Diplomaside bazı açıklamalar vardır ki, tek başına değerlendirildiğinde sıradan görünür. Ancak aynı zaman diliminde meydana gelen iki gelişme yan yana konulduğunda, satranç tahtasındaki taşların neden aynı anda hareket ettirildiği daha net anlaşılır.
Irak ile ABD arasında siyasi ve ekonomik ortaklığın derinleştirilmesine yönelik hazırlıklar ile Washington’un Suriye’yi “terörü destekleyen devletler” listesinden çıkarma sürecini başlatması, ilk bakışta birbirinden bağımsız iki dosya gibi görülebilir. Oysa uluslararası ilişkilerde zamanlama çoğu zaman diplomasinin en güçlü argümanıdır.
Bu iki adım, ABD’nin Ortadoğu’daki büyük stratejisinin yeni bir açılımı olarak okunabilir.
Washington uzun yıllardır bölgede doğrudan askerî angajman yerine nüfuz alanlarını ekonomik, diplomatik ve siyasi araçlarla yeniden şekillendirmeyi tercih ediyor. Satrançta bazen rakibin vezirine saldırmak yerine merkez kareleri kontrol etmek oyunun kaderini belirler. Irak ve Suriye de bugün tam anlamıyla bu merkez karelerdir.
Irak’a sunulan ekonomik ve siyasi ortaklık perspektifi, Bağdat’ın Batı ile entegrasyonunu güçlendirmeyi hedeflerken; Şam’a yönelik yaptırımların gevşetilmesi ve diplomatik izolasyonun azaltılması ise Suriye’nin uluslararası sisteme yeniden eklemlenmesi için bir manevra alanı oluşturuyor.
Bu tablo, İran’ın yıllardır sahip olduğu bölgesel etki alanını dengeleme çabasının bir parçası olarak yorumlanabilir. Çünkü nüfuz boşlukları askerî güç kadar ekonomik teşviklerle de doldurulur. Diplomaside bazen bir kredi paketi, bir askerî üsten daha etkili olabilir.
Washington açısından mesele yalnızca Irak veya Suriye değildir. Asıl hedef, bölgesel güç dengesini yeniden kurmaktır. İran’ın Bağdat ve Şam üzerindeki ağırlığı azaltılabildiği ölçüde ABD’nin pazarlık masasında eli güçlenecek, Körfez’deki müttefiklerinin güvenlik algısı da yeniden şekillenecektir.
Elbette bu stratejinin başarı garantisi yoktur. Ortadoğu, teorilerin çoğu zaman sahada değişime uğradığı bir coğrafyadır. Yerel aktörlerin çıkarları, Rusya’nın varlığı, Türkiye’nin güvenlik öncelikleri ve İran’ın geliştireceği karşı hamleler bu satranç oyununda yeni kombinasyonlar doğurabilir.
Ancak görünen o ki Washington bu kez oyunu cephede değil, müzakere masasında kurmayı tercih ediyor. Ekonomik imtiyazlar, diplomatik normalleşme ve stratejik ortaklık teklifleri, klasik güç projeksiyonunun yerini alan yeni nesil hamleler olarak öne çıkıyor.
Satrançta bazen kazanmak için şah çekmek gerekmez; rakibin hareket alanını daraltmak yeterlidir. Irak ve Suriye dosyalarında atılan son adımlar da, kesin bir sonuçtan ziyade İran’ın bölgesel manevra kabiliyetini sınırlandırmaya yönelik uzun vadeli bir pozisyon oyununun işaretleri olarak okunabilir.
YAKUPHAN OKUT

