The legal status of the Caspian Sea

ABD’nin YPG çıkmazı

Trampın Qüds səfəri və Yaxın Şərqdə yeni planlar

Putin müzaffer, çünkü Kremlin’den yabancı danışmanları kovdu

Atatürkün Bir Uzağı Görüşü ve Bir Özlemi

Gündem 3 Temmuz 2020
133

Yad elində
Kalmışız yad elinde
Kerkük`ü viran olsun
Kalmasın yad elinde

Erbil`de gala gördüm
Etrafı lala gördüm
Telafer muhabbetin
Her yerden âlâ gördüm
gala-kale
lala-lale
İlk önce pek özetle birkaç hatırlatma yapalım. Buna hatırlanma da denilebilir belki de. Bilinenleri hatırlatma veya bilinenlerin hatırlanması. Birileri (az denilmeyecek kadar olanlar) sözünü edeceğim bilinenleri gözardı etmiş, unutmuş gibi görünebilirler. Hâlâ işbirlikçiler, bölücülür, emperyalizmin taşeronları, ötekileşdirmeye hevesliler. “Ne Mutlu Türküm Diyene” özdeyişine diş bileyenler köşedebucakda değil de (gerektiğinde köşebucakta sinsice pusu kurmaktalar) meydanda cirit atmıyorlar mı ?
Şimdi gelelim birkaç bilineni özetle sıralamaya.
9 Ocak 1853. Rus çarıI Nikola İngiltere`nin ST. Peterburg Büyükelçisi Lord H.Seymour`a Osmanlı topraklarının Rusya ve İngiltere arasında paylaşılması ili ilgili bir önerge sundu. İngiliz Büyükelçisi bu önergeyi devrin şartlarına ve İngiltere`nin çıkarına henüz uygun bulmayarak geri çevirdi. Bu sırada I Nikola Osmanlı Devleti için “tedavisi olanaksız hasta adam” değerlendirmesini de yaparak bu ifadeyi kullanan bir kişi oldu.
“Avrupa jandarması” adını da kazanmış bu Rus çarı Hrıstiyanların dünyayı büs-bütün egemenlikleri altına alması için Müslümanların başına sürekli olarak bela` açmayı ileri sürür, “Özellikle de Osmanlı Devletini rahat bırakmamalıyız “ diyerek düşüncesini pekiştirirdi.
Yıl 1916. Çar hükümetinin rızası aslında katılması ile İngiltere ve Fransa arasında imzalanan gizli Sykes-Picot Antlaşması Osmanlının Asya`daki (Avrupa ve Afrika`da ne kalmıştı ki) topraklarını paylaşmayı öngörüyordu.
Yıl 1917/1918 . Rusya`da Sovyet düzeni (egemenliği) kurulmuştur. Sovyetler en duyarlı noktalarda Çarlık Rusya`sına “canı gönülden” mirasçı oluverdi. Sovyet-Türkiye ilişkilerinde “veraset” örtülü biçimde varlığını sürdürmekteydi. Bazen bu “örtü” de kaldırılıyordu. Bu açık “veraset “ sovyet iktidarının ilk günlerindən kendini gösterdi. 29 Aralık 1917 (11 Ocak 1918) günü Rusya Halk Komiserleri Sovyeti “Türkiye Ermenistanı “ hakkında bir karar (dekre) kabul etti. Kararın metni İ:Stalin`in imzası ile “Pravda” gazetesinin 31 Aralık 1917 (13 Ocak 1918) tarihli sayısında yayımlandı. Kararda Türkiye topraklarında bağımsız Ermenistan Devletinin kurulması ileri sürülüyor ve böyle bir “devlet”in kurulması ile ilgili olarak gereken önlemleri almak için Kafkasya İşleri Üzre Fevkalâde Komiser Stepan Şaumyan görevlendiriliyordu… Özellikle de ikinci dünya savaşından sonra Türkiye`ye karşı siyasal, sosyokültürel alanlarda sözügeçen “verset” daha çıplak biçimde belirdi: Türkiye`nin bazı bölgelerini ele geçirmek için hedef alan “Stalin Planı” bellidir (Elman Mustafa. Şiirimizde Trablusgarp ve Balkan Savaşları. Baku 2013, s. 114).
8 Ocak 1918. ABD Başkanı Wilson (T.V.Vilson) imperyalist barış programı olan “On dörd Prensib”i yayımladı. On ikinci prensibin amacı aslında Anadolu`yu parçalamak ve burada nüfusu Türk olmayan “bağımsız devletler” kurmak idi.
4 Ocak 1920. İngiltere Dış işleri bakanı Yahudi kökenli Lord Gürzon: Tükler Avrupa`dan atılmalıdır… İstanbul Türlkerden tamamen alınmalıdır. Bir veba tohumu, savaşların yaratıcısı, komşuları için bir küfür olan Türkler Avrupa`dan silinmelidir.
10 Ağustos 1920. Adı üstünde Sevr Antlaşması. Türkiye`yi parçalayan ve sömürgüleştiren birAntlaşma.
Yıl 1933. Almanya`da A.Hitler ve partisinin iktidarı egemendir. Hitler diktatörlüğü “Alman ırkına Güneş altında topraklar” uğrunda dörd bir yana savaş havasını estirmektedir. Avrupa ve dolayısıyla da bütün dünya bir tehdit karşısındadır. Aynı yılda Amerikalı general Mc.Arthur Ankara`dadır ve Ataturk`le görüşmek fırsatını bulur. Görüşme sırasında Atatürk, Amerikala generalı şunları söyler: Almanya`ya dikkat edin, eğer diğer devletler akıllı davranmazlarsa bu haliyle Almanya ikiye bölünecek ve bundan da en fazla Rusya kazançlı çıkacak.
İkinci dünya savaşında Hitler Almanya`sı yenik çıktı. Almanya ikiye bölündü. Bu ikinin birini, Doğu Avrupa`yı, Balkanların büyük bir kısmını Sovyetler ele geçirdi.
Hey Yüce Atatürk ! İkinci dünya savaşının sonucunu 1933`de görmene uzağı görüş mü diyelim, kehânet mi diyelim?!
1920`li yılların şartları, imperyalizmin baskıları sonucu Türkiye topraklarının bir kısmı Misâk-ı Millî dışında bırakılmıştır. Musul, Kerkük, Adalar v b… Bu vatan toprakları Ataturk`ün ağrıyan özlemidir. Mc. Artur`la söz konusu görüşmede Atatürk bu ağrıyan özlemini şöyle dile getirir: Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım. Selânik de dahil Batı Trakya`yı Türkiye hudutları içine katacağım.
Alacaktın, katacaktın büyük Atatürk! Hatay`ı almadın mı, Türkiye hudutları içine katmadın mı?
Buram buram Türk kokan Musul, Kerkük… şimdi kimlerin elinde? Erbil`de kale, etrafında lale var mı? Telafer muhabbeti üşüyor mu?
Hey Rumeli`deki muhteşem izler, muhteşem tarihler!..
Ne hoş imiş Kalkandelen ovası
Ah keskin kayalarda da şahin yuvası .
Türküler, ağıtlar yakan Müsul, Kerkük, Erbil, Telafer, Rumeli…

Gazi Mustafa Kemal
Bir vatan toprağı kuraklık yakar
Su su diye toprak göklere bakar
Rahmedendir Tanrı gür yağmur yağar
Yağar yağar Gazi Mustafa Kemal

Herkeste , ulusta varsa şeref şan
Demek uyumadan, demek durmadan
Akar damarında arı duru kan
Akar akar Qazi Mustafa Kemal

Tanrı töresini hangi güç boğar
Tanrının ihsanı bir kanunda da var
Güneş sonsuz doğar, yere gün doğar
Doğar doğar Qazi Mustafa Kemal

Yaman günün nesi kalır
Üzülme,üzülme Vatan
Bak, akacaktır çok sular
Gür yağmur, Arı kan Güneş
Seni ölümsüz kılar

Ölümsüzlük
Çanakaya` dan Meclise giden yol üstündeki güzel ve tek iğde ağacını bir gün yolu genişleten işçiler keserler. Kesilmiş olan iğde ağacı için Atatürk ağlıyor….

Bilinmez yerlere yollandı herkes
Bir içim hayat suyu diye diye
Ölümü yoketmek istedi herkes
Bir içim hayat suyu diye diye

Yollar dağlar taşlar masala döndü
Masal oldu mağrur gökler yıldızlar
Diklendi göklere masal merdiven
Bir içim hayat suyu diye diye

Gün geldi masallaştı hayat suyu
İçtiler masalı hiç doymayarak
Gelen ölüme meydan okuyarak
Bir içim hayat suyu diye diye

Genç bir yol üstünde çorak toprakta
Alımlı ve yalnız iğde ağacı
Yaprak yaprak hazin masal söylerdi
Bir içim hayat suyu diye diye

Başka masal oldu bir gün bun masal
Atatürk`ün göz yaşını içerek
Ölüm uykusundayken uyanarak
Ölümsüzleşti tek iğde ağacı
Başka masal oldu o gün bu masal

Çanakkale
Çanakkale zaferi Birinci Dünya Savaşında Türk`ün en büyük zaferiydi. Çanakkale savaşlarında Atatürk`ün askeri dehası parlak biçimde kendini gösterdi.
İki pencereli ikili dünya
Durmaz akar gider su gibi güya,
Bu pencereleri Tanrı mı yazdı
Dünyanın kendisi yoksa kazandı?

Bir pencereden bak göz göre göre
Dokuz köyden değil, illerden değil
Dünyadan kovulan Doğru görünür,
Himalayadaki bir Comolungma
Dünyada en yüksek doruk görünür.

Onlar, iki dağcı doruk başında
Fatihlermiş gibi, ilklermiş gibi
Bakıp yer yüzüne kinle övünür,
Gök`ün ışıgıysa yerde dövünür.

Pencereden yalan gelir
Her işte baş olan gelir
Söyle ey şarkıcı söyle
Bağrımızı yanık eyle.

Şu pencereden bak göz gerek görsün
Doğrunun yüzünde çiçekler açar
Dünyayı bezeyen kelebeklerin
Güllü ömürleri yılları aşar.

Şu pencereden bak göz gerek görsün
Anayurt üstünde tek Çanakkale
Dünyada en yüksek doruk görünür
Yüce direnciyle Gök”e bürünür.

Çıkılmaz doruğu fetheden ilkler
Doruğa dizilen fatih şehitler
Diyorlar sevincle bütün ülkeler
Diyorlar sığınsın bir Ay Yıldıza
O aşktır mazluma, aşktır yalnıza.

(Ey fatih şehitler diri şehitler
Sığar mı bu destan bin aşık saza),
Pencereden gerçek gelir
Sevenlere çiçek gelir
Söyle ey şarkıcı söyle
Yüzümüzü şenlik eyle

Yalan dünya yalan dünya
Gerçek dünya gerçek dünya
Seyle ey şarkıcı söyle

Elman Mustafa Cıvıroğlu

Yorumlar