Giriş
Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi, transatlantik güvenlik mimarisinin geleceği açısından önemli bir dönemeçte toplanmıştır. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sürmesi, Avrupa’nın savunma kapasitesinin güçlendirilmesi, ABD’nin müttefiklerinden daha fazla yük paylaşımı talep etmesi ve Orta Doğu’da artan güvenlik riskleri zirvenin temel gündem maddelerini oluşturmuştur. Bu çerçevede yayımlanan Ankara Zirvesi Bildirisi, NATO’nun temel ilkelerine bağlılığını teyit etmekle birlikte, İttifak’ın geleceğine ilişkin tüm tartışmaları sona erdiren yeni bir stratejik vizyon ortaya koymaktan uzaktır.
Kolektif savunma vurgusu
Bildirinin en güçlü yönü, Washington Antlaşması’nın 5. maddesine yönelik “sarsılmaz bağlılığın” yeniden teyit edilmesidir. “Bir müttefike yapılan saldırının tüm müttefiklere yapılmış sayılacağı” yönündeki vurgu, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın önceki yıllardaki açıklamaları dikkate alındığında siyasi açıdan önem taşımaktadır. Bu yönüyle bildirinin temel amacı, caydırıcılığı güçlendirmek ve transatlantik birlik mesajı vermektir. Ancak söz konusu vurgu, NATO içerisinde savunma yükünün paylaşımı ve ABD’nin Avrupa’daki uzun vadeli askerî rolüne ilişkin tartışmaların sona erdiği anlamına gelmemektedir.
Savunma harcamaları ve Avrupa’nın artan sorumluluğu
Ankara Bildirisi’nin dikkat çeken unsurlarından biri, Avrupa müttefikleri ile Kanada’nın 2025 yılı içerisinde savunma yatırımlarını 139 milyar doların üzerinde artırdığının açıklanmasıdır. Bu gelişme, yalnızca Rusya kaynaklı güvenlik risklerinin değil, aynı zamanda ABD’nin uzun süredir dile getirdiği “yük paylaşımı” politikasının da bir sonucudur. Avrupa Birliği açısından bakıldığında bu süreç, NATO’nun güçlendirilmesi ile Avrupa savunma kapasitesinin geliştirilmesi hedeflerinin birbirini tamamlayan iki süreç olarak ilerlediğini göstermektedir. Bildiride yapay zekâ, dijital altyapılar ve savunma sanayii iş birliği gibi yeni nesil güvenlik alanlarına özel vurgu yapılması da bu dönüşümün önemli göstergelerindendir.
Ukrayna politikası
Bildirinin en somut sonuçlarından biri Ukrayna’ya verilen desteğin kurumsallaştırılmasıdır. NATO müttefikleri 2026 yılı için 70 milyar avroluk askerî yardım ve eğitim desteği sağlamayı, 2027 yılında da en az aynı seviyede desteği sürdürmeyi taahhüt etmiştir. Bu karar, NATO’nun Ukrayna’nın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik desteğinin devam edeceğini göstermektedir. Aynı zamanda Avrupa ülkelerinin Ukrayna’nın güvenliği konusunda giderek daha fazla sorumluluk üstlendiği de açık biçimde görülmektedir.
Rusya, Çin ve Orta Doğu
Ankara Bildirisi, Rusya’yı Avrupa-Atlantik güvenliği açısından uzun vadeli temel tehdit olarak tanımlamaya devam etmektedir. Bu konuda müttefikler arasında geniş ölçüde görüş birliği bulunmaktadır. Buna karşılık önceki NATO zirvelerinde öne çıkan Çin’e ilişkin ifadelerin bu bildiride daha sınırlı tutulduğu görülmektedir. Bu durum, bazı Avrupa ülkelerinin Çin ile ekonomik ilişkileri tamamen güvenlik eksenine taşımak istememelerinin bir sonucu olarak değerlendirilebilir.
Diğer taraftan bildiride Gazze ve Lübnan’daki gelişmelere yer verilmemesi dikkat çekmektedir. Buna karşılık İran’ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiği açık şekilde ifade edilmiş, ayrıca Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisine saygı göstermesi çağrısında bulunulmuştur. Bu tercih, NATO’nun mevcut aşamada önceliğini Avrupa-Atlantik güvenliği ile enerji arz güvenliğine verdiğini göstermektedir.
Genel değerlendirme
Avrupa Birliği perspektifinden değerlendirildiğinde Ankara Zirvesi Bildirisi, NATO içerisinde birlik görüntüsünü korumayı başarmış olmakla birlikte, İttifak’ın geleceğine ilişkin temel stratejik tartışmaları tamamen çözememiştir. ABD’nin Avrupa’dan daha fazla sorumluluk üstlenmesini beklemesi, Avrupa’nın savunma kapasitesini artırma çabaları ve NATO’nun yeni güvenlik alanlarına yönelmesi önümüzdeki yıllarda da gündemde kalacaktır.
Dolayısıyla Ankara Bildirisi, yeni bir stratejik paradigma ortaya koyan bir belge olmaktan ziyade mevcut uzlaşı alanlarını koruyan ve NATO’nun siyasi bütünlüğünü muhafaza etmeyi amaçlayan pragmatik bir uzlaşı metni niteliğindedir. Bununla birlikte Ukrayna’ya uzun vadeli destek, savunma yatırımlarının artırılması ve kolektif savunma ilkesinin yeniden teyit edilmesi, bildirinin Avrupa güvenliği açısından en önemli kazanımları arasında yer almaktadır. Buna karşılık yük paylaşımı, ABD’nin Avrupa’daki askerî varlığının geleceği ve Avrupa stratejik özerkliği gibi konuların önümüzdeki dönemde NATO ile Avrupa Birliği ilişkilerinin temel tartışma başlıkları olmaya devam edeceği değerlendirilmektedir.
Prof Dr İrfan Kaya Ülger

