleri’nin Gürcistan’ı dışlamasının temel nedeni, bu Güney Kafkasya ülkesindeki demokratik gerileme değildir. Sorunun özü normatif değil, stratejiktir.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Gürcistan’ı ziyaret programına dahil etmeyip Ermenistan ve Azerbaycan’a gitmesi, Tiflis’in Washington nezdindeki ağırlığının azaldığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi. Pek çok yorumcu bu mesafeyi Gürcistan’daki demokratik gerilemeye bağlasa da, bu açıklama tek başına yeterli değildir.

Daha ikna edici yorum, Washington’ın jeopolitik hesaplarını yeniden yapmasıdır. Gürcistan’ın ABD açısından stratejik değeri, Tiflis’in Batı’yla yakın ve net bir ittifak çizgisini sürdürme konusundaki isteksizliğiyle paralel biçimde zayıflamış görünmektedir.

Gürcistan’ın Azalan Stratejik Önemi

Soğuk Savaş sonrası dönemde Gürcistan, Güney Kafkasya’da Washington’un en sadık ortaklarından biri olarak görülüyordu. NATO ve AB entegrasyonunu açıkça savunuyor, ABD öncülüğündeki askeri misyonlara aktif katkı sağlıyor ve reformist bir bölgesel aktör olarak konumlanıyordu.

Ancak bugün Gürcistan, ABD’nin bölgesel strateji belgelerinde ve diplomatik gündeminde eskisi kadar merkezi bir yer tutmuyor. Bunun başlıca nedeni demokratik standartlardaki gerileme değil, azalan stratejik işlevselliğidir.

1. Transit ve Lojistik Rolün Aşınması

Gürcistan uzun yıllar Hazar Havzası’nı Karadeniz üzerinden Avrupa’ya bağlayan kritik bir geçiş koridoruydu. Fakat Ermenistan–Azerbaycan barış sürecindeki ilerlemeler ve Washington’ın Trump International Peace and Prosperity Route (TRIPP) gibi alternatif bölgesel bağlantı projelerine ilgi göstermesi, Gürcistan’ın bu ayrıcalıklı konumunu zayıflatmaktadır.

2. Askeri Katkının Sona Ermesi

Gürcistan, Afganistan’daki ISAF misyonuna en fazla katkı sunan NATO dışı ülkelerden biriydi. Bu durum, Washington’daki konumunu güçlendiren önemli bir unsurdu. Ancak misyonun sona ermesiyle birlikte Gürcistan’ın ABD’nin küresel askeri mimarisindeki rolü doğal olarak azaldı.

3. Karadeniz Jeopolitiğinin Değişimi

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından ABD ve NATO’nun Karadeniz’deki önceliği, ittifak üyeleri olan Romanya, Bulgaristan ve Türkiye’ye kaydı. Gürcistan coğrafi olarak önemli olsa da, siyasi ve askeri karar alma mekanizmalarının merkezinde yer almıyor.

Trump Dönemi Gerçekçiliği

ABD Başkanı Donald Trump’ın dış politika yaklaşımı, normatif değerlerden ziyade somut ve görünür kazanımlara dayanmaktadır. Trump yönetimi için diplomasi, kamuoyuna sunulabilecek “başarı hikâyeleri” üretmelidir.

Ermenistan ve Azerbaycan arasında barış sürecinde rol üstlenmek, onlarca yıllık bir ihtilafın çözümüne katkı sunmak gibi somut diplomatik kazanımlar vaat ederken; Gürcistan benzer bir fırsat sunmamaktadır. Abhazya ve Güney Osetya meseleleri Rusya’yla doğrudan ve maliyetli bir gerilimi gerektirir ki bu, Washington’ın şu aşamada tercih edeceği bir alan değildir.

Bu nedenle Gürcistan, diplomatik bir fırsat alanı olmaktan çok, potansiyel bir yükümlülük olarak görülmektedir.

Ermenistan ve Azerbaycan’ın Yükselen Profili

Gürcistan’ın görece geri planda kalması, komşularının artan stratejik ağırlığıyla daha da belirginleşiyor.

  • Ermenistan, Rusya’ya olan bağımlılığını azaltma yönünde adımlar atarak Batı için yeni bir stratejik açılım alanı oluşturuyor.
  • Azerbaycan ise Avrupa’nın enerji güvenliğindeki rolü ve İkinci Karabağ Savaşı sonrası elde ettiği bölgesel pozisyon sayesinde Washington’ın göz ardı edemeyeceği bir aktör konumunda.

Bu tablo, ABD’nin bölgesel önceliklerinde bir hiyerarşi değişimine işaret ediyor.

Sonuç: Sorun Demokrasi Değil, Stratejik İkna

Gürcistan’ın yaşadığı durum bir “cezalandırma” değil, sessiz bir öncelik düşüşüdür. Üst düzey ziyaretlerin azalması yaptırım değil, stratejik yeniden sınıflandırmadır.

Elbette demokratik gerileme Gürcistan’ın Batı’daki imajını zedelemiştir. Ancak Washington’ın mesafesinin temel nedeni, Tiflis’in ABD’ye somut ve vazgeçilmez bir stratejik katkı sunduğuna dair güçlü bir argüman ortaya koyamamasıdır.

Özetle, mesele normatif değerlerden çok jeopolitik fayda meselesidir. ABD dış politikasında demokrasi tercih edilen bir ilkedir; ancak belirleyici olan her zaman stratejik çıkarların örtüşmesidir.

Yorum gönder