Turan Rzayev: Bakü ve Erivan Hattında Pragmatik Dönem: Abu Dabi Zirvesi ve Diplomatik Şifreler
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 4 Şubat’ta Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’de Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile bir araya geldi. Bu görüşme, sadece iki liderin bir sonraki teması olmaktan öte, bölgede değişen diplomatik atmosferin bir göstergesi olarak dikkat çekti.
Örneğin liderlerin davranış tarzları, jest ve mimikleri, iki ülke arasındaki ilişkilerin mevcut durumu ve müzakere sürecinin gidişatına dair pozitif mesajlar veriyordu. Özellikle “Zayed İnsan Kardeşliği Ödülü” töreni kapsamında Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Paşinyan ile birlikte sahneye davet edilirken dile getirdiği, “Şimdi ilk kimin konuşacağı konusunda bir anlaşmaya varmalıyız, değil mi?” ifadesi dikkatimi çekti. Kuşkusuz bu bir şakaydı; ancak aynı zamanda derin ve bir o kadar da ilginç bir diplomatik anlam taşıyordu. Kanaatimce bu, Azerbaycan’ın kendine güvenen pozisyonunu, süreç üzerindeki kontrolünü ve psikolojik üstünlüğünü koruduğunu gösteriyor. Aynı zamanda resmi Bakü’nün gerginlik değil, diyalog ve rasyonel iletişimden yana olduğu mesajını veriyor.
Taraflar arasındaki ilişkilerin artık klasik çatışma evresinden çıkarak daha pragmatik bir zemine geçtiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Azerbaycan, galip taraf olmasına rağmen dikte eden değil; şartları belirleyen ancak diyaloğa açık bir aktör imajını güçlendiriyor. Ermenistan için ise böylesine uluslararası bir platformda Azerbaycan Cumhurbaşkanı ile aynı sahnede görünmek, Paşinyan’ın iç kamuoyuna yönelik “tecrit edilmiş değiliz” mesajı verme çabasıdır.
Görüşmenin en önemli detaylarından biri, aradan geçen zamana rağmen tarafların Washington görüşmesine ve sonuçlarına sadık kalmalarıdır. Nitekim Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Başbakan Nikol Paşinyan, Washington Barış Zirvesi sonuçlarının uygulanmasını bir kez daha takdirle karşılamışlardır.
Tarihte ilk kez Azerbaycan-Ermenistan normalleşme sürecinin beyanatlar aşamasından çıkıp somut sonuçlar aşamasına geçmesi sevindiricidir. ABD Başkanı Donald Trump’ın ev sahipliği ve şahitliğinde gerçekleşen zirveye yapılan vurgu, Washington’ın bu süreçte siyasi garantör rolü oynadığını bir kez daha kanıtlıyor.
Liderler görüşmede, normalleşmenin ikili temelde ilerlediğini kaydettiler. Bu durum, Azerbaycan’ın yıllardır savunduğu —üçüncü tarafların arabulucu değil, destekçi rolünde olması gerektiği— ilkesinin fiilen kabul edildiğini doğrulamaktadır. Bakü, barış sürecinin iki egemen devlet arasında yürütüldüğünü ve dış aktörlerin yalnızca yardımcı rol oynayabileceğini açıkça göstermektedir.
Görüşmede dikkat çeken bir diğer ayrıntı, Bakü ve Erivan arasında ikili ticaretin başlaması, Azerbaycan’ın Ermenistan’a petrol ürünleri ihraç etmesi ve üçüncü ülkelerden Ermenistan’a giden tahıl gibi ürünlerin Azerbaycan üzerinden transit geçişinin vurgulanmasıydı. Şahsi kanaatimce bu, önemli psikolojik bariyerlerin aşıldığının kanıtıdır. Burada Azerbaycan’ın pozisyonu özellikle güçlüdür. Bakü, galip taraf olarak ekonomik üstünlüğünü bir siyasi baskı aracı olarak kullanmak yerine, bölgesel istikrarın inşası için kullanıyor. Bu, Azerbaycan’ın çatışma sonrası stratejisinin temel hattıdır.
Sivil toplum temsilcilerinin karşılıklı ziyaretlerinin teşvik edilmesi ise güven artırıcı önlemlerin yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. Bu, özellikle Ermenistan için zor ama gerekli bir adımdır. Çünkü uzun yıllar Azerbaycan karşıtı anlatılar üzerine kurulan kamuoyunun değişmesi, yalnızca siyasi kararlarla değil, toplumlararası temaslarla mümkündür.
Zengezur Koridoru (TRIPP) ve diğer ulaşım projelerinin tartışılması, barış sürecinin bölgesel boyutunu ön plana çıkarıyor. Bu projeler sadece Azerbaycan ve Ermenistan’a değil, daha geniş bir coğrafyayı kapsayan ulaşım ve lojistik ağlarının oluşmasına hizmet ediyor. Ekonomik bağımlılık arttıkça çatışma ihtimalinin azalması, barışın geri dönülemezliğini sağlayan temel mekanizmalardan biridir.
Sonuç olarak, tarafların temasları sürdürme konusunda mutabık kalması, sürecin artık bölük pörçük görüşmelerden ibaret olmadığını, sürdürülebilir bir siyasi diyalog mekanizmasının oluştuğunu göstermektedir. İlham Aliyev ve Nikol Paşinyan’ın barış ve istikrarın güçlendirilmesi yönündeki çabaları sürdürmeye hazır olduklarını teyit etmesi, bölgede yeni bir savaş riskinin minimize edildiğine dair çok önemli bir siyasi mesajdır.



Yorum gönder