Şimdi yükleniyor

Zhanat Momynkulov: IRAN REJİMİ DÜŞECEĞE BENZİYOR

 

ABD yeni güvenlik konseptine göre ileride bölgeden fiziksel olarak çekilerek, güvenliğini ve çıkarlarını yerel ortaklar üzerinden sağlamayı hedefliyor. Körfez ülkeleri dışında bu bağlamda öne çıkan iki ana ortak İsrail ve Türkiye’dir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’ya mesafe koyması ve bu yeni doktrine yönelmesi, siyasi açıdan rasyonel bir adım olarak değerlendirilebilir. Bu çerçevede İran rejiminin değişmesi ya da ABD’nin dayattığı şartları kabul etmesi beklenmektedir. Ancak İran, bu pazarlık sürecinde maksimalist bir tutum sergilemektedir. Benzer şekilde Kürt siyasi hareketleri de tarihsel olarak maksimalist davrandıkları için kayıplar yaşamıştır. Bu anlamda İran rejimi ile Kürt hareketleri aynı siyasi hatanın mahkûmudur. ABD, İran’da rejimi doğrudan bir “ameliyatla” değiştirmek ya da onu kendi şartlarını kabul etmeye zorlamak istemektedir. Kürtler Irak’ta kaos ortamından görece iyi çıkmayı başarmış, kendilerini istikrar unsuru olarak pazarlayabilmiştir. Irak’ın güneyi kaos içindeyken kuzeyde görece bir istikrar hattı oluşmuştur. Ancak Suriye’de, rejimin yıkılacağı varsayımıyla hareket edilerek maksimalist talepler öne sürülmüş; bu da sivil ve pragmatik bir akıldan ziyade ideolojik, örgütsel ve sol–Kemalist bir bakış açısının hâkim olduğunu göstermiştir. ABD’nin Çin’in bölgedeki etkisini sınırlamak istemesiyle birlikte şu temel ilke ortaya çıkmaktadır: ABD bölgede Şii–Sünni çatışmasını istememektedir. Bu aslında olumlu bir politikadır. Aynı şekilde ABD, İran’daki Kürtlerin İran’ın toprak bütünlüğünü bozmasını da istememektedir; çünkü İran’daki Fars ve Azeri çoğunluk böyle bir senaryoyu desteklemez. Bu noktada Kürtler, ABD’ye yeterli bir güvence sunamamıştır. ABD için temel kriter ideoloji değildir. Bir aktörün seküler ya da dindar olması ikincil önemdedir; esas mesele ABD’nin çıkarlarına ve doktrinel hedeflerine uyumdur. “Radikallere karşı seküleriz” söylemi bu nedenle karşılık bulmamıştır. Ayrıca radikal yapıların kısa sürede iktidardan düşeceği varsayımı da gerçekçi çıkmamış, hatta CIA içindeki bazı çevreler bile Şam yönetiminin 5–6 ay içinde çökeceğini öngörmüştür. ABD sermayesinin girdiği yerlerde istikrar arayışı da beraberinde gelir. Bu nedenle Kazakistan’ın ABD sermayesini çekmeye devam etmesi ve bunun süreklilik kazanması olumlu bir gelişmedir. Orta vadede Hazar bölgesi, ABD için hem güvenlik hem de ticaret açısından stratejik bir alan haline gelecektir. Güney ticaret yolları ve kuzeydeki zengin bölgeler bu çerçevede önem kazanmaktadır. Son olarak, sıradan bir Türk vatandaşının Kürtlere bakışı ile Arap dünyasının bakışı arasında belirgin bir fark vardır. Arap toplumlarında bu bakış daha dışlayıcı ve ötekileştirici olabilmektedir.

Yorum gönder