İran- Suudi geriliminde Türkiye ve Rusya’nın alacağı pozisyon bölgenin geleceği açısından önemli

Mevlüt Uyanık yazdı Yurtsever Meşruiyet

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın gardını Türkiye nasıl düşürdü!

Balkan Ortodoks Türklerinin başbuğu Gagauz Stefan Topal ve Süleyman Demirel!

BARIŞ PINARI HAREKÂTI, KKTC ve SORUNLAR

Gündem 13 Ekim 2019
211

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu zamandan beri neredeyse aralıksız devam eden ve çeşitli isimlerle sürdürülen isyan ve terör olaylarından muzdarip bir ülke.
Kimi zaman adı Dersim İsyanları olmuş, kimi zaman DHKP-C veya Dev-Sol veya Asala ve PKK… Zaman zaman birden fazla örgüt ve isyanla mücadele etmek zorunda kalmış..
Günümüzde dünyanın en büyük silahlı siyasi terör örgütlerinden biri olan PKK ve muhtelif uzantıları ile 40 yıldır karşı karşıyayız.
PKK aynı zamanda dünyadaki en organize siyasi terör örgütüdür ve onlarca ülkede etkindir. Bugün çeşitli gizli servislerin ve aleni olarak çeşitli devletlerin desteği ile Avrupa’daki tüm ülkelerde ve dünyanın sayılı ülkelerinde geniş bir siyasi, STK ve basın gücüne sahiptir.Bilinen bir başka gerçeği ise Ortadoğu ve Avrupa’da kaçakçılık, uyuşturucu ve eğlence sektöründe söz sahibi olan ve haraç alan organizmalara sahiptir.
Türk vatandaşlığına sahip Kürt vatandaşlarımızın ikamet ettiği bütün dünya devletlerinde Kürt vatandaşlarımız içerisinde – tıpkı İsrail ‘in musevi merkezli teşkilatlanması gibi – PKK çeşitli isimler ve uzantılar ile teşkilatlanmayı başarabilmiştir. Ve bu onlarca yıldır devam etmektedir.
Bilindiği üzere, Avrupa’daki birçok parlamentoda Kürt kökenli milletvekillerinin desteği yanısıra güçlü lobilere de sahiptir.
Yaptıkları terör eylemlerini artık dünyaya ayrılıkçı eylemler olarak kabul ettirebilmiş güçlü bir ideolojik lobi desteği olan, birçok alanda kurumsallaşmış yapıya sahip, tek yönlü incelenebilecek bir yapıdan prizmatik çok yönlü bir yapıya bürünmüş bir sorunla karşı karşıyayız.
Bunu hamasi milli sloganlarla ve 40 yıldır uygulanagelen yaklaşımlar ile çözmek mümkün görünmemektedir. Zira o dönemeci çoktan geçtik..
Barış Pınarı Harekatı bize bugün geldiğimiz noktayı göstermesi açısından tarihi bir öneme sahiptir. Öncelikle Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur sözünü bir kenara bırakalım ve olaya biraz daha derinlemesine ve bütünsel olarak yaklaşabilelim.
Barış Pınarı Harekatı, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği için yapılması zorunlu olan bir savunma eylemidir. Hatta öyle ki, bu harekatın benzerinin o dönemde Irak’ta özerk bir Kürt yönetiminin kurulmasını engellemek için kesin sonuç alınana kadar yapılması gerekirdi,olmadı. Bugün Irak’taki örneği bulunan bir oluşumun Suriye’de de vucuda getirilmesini engelleyebilmek için askeri bir harekat düzenlemek durumunda kaldık.
Sorun şu ki, bu siyasi ve ideolojik terör örgütü ile bu güne kadar hep askeri tedbirler alarak mücadele etme eğiliminde olduk. Zaman zaman siyasi tedbir, yaklaşım ve açılımlar ile kazanımlar elde etmeye çalıştıysak da işin en önemli yönünü hep bir şekilde eksik bıraktık, kendimizi ifade edebilmek ve gerçekleri iç ve dış kamuoyuna anlatabilmek….
Barış Pınarı Harekatı’nın bugün 5. günü ve askeri harekat başarı ile devam ediyor. Ancak bir askeri harekatın başarısı sadece sahada askeri hedeflerin ele geçirilmesi veya yok edilmesi ile sınırlı değildir. Bu tarz harekatların başarıya ulaşabilmesi için birçok faktörün aynı anda gözetilerek idare edilmesi gerekir ki, ilki elbette askeri harekatın saha içerisindeki operasyonel eylemleridir.Bundan daha önemli olanı ise bu operasyonun ulusal ve uluslararası kamuoyunda gerekli,yeterli ve ikna edici argümanlarla propagandasını yürütebilmek ve kamuoyu oluşturabilmektir.
Bu terör belası ile 40 yıldır mücadele eden bir devlet olarak bu kamuoyu oluşturma konusunda başarısız olduğumuzu üzülerek belirtmek gerekiyor. Zira bu konu tamamen bilimsel esaslara dayalı, süreklilik arz eden, lobicilik gerektiren ve her alanda ifade edilmesi gereken sistematik bir eylemler bütünüdür.
Bu konuda PKK ve uzantılarının bizden daha deneyimli ve başarılı oldukları,Avrupa ve dünyanın sayılı ülkelerindeki destekçileriyle kıyaslandığında ortaya çıkmaktadır. Bu başarılarının arkasındaki çeşitli devlet ve gizil servis desteklerini gözardı etmemekle birlikte,stratejilerimizi yeniden konumlandırmamız şarttır.
Her şeyden önce askeri gücümüzün her yurt dışı harekatında karşımıza çıkan ve çeşitli parti,STK ve basının muhalif duruşundan öte, zaman zaman pazarlık masasında elimizi zayıflatan ve harekat kabiliyetimizi azaltan söylemleri, bizim kendi kamuoyumuzu bile yeterince aydınlatamadığımız gerçeğini ortaya koyuyor.
Milli çıkarlarımızın korunması ve savunulması konusunda bile çoğu kere ideolojik yaklaşımların ağır basarak muhalefet edilmesi zaman zaman ciddi görüş ayrılıklarını gözler önüne sermektedir. Bu noktada muhalefet edilmesi başka, devletin milli çıkarlarının ideolojye kurban edilmesi başkadır.
Barış Pınarı Harekatı’na dünya kamuoyunda çok az ülkenin desteği görülmektedir. ABD, Rusya, AB elbette ki kendi ulusal çıkarları doğrultusunda tepki verdiler ve harekatın bir an önce durdurulmasını talep ettiler. Arap Birliği ve bir çok ülke harekatı kınadı. Ülkemiz kamuoyu için en büyük şaşkınlıklardan biri ise Filistin’in de harekatı kınaması oldu.
Tüm bunlardan daha fazla şaşkınlık yaratan açıklama ise KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’dan geldi.
” Daha önce de söyledim 1974’te biz adına Barış Harekatı desek de bu bir savaştı ve akan da kandı. Şimdi Barış Pınarı desek de akan su değil kandır. Bu nedenle bir an önce diyalog ve diplomasinin devreye girmesi en büyük dileğimdir ” ifadelerini kullanan KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, bizim henüz kendi haklılığımızı kendimize bile anlatamadığımız ve ikna edemediğimizin en büyük somut örneklerinden birini vermiştir.
Aynı sorunu KKTC’nin dünyada tanınması konusunda da yaşamaktayız.
Dolayısıyla bu sorunun sadece askeri harekatlar ile çözülemeyeceğinin bilincinde hareket ederek yeni stratejiler ile dünya kamuoyunda gerek kişiler olarak gerek kurum,kuruluş,STK ve devlet teşekküleri, üniversiteler ve basın yolu ile PKK sorunu, Errmeni meselesi sorunu, Ege kıta sahanlığı sorunu, Akdeniz kıta sahanlığı sorunu vb birçok sorunun buna göre yeni argümanlarla yeniden kamuoyu oluşturmak amacı ile çalışılması gerekliliği şarttır.
Bu her şeyden önce bireysel çalışmalar ile başlar. Erasmus ile Polonya’ya giden bir öğrenci bile, kendisine neden Kürtleri öldürüyorsunuz, neden Kıbrıs’ta işgalcisiniz, neden Sürgündeki Uygur Hükümeti Türkiye’de, neden Ermenileri katlettiniz diye sorulduğunda ikna edecek cevaplar verebilecek düzeyde ve bilgide olmalıdır.
Bunu başarabilmek ise “Ne mutlu Türk’üm ” demekle olmamaktadır. Bu konuda Devletin bütün kurum ve kuruluşları, üniversiteler ve STK’lar ciddi anlamda bir yol harıtası çıkarmalıdır.
Şunu unutmamalıyız ki, haklı olduğun konuda haklılığını ikna ve ispat edemiyorsan, her zaman haksız konumunda kalmak mecburiyetindesin, Biz bunu Barış Pınarı Harekatı’nda bir kez daha net bir biçimde yaşıyoruz.Tıpkı Ermeni meselesi ve baklavanın menşei meselesinde olduğu gibi.
Hakan Benli

Yorumlar