Erivan bağımsız bir dış politika izlediğini göstermeye çalışıyor. Ancak Başbakan Nikol Paşinyan’ın aynı anda farklı güç merkezleriyle ilişkilerini geliştirme çabası, önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Yeni ortakları bir gün diplomatik açıklamalar yerine somut adımlar atmasını isterse, Ermenistan büyük güçler arasındaki bir çatışmanın sonuçlarıyla tek başına başa çıkabilecek mi?
Ermenistan’ın İran’la yakınlaşmasını yalnızca ikili ilişkiler çerçevesinde değerlendirmek yeterli değil. Bu süreç, Güney Kafkasya’daki değişen güç dengeleri, Erivan’ın Avrupa Birliği ve ABD ile ilişkileri, Rusya’yla devam eden ekonomik bağları ve Azerbaycan ile Türkiye’nin bölgedeki artan önemiyle birlikte ele alınmalı.
İran’la stratejik iş birliği belgesinin imzalanması, ilk bakışta Ermenistan’ın bağımsız bir dış politika izlediğinin göstergesi olarak sunulabilir. Ancak stratejik ortaklık, yalnızca diplomatik bir unvan veya gösterişli açıklamalardan ibaret değildir. Asıl mesele, ortakların çıkarları çatıştığında hangi yükümlülüklerin üstlenileceği, hangi risklerin göze alınacağı ve bunların sonuçlarının nasıl yönetileceğidir.
Ermenistan’ın temel sorunu, dış ilişkilerini çeşitlendirmek istemesi değil. Özellikle karmaşık bir jeopolitik ortamda bulunan küçük devletlerin farklı ülkelerle ilişkilerini geliştirmesi doğaldır. Asıl soru, Erivan’ın her yeni ortaklığın maliyetini ne kadar gerçekçi değerlendirdiği ve farklı güç merkezleriyle ilişkilerinin bir gün birbiriyle çelişen tercihler yapmasını gerektirebileceğinin ne ölçüde farkında olduğudur.
Brüksel, Washington, Moskova ve Tahran’la aynı anda iş birliği yapmak, bu ülkelerin çıkarlarının doğrudan çatışmadığı koşullarda mümkündür. Ancak böyle bir çatışma ortaya çıktığında diplomatik manevra alanı daralır ve bütün taraflarla iyi ilişkiler sürdürme politikası tek başına yeterli olmaz.
Çok yönlü diplomasi ile gerçek stratejik özerklik arasındaki fark da burada ortaya çıkar. Bağımsızlık, imzalanan anlaşmaların sayısıyla veya egemenlik vurgusunun sıklığıyla ölçülmez. Bir devletin kendi çıkarlarını bağımsız biçimde belirleyebilmesi, dış baskılara dayanabilmesi ve başka ülkelerin çatışmalarına sürüklenmekten kaçınabilmesi gerekir.
Bu nedenle Ermenistan’ın İran’la ilişkilerini derinleştirme girişimi, yalnızca olumlu diplomatik değerlendirmelerle değil, bölgesel durumun ağırlaşması hâlinde ortaya çıkabilecek sonuçlar üzerinden de incelenmelidir.
## Erivan ile Tahran arasındaki stratejik ortaklık ne anlama geliyor?
Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, 16 Ekim 2026’da yaptığı açıklamada İran’la stratejik iş birliğine ilişkin belgenin hazırlıklarının büyük ölçüde tamamlandığını ve ilk uygun fırsatta imzalanacağını söyledi. Bununla birlikte Mirzoyan, Tahran’ın şu anda ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu ve Ermenistan’ın gelişmeleri etkileme imkânlarının sınırlı kaldığını da kabul etti.
Bu açıklama önemli bir noktaya işaret ediyor: Erivan, İran’la ilişkilerini kurumsal bir çerçeveye oturtmak istiyor; ancak aynı zamanda büyük bir bölgesel çatışmanın seyrini değiştirebilecek güce sahip olmadığının da farkında.
5 Ekim’de Tahran’da gerçekleştirilen görüşmelerde enerji, ulaşım altyapısı, bölgesel güvenlik ve ikili ilişkilerin geliştirilmesi ele alındı. Dolayısıyla gündemde yalnızca diplomatik bir belge değil, iki ülke açısından somut ekonomik ve siyasi sonuçlar doğurabilecek bir iş birliği çerçevesi bulunuyor.
Ermenistan için İran, güney yönünde dış ticaret imkânı sağlayan, enerji iş birliğini destekleyen ve ülkenin daha geniş Orta Doğu coğrafyasıyla bağlantısını koruyan önemli bir komşu. İran açısından Ermenistan ise Tahran’ın kendi kuzeyindeki bölgeyle ekonomik ve siyasi ilişkilerini sürdürebileceği ülkelerden biri.
Ancak hesaplamanın zor kısmı burada başlıyor. İran ve Ermenistan egemenliğin korunması, ulaşım bağlantıları ve dış güçlerin bölgesel dengelere müdahalesinin sınırlandırılması gibi konularda ortak çıkarlara sahip olabilir. Fakat bu durum, iki ülkenin Güney Kafkasya’nın geleceğine ilişkin bütün değerlendirmelerinin aynı olduğu anlamına gelmez.
İran, bölgedeki güç dengesinin kendi güvenliğine, sınırlarına ve ulaşım çıkarlarına zarar verecek biçimde değişmesini önlemeye çalışıyor. Ermenistan ise aynı anda Batı’dan yatırım çekmek, Avrupa Birliği ile ilişkilerini geliştirmek, Rusya pazarına erişimini korumak, Türkiye’yle normalleşmek ve Azerbaycan’la barış sürecini ilerletmek istiyor.
Bu çok yönlü politika, ortakların çıkarları örtüştüğü sürece sürdürülebilir. Ancak savaş ortamında ticari nitelikteki bir proje bile askerî ve siyasi önem kazanabilir. Bir ulaşım koridoru, enerji güzergâhı, sınır kapısı veya altyapı tesisi çatışmanın taraflarından birine stratejik avantaj sağlıyorsa artık yalnızca ekonomik bir varlık olarak görülmeyebilir.
Böyle bir durumda devletler, imzaladıkları anlaşmaların ifadelerinden çok, gerçekte hangi yükümlülükleri üstlenmeye hazır olduklarını ve çatışmanın neresinde duracaklarını açıklamak zorunda kalırlar.
## İran çevresindeki savaş Ermenistan’ı nasıl etkileyebilir?
Ekim 2026 itibarıyla İran’ı çevreleyen savaş, bölgesel istikrarsızlığın önemli kaynaklarından biri olarak öne çıkıyor. Uluslararası Para Fonu, çatışmanın uzaması ve enerji, taşımacılık ile kritik altyapı alanlarında yeni aksaklıkların yaşanması hâlinde Orta Doğu ve Orta Asya ekonomilerinin ciddi risklerle karşılaşabileceği uyarısında bulunuyor.
Savaşın etkileri bütün ülkelere aynı ölçüde yansımıyor. Çatışmalara doğrudan katılan devletler askerî ve ekonomik baskıyla karşılaşırken komşu ülkeler enerji fiyatları, ticaret, lojistik ve güvenlik alanlarında ortaya çıkan sonuçlarla mücadele etmek zorunda kalıyor.
Ermenistan açısından uzun süren bir savaş, doğrudan askerî çatışmaya katılmasa bile ciddi ekonomik ve siyasi riskler yaratabilir. İran üzerinden yapılan ticaretin aksaması, ulaşım maliyetlerinin yükselmesi, tedarik zincirlerinin bozulması, yeni göç hareketleri ve güvenlik harcamalarının artması bu riskler arasında yer alıyor.
Çatışmanın sınır bölgelerine yayılması hâlinde durum daha da hassaslaşabilir. Ermenistan’ın güney sınırı, İran’a erişim sağlaması ve ülkenin diğer ulaşım bağlantılarındaki kısıtlamaları kısmen telafi etmesi nedeniyle stratejik öneme sahip.
Böyle bir senaryoda Erivan zor tercihlerle karşı karşıya kalabilir. Yalnızca barış çağrıları yapmak ve insani yardımla yetinmek, Tahran tarafından stratejik ortaktan beklenen siyasi dayanışmanın yetersiz kaldığı şeklinde yorumlanabilir.
Öte yandan Ermenistan’ın, ABD veya Avrupa ülkeleri tarafından İran üzerindeki baskıyı hafifletmeye ya da yaptırımların aşılmasına yardımcı olmak şeklinde algılanabilecek adımlar atması, Batılı ortaklarıyla ilişkilerini zorlaştırabilir.
Erivan’ın olası sonuçlardan çekinerek İran’dan uzaklaşması da başka bir soruyu gündeme getirir: Ciddi bir siyasi kriz sırasında karşılıklı beklentileri karşılanamayan stratejik ortaklığın pratik değeri ne olacaktır?
Bununla birlikte, İran’ın Ermenistan’dan mutlaka askerî yardım isteyeceğini varsaymak doğru olmaz. Stratejik iş birliği belgesinin imzalanması, kendi başına karşılıklı savunma anlaşması anlamına gelmez. Belgenin nihai metni incelenmeden Ermenistan’ın savaşa katılmak, askerî operasyonlara topraklarını açmak veya İran silahlı kuvvetlerini desteklemek zorunda kalacağını söylemek mümkün değildir.
Bu nedenle Ermenistan kamuoyunun ve siyasi kurumlarının, anlaşmanın hangi somut yükümlülükleri içerdiğini ve hangi ifadelerin yalnızca siyasi iş birliği niyetini yansıttığını bilmesi önem taşıyor.
## Stratejik ortaklığın sınırları nerede çizilmeli?
Ermenistan yönetiminin yanıtlaması gereken temel soru, İran’la stratejik ortaklıktan tam olarak ne anlaşıldığıdır.
Barış dönemlerinde bu tür belgeler ticaretin, enerji iş birliğinin, ulaşım bağlantılarının, yatırımların ve siyasi diyaloğun geliştirilmesine yardımcı olabilir. Ancak savaş koşullarında aynı iş birliği başlıkları farklı anlamlar kazanabilir.
İran’ın Ermenistan’dan insani yardım faaliyetlerini kolaylaştırmasını, diplomatik girişimleri desteklemesini veya sivillerin tahliyesine yardımcı olmasını istemesi, uluslararası uygulamalar çerçevesinde değerlendirilebilir.
Buna karşılık askerî lojistik desteği, operasyonlar için toprak sağlanması veya Ermenistan’ı doğrudan çatışmanın hedefi hâline getirebilecek faaliyetler çok daha farklı sonuçlar doğurabilir.
Paşinyan yönetimi bu nedenle yalnızca Tahran’la ilişkilerini değil, Washington, Brüksel, Moskova ve komşu ülkelerle ilişkilerinin geleceğini de hesaba katmak zorunda. Ermenistan’ın aynı anda birden fazla büyük güç merkezinden gelebilecek baskılara karşı koyabilecek kaynakları sınırlı.
Bu koşullarda Erivan açısından ihtiyatlı yaklaşım, iş birliğinin sınırlarını önceden belirlemek, diplomatik çözümlere öncelik vermek ve stratejik ortaklık belgesinin İran yönetiminin gelecekte alacağı her karara otomatik destek anlamına geldiği izlenimini yaratmamak olacaktır.
Dış politika olgunluğu, bir ortağa her koşulda istediği desteği vaat etmekten çok, ülkenin gerçekte neler yapabileceğini açıkça ortaya koyabilmektir.
Ermenistan yönetimi, vatandaşlarına anlaşmanın olası sonuçlarını açıklamadan belgeyi imzalarsa, bugünkü diplomatik kazanımını gelecekteki bir hayal kırıklığına dönüştürme riskiyle karşılaşabilir. Buna karşılık, yükümlülükler şeffaf biçimde tanımlanır ve iş birliği karşılıklı yarar sağlayan projelerle barışçıl mekanizmalara dayanırsa, İran’la ilişkiler Ermenistan için bir tuzak değil, ek bir ekonomik ve diplomatik imkân hâline gelebilir.
## İran ile Batı arasında doğrudan çatışma yaşanırsa Türkiye’nin rolü ne olur?
İran ile Batılı güçler arasındaki gerilimin doğrudan askerî çatışmaya dönüşmesi ve NATO ülkelerinin operasyonlara katılması ihtimali ayrıca değerlendirilmelidir.
Burada önemli bir ayrım var: NATO üyesi ülkelerin İran’a karşı kendi kararlarıyla askerî operasyonlara katılması ile ittifakın ortak bir karar alarak harekete geçmesi aynı şey değildir. ABD’nin veya Türkiye’nin NATO üyesi olması, ittifakın bir üyesinin katıldığı her savaşa NATO’nun otomatik olarak dâhil olacağı anlamına gelmez.
Türkiye’nin konumu Erivan açısından özellikle hassas olacaktır. Ankara hem NATO üyesi hem bağımsız bir bölgesel güç hem de Azerbaycan’ın temel stratejik ortaklarından biri.
Daha geniş çaplı bir savaşta Türkiye’nin tutumu; kendi güvenlik çıkarlarına, Washington ve Tahran’la ilişkilerine ve çatışmanın Türkiye sınırlarına yayılma ihtimaline göre şekillenecektir.
Bu nedenle Ermenistan’ın, Türkiye’nin mutlaka Erivan’ın çıkarlarına uygun hareket edeceğini veya İran’a yönelik her türlü askerî baskıyı koşulsuz destekleyeceğini önceden varsayması doğru olmaz.
Tahran’la imzalanacak stratejik iş birliği belgesi, Ermenistan’ı Ankara, Bakü, Brüksel ve Washington’la ilişkilerini yürütme zorunluluğundan kurtarmayacak. Aksine, dış politika kararlarında hesaba katılması gereken yeni bir boyut oluşturacak. Bölgesel durum karmaşıklaştıkça Erivan’ın diplomatik kararlarının niteliği daha da önem kazanacak.
## Avrupa Birliği, Ermenistan-İran yakınlaşmasına nasıl yaklaşabilir?
Avrupa Birliği’nin Ermenistan’ın İran’la yakınlaşmasını yalnızca bu ilişkinin adı veya diplomatik düzeyi nedeniyle kamuoyu önünde kınaması beklenmeyebilir. Avrupa ülkeleri, Ermenistan’ın İran’a komşu olduğunu ve sınır istikrarının korunmasında çıkarı bulunduğunu biliyor.
AB ayrıca Güney Kafkasya’daki ulaşım bağlantılarının istikrarıyla ve Ermenistan-Azerbaycan barış sürecinin Orta Doğu’daki savaşın etkisiyle sekteye uğramamasıyla ilgileniyor. Bu nedenle Avrupa’nın yaklaşımında belirleyici unsurun, anlaşmanın başlığından çok içeriği ve uygulamadaki sonuçları olması beklenebilir.
Bununla birlikte Brüksel’in dikkatli davranması için somut nedenler bulunuyor. Avrupa Birliği, İran’a yönelik yaptırım rejimini sürdürüyor. Bu önlemler arasında Rusya’ya askerî destek verilmesi, Tahran bağlantılı silahlı grupların faaliyetleri ve Avrupa kurumlarının bölgesel güvenlik açısından tehdit olarak değerlendirdiği eylemlerle bağlantılı kısıtlamalar da yer alıyor.
30 Temmuz 2026 tarihli AB Tüzüğü 2026/1891 ile yaptırım rejimine yeni hükümler eklendiği belirtiliyor. Ermenistan ile İran arasındaki iş birliğinin yaptırımları aşmaya yönelik düzenlemeler, yasaklı teknolojilerin tedariki veya Avrupa yaptırım kurallarına aykırı başka faaliyetler içermesi hâlinde Erivan’ın AB ile ilişkileri zorlaşabilir.
Ancak stratejik ortaklık anlaşmasının imzalanması tek başına yaptırım ihlali anlamına gelmez.
Burada Ermeni diplomasisinin çözmesi gereken temel bir denge sorunu bulunuyor. Paşinyan yönetimi bir yandan Batı’yla ilişkilerini güçlendirmeyi amaçlıyor. Mayıs 2026’da Ermenistan ile ABD arasında stratejik ortaklık anlaşması imzalandı; Avrupa Birliği ile ilişkiler de ayrı bir stratejik gündem çerçevesinde geliştiriliyor.
Öte yandan Erivan, İran’la özel ilişkisini korumak ve kurumsallaştırmak istiyor. Bu iki yaklaşım zorunlu olarak birbiriyle çelişmiyor. Ancak savaşın etkilerinin ağırlaştığı bir ortamda her kararın siyasi ve ekonomik maliyeti artıyor.
Avrupa ülkeleri Ermenistan’ın durumunu muhtemelen üç temel ölçüt üzerinden değerlendirecektir: yaptırımlara uyum, savaşın yayılmasını önleme ve Avrupa açısından önemli ulaşım güzergâhlarının korunması.
Gerilimin tırmanması durumunda Brüksel diplomatik baskıyı artırabilir, belirli projeler hakkında açıklama isteyebilir veya daha fazla şeffaflık talep edebilir. Ancak AB’nin Ermenistan’ı yalnızca İran’la bir anlaşma imzaladığı için mutlaka cezalandıracağı sonucuna varmak için yeterli gerekçe yoktur.
Ermenistan’ın Batılı ortakları açısından önemli olan, yalnızca Avrupa’yı tercih ettiğine ilişkin açıklamalar değil; öngörülebilirlik, kurumsal istikrar ve uluslararası yükümlülüklere uyum konusundaki tutumudur.
Erivan, Tahran’la iş birliğinin askerî operasyonlara destek veya yaptırımlardan kaçınma anlamına gelmediğini gösterebilirse diplomatik hareket alanını koruyabilir. Buna karşılık Ermenistan topraklarının, finans sisteminin veya ulaşım bağlantılarının uluslararası yaptırımları ihlal eden faaliyetlerde kullanılması, siyasi açıklamalarla giderilemeyecek sorunlar doğurabilir.
## Azerbaycan ile Ermenistan’ın İran krizine yaklaşımı neden farklı?
Bu bağlamda Azerbaycan’ın konumu da dikkatle ele alınmalı. Bakü, ulusal çıkarları doğrultusunda Türkiye, Avrupa ülkeleri, ABD, Rusya, Orta Asya devletleri ve İran’la ilişkiler yürütüyor.
Bu durum Azerbaycan’ın risklerden uzak olduğu anlamına gelmiyor. İran krizinin doğurabileceği güvenlik tehditleri ve ulaşım hatlarında yaşanabilecek aksamalar, Bakü’yü de doğrudan etkileyebilir.
Carnegie Endowment ve diğer düşünce kuruluşlarında yer alan değerlendirmelerde, savaşın Azerbaycan ile Ermenistan açısından ortak bir ihtiyacı öne çıkardığı belirtiliyor: İran’la işleyen ilişkileri korurken diğer önemli ortaklarla bağların zarar görmesini önlemek.
Bununla birlikte Azerbaycan’ın coğrafi konumu, enerji kaynakları, Türkiye’yle ilişkileri ve Orta Asya ülkeleriyle genişleyen bağlantıları, Bakü’ye bölgesel politikada kullanabileceği çeşitli araçlar sağlıyor. Bu avantajlar Azerbaycan’ı ihtiyatlı davranma zorunluluğundan kurtarmasa da aynı anda birçok dış aktörle müzakere etmesini kolaylaştırabilir.
Ermenistan ise farklı kısıtlamalarla karşı karşıya. Ekonomik ve ulaşım imkânları daha sınırlı; bölgesel ulaşım ağlarına erişimi, komşularıyla ilişkilerinin durumuna bağlı.
Bu nedenle İran çevresindeki ciddi bir kriz Ermenistan’ı yalnızca diplomatik açıdan değil, doğrudan ekonomik mekanizmalar üzerinden de etkileyebilir. Martens Merkezi’nin 12 Haziran 2026 tarihli çalışmasında, Ermenistan’ın ulaşım olanakları ve ekonomik istikrarı bakımından İran’a bağımlılığından kaynaklanan kırılganlıklara dikkat çekiliyor. Çalışmada Azerbaycan’ın enerji tedarikçisi ve transit ülke olarak artan önemine de vurgu yapılıyor.
Bu koşullarda Ermenistan’ın dış politika ilişkilerini çeşitlendirmesini, stratejik bağımsızlığın bütünüyle sağlandığının kanıtı olarak sunmak erken olabilir. Ortaklıkları çeşitlendirmek yararlıdır; ancak bir devletin kilit komşularından biriyle yaşanabilecek krizin sonuçlarını karşılayacak yeterli ekonomik ve diplomatik imkânlara sahip olmaması, bağımsız hareket etme kapasitesini sınırlayabilir.
## İran’daki istikrarsızlık Azerbaycan’ı neden yakından ilgilendiriyor?
Azerbaycan ve Türkiye, Ermenistan ile İran arasındaki diyaloğun önemini küçümsememeli. Ermenistan’ın güney sınırında istikrarın korunması bütün bölgenin çıkarına. İran çevresindeki savaşın tırmanması, Ermenistan-Azerbaycan barış sürecini zorlaştırabilir, ticareti aksatabilir ve altyapı projelerini tehlikeye atabilir.
Bakü açısından hedef, Ermenistan’ı herhangi bir komşu ülkeye karşı kullanılacak bir üs hâline getirmek değil; ulaşım bağlantılarının ve ekonomik iş birliğinin askerî baskı araçlarına dönüşmediği sürdürülebilir bir bölgesel düzenin kurulması olmalıdır.
İran’ın iç yapısı da Azerbaycan açısından özel bir önem taşıyor. İran, büyük bir Azerbaycan Türkü nüfusunu barındıran çok etnikli bir devlet. Ülkede etnik kökene ilişkin genel kabul gören ve güvenilir nüfus verilerinin bulunmaması nedeniyle Azerbaycan Türklerinin sayısına dair tahminler büyük farklılıklar gösteriyor. Kamuoyundaki tahminlerde on milyonlarca kişiden söz ediliyor; bazı tahminler 30 milyonun üzerine çıkıyor. Ancak 35 milyon gibi bir rakamı kesin ve resmî veri olarak sunmak doğru değil.
İran’daki Azerbaycan Türkleri yalnızca nüfus istatistikleri açısından değil, ülkenin tarihi, kültürel ve toplumsal yaşamındaki rolleri bakımından da önem taşıyor.
Bu nedenle İran’da büyük çaplı bir istikrarsızlık yaşanması, Azerbaycan açısından özellikle hassas sonuçlar doğurabilir. Bununla birlikte İran’daki bütün Azerbaycan Türklerinin aynı siyasi görüşü paylaştığını veya etnik yakınlığın onların devlete, savaşa ya da Bakü’nün dış politikasına ilişkin tutumlarını kendiliğinden belirlediğini varsaymak yanlış olur.
Azerbaycan için temel öncelik, krizin büyük çaplı şiddete, sınır bölgelerinin yıkımına, insani felakete veya yeni güvenlik tehditlerine yol açmasını önlemektir. Bakü, kendi ulusal çıkarlarının yanı sıra mevcut bölgesel mekanizmaların çökmesinin doğurabileceği sonuçları da hesaba katmak zorunda.
Bu nedenle İran’ın geleceğine ilişkin tartışmalar, ülkenin kaçınılmaz olarak dağılacağı veya sınırlarının otomatik biçimde yeniden çizileceği gibi basitleştirilmiş senaryolara indirgenmemeli.
İran’ın toprak bütünlüğünü koruma ve Güney Kafkasya’da dış güçlerin Tahran’ın çıkarlarını göz ardı ederek bölgesel dengeyi değiştirmesini önleme isteği de Ermenistan açısından önem taşıyor. Erivan, güney komşusunun istikrarlı kalmasını ve normal ekonomik ilişkilerin devam etmesini istiyor.
Dolayısıyla Ermenistan ile İran, bölgesel kaosun önlenmesi konusunda ortak çıkarlara sahip olabilir. Ancak bu ortaklık, iki ülkenin bölgesel güvenlik düzenine ilişkin bütün görüşlerinin örtüştüğü anlamına gelmez.
## Ermenistan İran’ın kaderini paylaşmak zorunda mı?
“İran’ın kaderini paylaşmak” ifadesi, Ermenistan’ın kaçınılmaz olarak askerî yenilgiye uğrayacağı, devlet düzeninin çökeceği veya doğrudan savaşa sürükleneceği anlamında kullanılıyorsa bu sonuçlara varmak aşırı olur.
Ermenistan, İran’la stratejik iş birliği anlaşması imzaladığı için otomatik olarak İran’ın yanında savaşa girmek zorunda değildir. Aynı şekilde anlaşmanın imzalanmasının kendiliğinden Batı yaptırımlarını veya Erivan’a yönelik askerî baskıyı tetikleyeceğini söylemek için de yeterli neden bulunmuyor.
Ancak bu ifade, başka bir ülkenin savaşı nedeniyle ağır ekonomik ve siyasi sonuçlarla karşılaşma riski olarak yorumlanırsa tehlike gerçektir.
İran üzerinden geçen ulaşım güzergâhlarına bağımlılık, sınırlı ekonomik alternatifler, bölgesel altyapının kırılganlığı ve farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki sürdürme zorunluluğu, Ermenistan’ı bölgesel koşulların kötüleşmesine karşı savunmasız bırakıyor.
Paşinyan ve Mirzoyan’ın karşı karşıya olduğu temel sınav da burada ortaya çıkıyor. Mesele yalnızca yeni bir belge imzalayıp bunu tarihî bir başarı olarak sunmak değil. Ermenistan yönetimi, bu ortaklığın ülkeye sağlayacağı somut faydaları, getireceği yükümlülükleri ve ortakların çıkarları çatıştığında nasıl hareket edeceğini kamuoyuna açıklamalı.
Diplomasi, aynı anda herkese dostluk sözü vermekten ibaret değildir. Asıl beceri, farklı ortaklarla ilişkileri sürdürürken ülkenin güvenliğini ve çıkarlarını koruyacak sınırları belirleyebilmekte yatar.
Azerbaycan atasözünde denildiği gibi: “Cehenneme giden, kendine bir arkadaş arar.”
Bu söz burada İran halkına veya Ermenistan ile İran arasındaki ilişkilerin varlığına yönelik bir ifade olarak değil, dış politika kararlarının maliyetini küçümseyen ve stratejik sınırlamalarını büyük açıklamalarla örtmeye çalışan siyasetçilere yönelik bir uyarı olarak anlaşılmalıdır.

