Dağıstan’ı Kurtaran Kahraman Türk Askeri

Tarixi Soçi sammiti işə başlayır – Suriyanın taleyi necə həll ediləcək?

“Yaxın Şərq sülh planı

QƏLƏBƏ ÇALAN PAŞİNYANI 3 ƏSAS PROBLEM GÖZLƏYİR…

Türk-Rus ilişkileri için kıssadan hisse

Gündem 30 Haziran 2016
745

Türk-Rus ilişkileri için kıssadan hisse
Fatih Özbay 1
6 yıl önce Mavi Marmara baskını ile bozulan Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşmesi gündemdeyken, yaklaşık 7 aydır kriz yaşanan Rusya ile ilişkilerde de önemli gelişmeler var.

7 ay önce Rus Su-24 savaş uçağının Türkiye tarafından düşürülmesinden sonra gerilen ilişkilerde ilk ciddi yumuşama işareti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Putin’e gönderdiği mektupla iyice belirginleşti. Rusya tarafı Erdoğan’ın mektubunu “özür” şartının yerine getirilmesi olarak yorumladı. Türkiye tarafından böyle bir açıklama yapılmadı. Zaten Kremlin’den ilk gün yapılan açıklamada Erdoğan’ın mektupta “özür diliyorum” ifadesini kullandığının belirtilmesine rağmen, mektubun İngilizce çevirisinde ikinci gün düzeltme yapılarak “Onlardan özür diliyorum” ifadesi “kusura bakmasınlar” ifadesi ile değiştirildi. Rusça metinde de “kusura bakmasınlar” ifadesiyle muhatap alınanın Rusya devleti değil, ölen pilotun ailesi olduğu açıkça görülüyor.

Peki, ilişkiler tamamen normale, eski günlerine döner mi? Söz konusu Rusya, savaşın eşiğine gelmek ve özür olunca, 200 yıl öncesine gitmek belki bugüne ışık tutabilir.

Rusya ve İran’ın eşiğinden döndüğü savaş

Aleksandr Sergeyeviç Griboyedov (1795-1829) 34 yıllık kısa hayatına önemli başarılar ve eserler sığdırmış Rus bir oyun yazarı, şair, besteci ve diplomat idi. Aynı zamanda da 1826-1828 Rusya-İran Savaşı’nda Rus ordusunun ikinci komutanının genel sekreteriydi. Savaş sonrası imzalanan ve İran için ağır şartlar içeren 1828 Türkmençay Antlaşması’nın müzakerelerine diplomat olarak önemli katkı sağlamıştı. Griboyedov, antlaşmadan sonra Kaçar Hanedanı’ndan Feth Ali Şah’ın yönetimindeki İran’a büyükelçi olarak gönderildi.

Türkmençay Anlaşması ile İran Kafkasya’da Rusya’ya büyük topraklar kaybetmiş ve bu durum İran’da Rusya’ya karşı tepkileri ve düşmanlığı artırmıştı. En ufak bir kıvılcım bile ilişkileri derinden etkileyecek büyük yangınlara sebebiyet verebilirdi. Nitekim öyle de oldu. Feth Ali Şah’ın sarayından kaçan iki Ermeni asıllı cariye Rus elçiliğine sığındı. Şah, Rusya’nın Tahran’a yeni ulaşan elçisi Griboyedov’dan bu cariyelerin teslim edilmelerini talep etti. Griboyedov ise Türkmençay Antlaşması’nın ülkesi Rusya’ya İran’da bulunan Ermeni ve diğer Hristiyanları koruma hakkı verdiğini ileri sürerek talepleri reddetti.

Griboyedov’un bu tavrı Tahran’da büyük bir infiale ve ayaklanmaya neden oldu. Bu durumu namus meselesi ve hakaret olarak yorumlayan ayaklanmacılar Rus elçiliğine saldırdı, Griboyedov ve 37 elçilik çalışanını öldürdü. Elçi Griboyedov’un kesik kafası üç gün Tahran sokaklarında sergilendikten sonra cesedi bir çöplüğe atıldı.

Griboyedov’un feci bir şekilde öldürülmesi, Rusya-İran ilişkilerinde çok büyük bir krize yol açtı. Çar 1. Nikolay’ın yönetimindeki Rusya Tahran’a çok büyük tepki gösterdi. Bu gerginliği yeni bir yıpratıcı savaşa sebep olmasından çekinen Feth Ali Şah, acilen ilişkileri düzeltmek için Saint Petersburg’a torunu Hüsrev-Mirza başkanlığında 42 kişilik bir heyet gönderdi.

Prens Hüsrev-Mirza, Griboyedov’un annesini evinde ziyaret etti, oğlunun ülkesinde öldürülmesinden dolayı tüm halkı adına gözyaşları içinde özür diledi, üzüntülerini paylaştı. Heyet, Çar’a da özür ve tazminat dileklerini resmen iletti. Böylece iki ülke ilişkilerinde İran’ın aleyhine sonuçlanabilecek büyük bir kriz atlatılmış oldu.

Her iki ülke de krizden olumsuz etkilendi, ama Rusya’ya daha fazla bağımlı olmasından dolayı Türkiye’nin zararı çok daha büyük oldu.
Olaya sert tepki gösteren ama İran ile yeni bir savaş daha istemeyen Rusya da özür ve tazminat alarak isteğine ulaşmış oldu. Bu tarihi olay, 2003 yapımı “Rus Hazine Sandığı” filmine de konu edildi. İran Şahı Rusya’nın tepkisini dindirmek ve özründe ne kadar samimi olduğunu göstermek için Çar 1. Nikolay’a çok değerli hediyeler de gönderdi. Hediyeler arasında 88,7 karat büyüklüğündeki meşhur “Şah” elması da vardı. Bu parça halen Kremlin Sarayı’nın elmas koleksiyonunun en değerli parçalarından biri.

Griboyedov’dan Rumyantsev’e

Gelelim Rumyantsev’e… Sergey Aleksandr Rumyantsev, Türkiye hava sahasını ihlal ettiği için bir Türk F-16 uçağı tarafından 24 Kasım 2015’te düşürülen Rus Su-24 savaş uçağının pilotuydu. Vurulan uçaktan paraşütle atlayan 2 pilottan birisi olan Rumyantsev havada iken Suriye tarafında Türkmenler tarafından açılan ateşle öldürüldü.

Bu olay üzerine Türk-Rus ilişkileri neredeyse savaşın eşiğine geldi. Rusya’nın tepkisini Devlet Başkanı Putin’in “sırtımızdan bıçaklandık” cümlesiyle özetleyebileceğimiz krizde Rusya özür ve tazminat beklediğini belirterek Türkiye’ye karşı bir dizi yaptırım kararı aldı. Vizesiz geçiş rejiminin iptali, Türkiye’ye turist göndermeme ve Türk gıda ürünlerine ambargo uygulanması bunlardan bazılarıydı.

Yaşananlar, birkaç farkla da olsa iki yüzyıl önce yaşanan Griboyedov olayını hatırlatıyor. Ancak bu kez aktörler, olayın kahramanları farklı.

Nefesler tutulmuş ve krizin nereye varacağı merak ediliyordu. Türkiye krizin başından itibaren haklı olduğunu ve hava sahasının ihlal edilmesi sonucu egemenlik hakkının ihlal edildiğini belirtti. Bu anlamda Rusya’nın beklediği özür ve tazminat konusunda adım atılmayacağı açık veya üstü kapalı şekilde sık sık ifade edildi. Öldürülen pilotun cenazesi ise askeri bir törenle Rusya’ya uğurlandı.

Ankara’dan beklediği özür, tazminat ve olayın sorumlularının cezalandırılması adımlarının atılmadığını gören Moskova yönetimi Türkiye’yi uluslararası alanda zor duruma düşürmek için başka adımlar attı. Türkiye’yi resmen ve açıkça Suriye’deki terör örgütlerini destekleyen, IŞİD’den petrol satın alan, teröristlerin Suriye’ye giriş çıkışlarına göz yuman bir devlet olmakla suçladı. Rus kamuoyu, medyanın yoğun bombardımanı altında Türkiye aleyhtarı görülmemiş bir kampanyaya şahit oldu.

Rusya’nın bu tepkileri istenen ve beklenen sonuçları vermekte gecikmedi. İki ülke ilişkilerinde 1992’den beri adım adım kurulan ekonomik ve siyasi ilişkiler büyük zarar gördü.

Her iki ülke de krizden olumsuz etkilendi, ama Rusya’ya daha fazla bağımlı olmasından dolayı Türkiye’nin zararı çok daha büyük oldu. Bir zamanlar 4 milyondan fazla turistin geldiği Rusya’dan bu sene Türkiye’ye gelen turist sayısı yok denecek kadar azaldı. Türkiye’nin Rusya’ya ihracat yapan tarım sektörü oldukça büyük zarar etti. Türk özel sektörü Rusya’da ciddi sıkıntılarla karşılaşmaya başladı. Sıradan insanlar, öğrenciler, aileler, işçiler krizden ciddi anlamda olumsuz etkilendi.

En önemlisi, iki ülke arasında çok uzun süreli çabalarla kurulmaya çalışılan güven ilişkisi kökünden sarsıldı. İlişkilerini Batı’ya karşı hep bir denge unsuru olarak kullanan iki ülke bu avantajlarını karşılıklı olarak kaybedip, adeta yeniden Soğuk Savaş atmosferine girdi.

Önce Atina’da Putin’in açıklamalarıyla sinyalleri alınan, daha sonra 12 Haziran Rusya Günü dolayısıyla Türkiye’nin gönderdiği mesajla kıpırdanma hissedilen ilişkilerde son büyük gelişme Erdoğan’ın Putin’e hitaben yazdığı mektup oldu.

Rusya bununla yetinir mi?

Türk hava sahasını ihlal etmesine rağmen Rusya daha ilk andan itibaren tavizsiz politikasını sürdürdü. Özür dilenmesi, tazminat ödenmesi ve sorumluların cezalandırılması taleplerinden vazgeçmedi.

Türkiye’nin yakın komşularıyla ve uzaktaki müttefikleriyle ciddi sıkıntılar yaşadığı kritik bir dönemde bu durumun farkında olan Rusya, Türkiye üzerindeki baskıyı devam ettirmeyi seçti.

Komşularıyla, ABD ve AB ile sıkıntılı bir ilişki sürecinden geçen Türkiye için Rusya, kaybedilmesi daha fazla göze alınamayacak bir aktör haline geldi. Son zamanlarda Batı ile ciddi sıkıntıları olan Rusya açısından da Türkiye tamamen gözden çıkartılmak istenmeyen bir ülke konumunda.
Rusya, Türkiye’yi uluslararası anlamda zor duruma düşüreceğini iddia ettiği bir raporu BM nezdinde sunma hazırlığında olduğunu da gizlemiyordu. Kısacası Moskova, Ankara’yı zor bir zamanında diplomatik, siyasi ve ekonomik anlamda sıkıştırmaya başlamıştı.

Çözüm için inisiyatif alan tarafın Türkiye olduğu görülüyor. Zira Türkiye için mecburi hale gelen bir durumla karşı karşıyayız. Komşularıyla, ABD ve AB ile sıkıntılı bir ilişki sürecinden geçen Türkiye için Rusya, kaybedilmesi daha fazla göze alınamayacak bir aktör haline geldi. Son zamanlarda Batı ile ciddi sıkıntıları olan Rusya açısından da Türkiye tamamen gözden çıkartılmak istenmeyen bir ülke konumunda. Üstelik Türkiye ile iplerin kopması Rusya’yı jeopolitik planlarını yeniden gözden geçirmek zorunda bırakabilir.

Kısacası, jeopolitik ve jeoekonomik gerçekler, yani reel-politik, iki ülkeyi yakınlaşmaya zorladı. Tıpkı aynı güne denk gelen İsrail ile yaşanan yakınlaşma sürecinde olduğu gibi. Sorun, bunun nasıl yapılacağı konusunda düğümleniyor.

Mektupta kullanılan diplomatik dilden anlaşıldığı kadarıyla şimdilik tarafları birkaç adım yakınlaştıracak formül bulunmuş gibi. Mektubun diplomatik dili çok ince ve dikkatli seçmiş. Türkiye Rusya’nın “özür” şartını tam olarak yerine getirmiyor ama “üzgün” olduğunu samimi bir şekilde Rusya’ya göstermiş oluyor. Rusya ise mektubun Rusça metninde ölen pilotun ailesine hitaben kullanılan “izvinite” kelimesini kendi kamuoyuna Türkiye’nin özür dilediği şeklinde yansıtabilecek pozisyonda. Nitekim Rusya basını bunu böyle gördü. Bu şekilde Rusya beklediği “özür” hissini aldığını belirterek bu kadarına razı olabilir, Türkiye de geri adım atmış durumuna düşmüş olmaktan kendini kurtarabilir. Böyle olup olmayacağını 29 Haziran’da yapılması beklenen Erdoğan-Putin telefon görüşmesi belirleme rolüne sahipti. Bugün gerçekleşen görüşme sonrası yapılan olumlu açıklamalara bakılırsa, Rusya Türkiye’nin uzattığı eli havada bırakmayı şimdilik düşünmüyor ve gidişata bakarak temkinli politikasını sürdürecek.

Bundan sonra inisiyatif Rusya’nın elinde. Rusya bu kadarla yetinecek mi yoksa özür ve tazminatla birlikte Türkiye’nin Suriye’de, Irak’ta ve başka yerlerde kendisine değerli hediyeler vermesini mi bekleyecek? Rusya’nın bunu nasıl yorumlayacağı, ne kadar kabulleneceği ve kendi kamuoyuna nasıl yansıtacağı krizin gidişatını belirleyecek. 27 Haziran’da Rusya’da yapılan ve 15 bin kişinin katıldığı bir ankette Erdoğan’ı affetmeye hazırım diyenlerin oranı yüzde 36 görünüyordu.

Henüz bunlar ilk adımlar. Atılan bu adımlar, ilişkileri sanki hiçbir şey olmamış gibi eski haline döndürebilir mi? Bu konuda fazla iyimser olmamak lazım. 24 Kasım Rusya açısından Türkiye ile nereye ve ne kadar gidilebileceğinin sınırlarını çizdi. İlişkiler normalleşse bile Moskova bundan sonra Ankara ile ilişkilerinde hep o günü hatırlayacak ve adımlarını ona göre atacak. Bugün savaş baltalarını geçici olarak toprağa gömse bile ilk fırsatta yeniden ortaya çıkartacak.

Türkiye de Rusya ile ilişkilerinde sınırın ve çerçevenin nereye kadar olduğunu hiç unutmayacak. Yaşananlar bize “En kötü barış, en haklı savaştan iyidir” diyen Cicero’nun cümlesini hatırlatıyor. İsrail ile başlayan, Rusya ile devam eden bu süreç Mısır ve Suriye ile de devam ettirilecek gibi görünüyor. Barış iyidir, yeter ki onurlu ve tarafları rencide etmeyecek şekilde olsun.

Doç. Dr. Fatih Özbay
www.aljazeera.com.tr

Yorumlar