Rusya: Gülen Cemaati’yle hiçbir ilişkimiz bulunmuyor

Rus uzman: Türk helikopterinin düşürülmesinin arkasında Amerika var

Yeni dönəm Amerikası Yaxın Şərqə nə vəd edir?

ABD Çin Virüs savaşı

DEMOKRASİ, OTOKRASİ VE TÜRKİYE

Gündem 2 Mayıs 2020
185

Almanya’nın uluslararası bir yayın bir kuruluşu olan Deutsche Welle (DW) dünya çapında yayın yapan bir bir kanaldır. Bu kanalda, 29 Nisan 2020’de, bir Alman vakfının “Dönüşüm Endeksi Araştırması”yayınlandı. Bu araştırmada Türkiye, incelenen 137 ülke arasında demokrasi sıralamasında 77’nci sırada ve yönetim olarak da “otokrasi” sınıfında değerlendirilmiş.
Türkiye bu araştırmayı düzenli olarak yapan bu vakfın raporunda, ilk kez yönetim olarak “otokrasi” sınıfında gösterilmiş.

Bertrlsmann vakfının Raporunda Türkiye’deki bu “yeni dönemin” başkanlık referandumuyla başladığına da işaret edilmiş ve şu değerlendirmeler yapılmış:
“…Parlamenter sistemin yerine aşırı güçlü bir Cumhurbaşkanının mevcut olduğu yeni bir “başkanlık sistemi” geldi…Türk demokrasisi ve dış politikası üzerinde etkileri oldu… “Yeni bir Türkiye”’nin oluştuğunun gözlemlendiği…, Ülkenin iç politikası ve uluslararası ilişkilerinde radikal bir dönüşüm gerçekleştiği …ve son dönemde yaşanan gelişmeler ışığında Türkiye’nin artık bir demokrasi olarak sınıflandırılamayacağı” açıklanmış.

Toplumlar ve devletler için bu gibi değerlendirmeler önemli. Bir vakfın görüşü diyerek geçiştiremeyiz. Bu tür dış bakış açısıyla yapılan uluslararası değerlendirmelerin hem kendimizi denetleme, hem de devletin itibarı ile ilgisi vardır. Onun için de önemlidir. Demokrasi, adalet, hukukun üstünlüğü, parlamentonun etkinliği, siyasi katılım, mali, siyasi ve hukuki istikrar, kuvvetler ayrılığı ve şeffaf denetim gibi demokrasinin temel özellikleri artık devletlerin de, toplumların da itibarında önem arzediyor.

Belki de Cumhuriyet tarihimizde, ihtilal dönemleri hariç, ilk kez Türkiye parlamenter demokrasinin dışında ve ondan daha geri bir sistemle değerlendiriliyor. Aslında ülkemizin yönetimi açısından böyle değerlendirilmemiz üzücü. Çünkü bu bir geriye gidiş.

Otokrasi, Fransız ihtilali ve sonrasında gelişen monarşinin bir çeşididir. Bu sistemde, yönetici, bütün siyasi yetkileri tek başına elinde bulundurur. Fakat monarşinin aksine yönetim miras yoluyla geçmez, seçimle olur. Otokrat, yani emreden, buyuran, yönetimlerin temel özelliği, yönetimde olanların daima halk adına karar vermeleri, sürekli halk için hep iyi, doğru ve güzel olan ne ise onu yaptıklarına inanmaları ve bunları halk adına dayatmaları olarak ortaya çıkar.

Demokrat yönetimlerin temel özelliği ise halkın kendisi için iyi, doğru ve güzel olanı, sorunlarının çözümünü seçtiği vekilleri kanalıyla bir kişi yerine parlamentonun karar vermesidir. Demokrasilerde, sorunların ve çözümlerinin yönetimlere halkın seçtiği temsilcileriyle iletilmesi yönetimde halkın söz sahibi olmasını ve yönetime daha çok katılmasını sağlar. Şimdilik bilinen en iyi yönetim de budur.

Ülkemizin DW’nin değerlendirmesindeki durumda olduğunu söylemiyorum elbette. Fakat parlamentonun da etkisizleştiği ortada. Dışardaki algı da maalesef böyle. Bizim bu algıyı kırmamız ve demokrasiyi bütün kural ve kurumlarıyla işler halde bulundurmamız lazım.

Ama demokrasiyi yürütebilmek şuur ister, bilgi ister, cesaret ister.
Atalarımızın büyük mücadele ve büyük sıkıntılarla kurdukları Cumhuriyeti ve parlamenter demokrasinin değerini bilemez, onları koruyamazsak çok sıkıntılı günlerin bizleri beklediğini söylemek kehanet olmaz.
Çare parlamenter demokratik sisteme dönmektir.
prof Dr Cemalettin Taşkıran

Yorumlar