İngiltere’nin Gazprom kararının perde arkası!

Հայաստանի տնտեսական ակտիվության ցուցանիշը հունվար-մայիսին աճել է 8.6 տոկոսով

İsrail-İran kəşfiyyat müharibəsinin yeni cəbhəsi-Afrika…

Olası ABD – İran çatışmasında Türkiye’nin izleyeceği strateji ne olur?

İran neden Türkiye’yle yakınlaşmak istiyor?

İran 17 Nisan 2016
761

İran neden Türkiye’yle yakınlaşmak istiyor?
ruhani-erdogan
İran’da reformcu/pragmatist dış politika geleneğine bakıldığında, sadece Batı’yla değil komşularla, özellikle de Türkiye ile iyi ilişkiler kurmanın esas hedef olarak seçildiği görülüyor.
Reformcu/pragmatist gelenek temsilcileri, dış politikayı ideolojilerden arındırarak rasyonel ve İran’ın milli menfaatleri çerçevesinde şekillendirmenin gerektiğini söylüyorlar. Onlara göre, komşularla gerilimli ilişkiler İran’ın ekonomik kalkınmasını engelliyor, demokratikleşmesini olumsuz etkiliyor, yalnızlaşma ve jeopolitik imkânlarının savrulmasına yol açıyor.
Haşimi Rafsancani (1989-97) ve Muhammed Hatemi’nin (1997-2005) cumhurbaşkanlığı dönemlerinde, işte bu yaklaşım hâkimdi. Rafsancani 1989’da “yeniden yapılanma” söylemi çerçevesinde İran’ın hem Batı hem de komşularla ilişkilerinde normalleşme hedefini takip etti. Muhammed Hatemi de “tansiyonu düşürme” konsepti çerçevesinde komşularla iyi ilişki kurmayı öncelikli hedef olarak belirledi.
“İran-Türkiye ilişkilerinde tamiri zor bir kırılma yaşandı. Arap Baharı, İran-Türkiye ilişkilerinin tarihsel mantığının değişimine yol açtı. Türkiye ve İran Ortadoğu’da çatışmalı bir jeopolitik mücadele içine girdi.”

İran-Türkiye ilişkilerinin seyrine bakıldığında, Rafsancani döneminde iyileşme yörüngesine girildiği, Hatemi döneminde de zirveye doğru ilerlendiği görülür.
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise, Rafsancani ve Hatemi geleneğini aynı doğrultuda sürdürmek istiyor. İran’ın komşularla iyi ilişkiler kurması demokratikleşme, kalkınma ve rejimin iç ve dış politikasının normalleşmesi açısından önem taşıyor.
Ruhani Batı’yla anlaşarak nükleer gerginliği aşmayı başarsa da, komşularla olan ilişkileri düzeltemedi, tam tersine son yılların en kötü dönemi yaşanıyor.
Bu durum, Ruhani’yi dış politikasını yönetmesi kolay olmayan bir dengesizliğe sürüklüyor. Söz konusu dengesizliğin Ruhani’nin iç politika amaçlarıyla da çeliştiği çok açık. Komşularla iyi ilişki kurmak, hem radikal muhafazakârları ve Devrim Muhafızları’nı siyasette sınırlandırmak için, hem de İran’ın yaşadığı ekonomik durumdan çıkışa yardımcı olması açısından önemli.
Ruhani’nin bu sorunu ne kadar çözebileceği tartışmaya açık.
İran-Türkiye ilişkilerinin değişen mantığı ve çerçevesi
Çünkü İran-Türkiye ilişkilerinde tamiri zor bir kırılma yaşandı. Arap Baharı, İran-Türkiye ilişkilerinin tarihsel mantığının değişimine yol açtı. Ankara ve Tahran, Ortadoğu’da çatışmalı bir jeopolitik mücadele içine girdiler. Bu mücadele alanı Irak, Suriye, Yemen dahil tüm Ortadoğu’yu kapsıyor.
İran, Türkiye’nin diplomatik, siyasi, askeri ve kültürel girişimlerini kendi aleyhine görüyor ve Türkiye’nin nüfuz ve imkân alanını sınırlandırmak, daraltmak istiyor. Bu mücadele Bağdat’tan Aden’e kadar uzanan bir yelpazede karşımıza çıkıyor.
Bu açıdan bakıldığında Ortadoğu’da jeopolitik, ideolojik ve siyasi rekabete tutuşan İran-Türkiye ilişkilerinin mantığı, özellikleri ve çerçevesi artık değişmiş durumda.
Bugün iki ülke ilişkilerini Kasr-ı Şirin Anlaşması (1639) metaforuna ve “jeopolitik kader ortaklığı” söylemine sıkıştırarak analiz edemeyiz. Bu durum, İran-Türkiye ilişkilerinde günümüze kadar tanımlanmış jeopolitik, tarihsel, siyasal ve güvenlikle ilgili tüm çerçeveleri sarsmıştır.
İran’ın PKK’yı Türkiye, Irak ve Suriye’de desteklediğine dair iddialar ve Türkiye-Rusya krizinde Tahran’ın Türkiye karşıtı duruşu bu durumun açık göstergesi olarak sayılabilir.
Türkiye-İran ilişkilerinde PKK, bölücülük ve terör merkezli işbirliğinin çöküş sürecine girmesi, iki ülke arasında tarihsel tutkal işlevi gören güvenlik işbirliğinin mahiyet değiştirmesi, ikili ilişkilerin nasıl seyrettiğine dair önemli bir işaret olarak yorumlanabilir.
Bu durum, İran-Türkiye ilişkilerinin tarihsel dayanağının sarsılması anlamına gelir.
Bugün, İran-Türkiye ilişkilerinin en kötü dönemi yaşanıyor ve hayati bazı risklerle karşı karşıya olunsa da, iki ülkenin de ilişkilerindeki gerginliği kontrol etmekten yana oldukları anlaşılıyor.
Öncelikle Ruhani’nin iç politika hesapları özellikle ekonomi bağlamında Türkiye ile iyi ilişkiler kurmayı gerektiriyor. Ruhani, 2017’de ikinci kez cumhurbaşkanlığına aday olmak istiyor. Bu nedenle İran ekonomisini ve halkın durumunu iyileştirmesi şart. Çünkü muhafazakârlar 2005’te Ahmedinejad döneminde olduğu gibi önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeniden yoksulluk, refah, adalet gibi söylemlerle iktidarı ele geçirmeye kalkışabilir.
Şii-Sünni gerginliği
Bölgesel dinamikler açısından bakıldığında, durum İran rejimi açısından hiç iç açıcı sayılmaz. Bölgede yükselen Şii-Sünni gerginliği bağlamında İran taraf ve hatta bazılarının nezdinde söz konusu ihtilafın baş körükleyicisi olarak algılanıyor. Bu durum İran’ın özellikle Sünni Arap dünyasıyla olan ilişkisini sorunlu hale getiriyor.
Hamas örneğinde görüldüğü gibi Sünni İslamcılar İran’dan uzaklaşıyor. İran’ın 1979’dan sonra “devrimin ihracı” siyasetiyle biriktirdiği ideolojik nüfuz alanı yok oluyor.
Evet, İran Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak istiyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu Mart başında Tahran’daydı. Şimdi ise İran Devlet Başkanı Hasan Ruhani İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’nden sonra özel ziyaret için Ankara’da.
İran, Türkiye ile iyi ilişkiler kurarak bir taraftan Ankara’nın İran karşıtı Sünni Arap bloğunda yer almasına engel olmaya çalışıyor, diğer taraftan da Şii-Sünni gerilimini Ankara üzerinden yumuşatma arayışı güdüyor.
“İran’ı Türkiye’ye iten bir diğer neden de Tahran yöneticilerinin, özellikle Hamaney’in Batı’yla yapılan anlaşmanın geleceğine dönük güvensizliği. İran-Batı ilişkilerinde nükleer sorun şimdilik ortadan kalksa da, ilişkilerinin geleceği belirsiz.”

Suudi Arabistan, İran’ı öncelikli tehdit olarak gördüğü için Tahran karşıtı bölgesel ve küresel bir işbirliği arayışı içinde. Ankara-Riyad ilişkisinin amacının bir yönüyle İran’ın bölgesel nüfuz alanını sınırlandırmak olduğu açık.
Ankara, Riyad ile ilişkisini geliştirerek, İran’la olan ilişkilerinde kendine manevra alanı oluşturmak ve Tahran’a baskı yapmak niyetinde olduğunu gösterdi.
İran ise Ankara’nın Arap dünyasıyla, özellikle Suudi Arabistan’la yakınlaşmasından endişe duyuyor. Ankara, Riyad’la yakınlaşarak İran’ın bölgesel nüfuzunu dengelemek isterken, Tahran’ı kendisi ile daha iyi bir ilişkiye zorlamak niyetinde. Tahran da bunun farkında.
İran’ı Türkiye’ye iten bir diğer neden de, Tahran yöneticilerinin, özellikle Hamaney’in Batı’yla yapılan anlaşmanın geleceğine dönük güvensizliği. İran-Batı ilişkilerinde nükleer sorun şimdilik ortadan kalksa da ilişkilerinin geleceği belirsiz.
İran, komşularla iyi ilişki kurarak Batı karşısında da kendi manevra alanını, hareket kabiliyetini ve muhtemel senaryolara karşı hazırlığını oluşturmak çabasında.
Rusya ile ilişkilerde denge arayışı
İran’ı Türkiye’ye iten diğer bir neden de Rusya ile olan ilişkilerinde bir denge arayışı. İran-Rusya ilişkilerinin Suriye krizi sonrası derinleşmesi de, İran siyasi seçkinlerinin Rusya’ya dönük güvensizliklerini gideremedi.
Özellikle iktidarda olan reformcu/pragmatist Batıcı gruplar, Tahran’ın Rusya üzerinden çıkarlarını koruyamayacağını düşünüyor. Nitekim 2009 Yeşil Hareketi’nde Tahran sokaklarında “Rusya’ya ölüm” sloganının seslendirildiğini biliyoruz.
İran ve Rusya’nın Suriye’deki işbirliği, Tahran’ın Suriye üzerindeki arayışları açısından riskler içeriyor. Öncelikle Rusya, Suriye’ye yerleşmek istiyor. Rusya’nın Esed’i destekleme nedeninin İran’dan farklı olduğunu düşündüğümüzde, bu durumun gelecekte sorun teşkil edebileceğine birçok İranlı analist dikkat çekiyor.
İran, Suriye siyasetini “İsrail karşıtı direniş” söylemi üzerinden dile getiriyor, Rusya ise bunu İsrail karşıtı bir zeminde görmüyor. İran’ın Suriye üzerinden İsrail karşıtlığı hesapları yapmasıyla, Rusya’nın Suriye üzerindeki etkisinin artması çelişiyor.
Suriye üzerinde pazarlık gücünü artırarak İran’ın önemini azaltan Rusya, Suriye’de inisiyatif alarak, İran’ın özellikle nükleer mutabakat sonrasında Suriye üzerinden yapmayı planladığı tüm stratejik manevraları da önemsiz kıldı.
İran-Türkiye ilişkilerinin bugününü aslında bir çelişkiyi aşma çabası olarak yorumlamak gerekir. Türkiye ve İran, iyi ilişkilere ihtiyacı olan ancak bunu sağlamakta zorlanan iki komşu ülke.
İki ülkenin büyüklüğü, taraflara geniş coğrafî alanda işbirliği imkânı ve ihtiyacı sunuyor. İran, Türkiye için Orta Asya’ya karayolu ulaşımı fırsatı sunarken, Türkiye ise İran için Avrupa’ya açılan kapı niteliğinde. Ancak iki ülke ilişkilerindeki sorunlar bu jeopolitik imkânlardan yararlanmayı engelliyor.
Arif Keskin

Yorumlar