Növbədənkənar parlament seçkilərinin Ermənistanın daxili və xarici siyasəti üçün nəticələri

Yunanistan Savunma BakanınınNATO geleceği konusunda görüşleri

Putin Koçaryan Pasinyan

Նոր հեղափոխություն Հայաստանին այդքան մոտ. ինչ է կատարվում

Eski Sovyet Coğrafyasında Saha Çalışmaları Yapmanın Zorluğu

Rusya 29 Aralık 2016
575

Prof. Dr. Kimitaka Matsuzato (Tokyo Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
(Çev.) Keisuke Wakizaka
Gerçi şanslı olup olmadığımı bilmem de, “İnsanın Güvenliği”nin söz konusu olacak kadar insan haklarıyla ilgili durumun kötü olduğu ülkeler hakkında hiç araştırma yapmamıştım. Mesela eski Yugoslavya ve Çeçenistan gibi oy verme yerinin yanında tüfekli askerlerin durduğu bölgeler araştırma konum değil. Bu yüzden bugün kendi tecrübemle bağlayarak bu 3 konudan bahsetmek istiyorum.
 Birinci sorun eski Sovyet coğrafyasını ele alan araştırmacıların saha çalışmaları esnasında karşı karşıya olacağı araştırmacı kendisinin insan haklarıyla ilgili, yani kendini nasıl korunakla ilgilidir. İkinci sorun kendine sahip çıkanlar veya kendisinin mülakat çalışmasına katılanların başına bela düşürmekten nasıl kaçınmakla ilgilidir. Bu mesele dolaylı olarak saha çalışmaların belli bir toplum üzerinde sorunu yaratmaya yol açabilirÜçüncü mesele ise araştırılacak ülke veya bölgedeki insan hakları sorununa nasıl bakmakla alakalıdır. Bu 3 meseleyi kendi tecrübemle bağlayarak anlatmak istiyorum.
 Birinci olarak nasıl kendini korumakla ilgili sorundan söz edeyim. Genel olarak eski Sovyet coğrafyası güvenlik açıdan o kadar tehlikeli değildir. Burada en korkutucu olan sorunlar suçlularıyla ilişkilerden ziyade polis gibi devlet kurumlarıyla ilişkilerde çıkar. Özellikle eski Sovyet ülkelerinde komünizmi terk etme sürecinde oldukça düzensiz şekilde şiddetli kurumlar ve kontrol kurumları büyümüştür. Mesela bunlar arasında polis, trafik polis, yabancılar bürosu, gümrük bürosu ve sınırlar hizmetleri gibi kurumlar vardır. SSCB paramparça olunca sınırları kontrol eden kurumların sayısı hızlıca artmış ve büyümüştür.
 Bu tür kurumların o kadar büyümesine rağmen memurlarının maaşı oldukça düşüktür ve maaşın dağıtılmasında sık sık gecikmeler de olur. Durum böyle olunca devlet memurları kendi kendine pul kazanmaya başlar, yani devlet kendisi en büyük suç örgütü olmaya başlar. Üstelik hukuk sistem de hayli irrasyonel boyutları da taşıyor. Böyle bir durumda başta polis memurları olmak üzere kamu personelleri vatandaşları ve yabancıları tuzağa düşürüp rüşvet almayı her zaman düşünüyorlar. Bu tür şeyler elbette Sovyet döneminde yoktu. Belki de olmuş olabilir ama günümüz kadar kötü değildi.
 Ben SSCB döneminde 2 yıldır SSCB’de okuyordum, ama sokaklarda bana pasaport göstermeyi söyleyen polislere hiç rastlamadım. Günümüzde ise bu tür manzaralar her yerde görülür. Trafik polisle alakalı ünlü fıkra var: bir polis memuru arabayı durduruyor. Vatandaş ona hangi trafik kuralı ihlal ettiğini sorduğunda polis hiçbir kuralı ihlal etmediğini söylüyor. Ondan sonra ehliyetini araştırıyor. Sorun çıkmıyor. Arabayı araştırıyor ve sorun bulunmuyor. Vatandaş diyor ki “artık yeter, beni bıraksana!” Polis buna karşı şöyle cevap verdi: “Hayır, benim 3 çocuğum var. Sen kuralı ihlal edene kadar bekleyemem.”
 Sanırım ki bizim gibi yabancı araştırmacılar saha çalışmalarına giderken Rusya, Belarus ve Orta Asya ülkelerinde halen mevcuttur, yabancılar için ikamet kaydı sistemi var. Bu sistem Japonya’da da var, ama Japonya’da belli bir süreden uzun kalacak yabancılara uygulanır. BDT ülkelerine bakarsak, yabancılar herhangi bir şehirde 3 günden fazla kalacaksa oradaki polise gidip başvur yapmaları gerekiyor. Ama Ukrayna yakınlarda bu uygulamayı ortadan kaldırmıştır.
 Bu çok karmakarışık ve yorucu sistemdir. Rahat bir şekilde başvuru kabul edilirse iyi olur ama çok çeşitli şeyleri talep ediyorlar: Mesela oturduğu apartmanın sahibinin mektubunu getirmeyi söylerler ve davet eden kurumun belgesinde kusurların olmuş olduğunu da söylerler. Bu yüzden bu işlem oldukça zordur. Fakat karmakarışık olduğu için bu işlemi yapmadıysanız, sokaklarda polis sizi durdurduğunda başınıza bela düşer.
 Başka sıkıntı budur ki, polis vatandaşların güvenliğini korumaz. Ben 1996 yılında Ukrayna’da yaşıyordum ve bahsettiğim durumdan dolayı çok zorluk çekerek oturma iznini aldım. Ama onun ardından pasaportum çalındı. Yurtdışında pasaport çalındığında polisten çalındığına dair belgeyi almak lazımdır. Bu belgeyi gösterdiğinde Japonya’nın yurtdışındaki temsilcilikler yeni pasaportu çıkarır.
 Fakat polis pasaportun çalındığına dair belgeyi çıkarmakta istekli değildir. Onlar diyorlar ki, “çalanı gören yok ve pasaportunuzu çalan hırsızı yakalamak da fiilen imkânsızdır. Biz kendimizin yakalama oranının düşmesini istemiyorum, aksi halde biz azarlanacağız. Bu yüzden sizin talebinizi kabul edemiyoruz.”
 Dolayısıyla sokaklarda polislerin yabancıları avladığı ülkede ben 2 haftadır pasaportsuz, vizesiz ve polisin çıkardığı belgesiz yaşamaya mecbur kaldım. Bu benim yurtdışındaki araştırma hayatında en zor an idi.
 Gümrük bürosu içinde aynı durum söz konusudur. Mesela Moskova’dan Kiev’e trenle giderken sınırda sizin ne kadar yabancı parayı yanınızda taşıdığınızı yazmanız gerekir. Yoksa ülkeden ayrılırken 1000 dolardan fazla yabancı para yurtdışına götürülemez. Sanırım Japonya da fakirken öyleydi. Eski Sovyet ülkelerindeki kurala göre, Yabancı para üzerindeki kontrol çok sıkıdır ve getirilen paranın miktardan daha fazla para götürülemez. Bir de gümrük belgesi yoksa 1000 dolardan fazla paranın götürülmesi yasaktır.
 Ona rağmen sınırdaki gümrük memurlarının zamana yetişemediğinden trenin bütün vagonların odalarına tek tek girip kontrol edemiyorlar. O belgeyi almadan Ukrayna’ya giriyor. Çıkarken ise yetişiyor. Memur gümrük belgesinin olmadığını söylerler ve bu büyük sıkıntıyı yaratır. Bu tür sıkıntıdan nasıl kaçınmakla ilgili konu da oldukça yorucu meselelerden biridir.
 Rusya’da FSB, Ukrayna’da ise SBU adlı siyasal polis vardır. Bunlar eski KGB’den çıkmadır. Onlarla sorunsuz şekilde yaşamak da oldukça zor iştir. Ben hem siyaset bilinci hem de tarihçiyim. Şu anki durumu analiz etmekteyse, biz oradaki siyasetçileri araştırdığımızdan dolayı karşılıklı şekilde oradakilerin bizi araştırmaları az da olsa haklı olduğu gibi görülüyor. Fakat mesela devlet arşivinde 19. yüzyıla ait yazıları okurken bu tür insanların bizi takip etmeyeceğini asla söyleyemeyiz.
 Elbette onlar kendilerinin açıkça FSB elemanı olduğunu söylemezler ve genel olarak kendilerini gazeteci olarak tanıtırlar. Çoğu kadındır. Ben o bölgede yerli medyanın mülakat tekliflerini asla kabul etmem ama onlar yerli medyadan çok daha yapışkandır. Mülakat teklifini reddettiysek de onlar arşiv veya başka yerlerde bizi bekleyerek pusuya düşürmeye çalışırlar. Dolayısıyla bu noktada onların ne tür insan olduğunu hemen fark edebiliriz ve soruların içeriklerinden de sıradan bir gazeteci olmadıkları hemen anlaşılır. Onlar sıradan gazetecilerin asla sormadıkları sorular sorarlar: mesela hangi yoluyla Rusya’ya girdiğimizi otelin kaçıncı odasında kaldığımızı, şehirde kimlerle görüştüğümüzü ve kiminle para alışverişi yaptığımızı sorarlar.
 Dolayısıyla bu tür insanlar hemen belli olur ama çaremiz de yok. Teklifleri reddettiğimizden dolayı daha da bize yapışması da başka bir sıkıntı olur. Bu yüzden kiminle görüştüğümüze dair sorular gibi başka insanlar hakkındaki özel konu dışında her şey anlatırım. Fakat bu durumda da resimlerimin çekmelerine asla müsaade etmem ve sesimin kaydedilmesine izin vermem. Şimdiye kadar birçok şeyleri anlatmıştım. İşte bunlar eski SSCB coğrafyasında saha çalışmaları yapacaklar için kesinlikle kendi başına düşecek sorunlardır.
 İkinci olarak kendine sahip çıkanlar başına bela düşürmekten nasıl kaçınmakla ilgili sorun vardır. Bu konuda nelerin sadece eski Sovyet ülkelerine özgün olduğunu ve nelerin başka ülkelerde de olduğunu bilmiyorum. Burada FSB ve Yabancılar Şubesi gibi kurumların kontrol ettikleri insanlar ve kurumlar yabancılardan daha ziyade yabancıları davet eden kendi vatandaşları ve kurumlarıdır. Dolayısıyla onlar için kimlerle görüştüğümüz ve kimlere para verdiğimize dair mesele en meraklı konudur.
 Şimdi 1995 yılında yaşanan şeyi anlatırım. Ben Ulyanovsk Eyaleti’nde saha çalışmaları yürütüyordum. Orası insan haklarıyla ilgili durumun kötü olmasıyla biliniyordu ve Oraya gittiğimizde gerçekten kötüydü. İş arkadaşımın apartman dairesinde kalmaya başladım ve daha sonra araştırma iznini almak için hemen eyalet hükümetine benim işyerimi göstererek dilekçe gönderdim. Fakat ondan 3 saat sonra üniversitenin rektörü beni misafir eden arkadaşımı çağırıp dedi: “Senin yanında şimdi bir Japon kalıyor değil mi, 24 saat içinde onu bu şehirden kovun. Biz o Japon’un bu eyalette casusluk yapmasına asla izin vermeyiz.”
 Diğer bir örneğe bakarsak, Rusya’nın batı kısmındaki eski Podolya Vilayeti’nin merkezi olan Kamenets-Podolskiy şehrinde eski SSCB ülkelerinin en zengin arşivlerinden biri mevcuttur. Ben “19. Yüzyıldaki Yahudilerin Eğitimi” başlıklı araştırmayı organize edip oranın memurlarına yaptırdım. Fakat paranın yarısı bu arşivin müdürünün cebine gitmiş ve fiilen çalışanlara sadece yarısını ödüyor. Genel olarak gösterilen para miktarının ancak %10’u verildiğinden dolayı bu müdürün oldukça dürüst diyebilirim. Ona rağmen bu araştırmam nedeniyle memurlar ve müdür arasında şiddetli gerginlik yaşanmış ve memurlar Ukrayna’nın genel arşiv müdürlüğüne itiraz edip o müdürü işten atmıştır.
 Bu çok kötü bir hikâyedir. Daha sonra ben bir Japon arkadaşımla birlikte bu arşivde çalıştım. Bu Japon arkadaş özel apartmanda kalıyordu ve oraya hırsız girmiştir. O zaman ben SBU gibi istihbarat kurumların elemanın kendisini açıkça tanıtarak araştırma yaptığını ilk olarak gördüm. Orası SSCB’nin batı kısmındaki meşhur arşivdir ve Polonyalılar ve Yahudiler kendi soylarını araştırmak için oraya geliyorlar. Böylece bu arşiv sürekli yabancılarla irtibatta olduğundan dolayı bu tür istihbarat kurumlarıyla oldukça sıkı ilişkilere sahiptir.
 Müdür işten atıldıktan hemen sonra o Japon’un evine hırsız girmiştir. Ondan sonra eski müdür ve memurlar istihbarat kuruma birbirini ihbar etmeye başladı. Böyle kaos yaşanırken bu arşiv binası yangına uğramış ve içindeki değerli belgelerin çoğu yanmıştır.
 Daha önce ben medyanın mülakat tekliflerini asla kabul etmediğini söyledim, çünkü bu tür mülakatlar o bölgedeki siyaseti etkiler. Mesela bir siyasetçiyle mülakat yapıldığında onun görüntüsünü izin almadan çekip akşam saatindeki haber programlarında yayımlarlar. Ne kadar reddederseler de yine de çekip yayımlarlar. Bu durum bazı siyasetçileri olumlu şekilde etliler ve bazı siyasetçileri ise olumsuz şekilde etkiler. Ben bu durumdan hiç hoşlanmadığım için kendi görüntümle alakalı haklardan bahsederek bu tür teklifleri reddediyorum. Ama dediğim gibi reddedersem bile yine de çekiyorlar.
 Son olarak araştırılacak ülkelerin insan hakları meselesinden kısaca söz etmek istiyorum. Bazen incelenecek ülkelere gidince insan haklarıyla ilgili durumun rivayetten da kötü olduğunu görebiliriz. Ama tam tersi, yani bu durumun söylentiden daha iyi olma durumu da mevcuttur. Benim günümüze kadar yaşadığım kadarıyla Belarus, Tataristan ve Transdniester’in insan haklarıyla alakalı durumun kötü olduğu söyleniyordu ama gittiğimde bu durumun tahminimden daha iyi olduğunu gördüm. Belarus’u biliyorsunuz. Cumhurbaşkanı Lukaşenka acayip davranışlarıyla bilinmekte ve insan haklarıyla ilgili durumun kötü olduğu da söyleniyor, ama gidince gerçekte ise öyle olmadığını görebilirsiniz.
 Bence Uluslararası toplumun lekeleme ve suçlama çalışmaları çok ciddi bir meseledir. Yani insan haklarıyla alakalı durum ne kadar kötü olsa da, Amerika ve Avrupa ülkeleriyle iyi geçindiği takdirde bu meseleye göz yumulur. Tam tersine insan haklarıyla alakalı durumun o kadar kötü olmamasına rağmen o ülke uluslararası siyasetindeki belli bir bağlam içine konulursa o ülke insan hakları konusunda lekelenir ve suçlanır. Bu lekelemeler ve suçlamalardan dolayı bu tür ülkelerdeki insan haklarıyla alakalı durum gerçekten kötüleşebilir.
 Bu tür meseleyi nasıl baş etmemiz gerektiğine bakarsak, sonuçta kendimizin gördüğümüz gerçekleri Japonya’da kamuoyuna anlatmaya devam etmemiz lazım. Bunlar kendi tecrübem olduğundan dolayı ancak denemeler ve seyahat yazılar olur ve bilimsel makale olamaz. Ama yine de kendimin gözlemlediğim gerçekleri Japon toplumuna anlatmam gerektiğini düşünüyorum.

Yorumlar