Burcu Bacak: Trump Döneminde Güvenliğin Yeniden Tanımlanması ve Türkiye Bağlamı
Güvenliğin Değişen Tanımı ve Sağ-Merkezli Dönüşümü
Güvenlik; koşullara bağlı olarak değişebilen ve devletlerintehdit algıları doğrultusunda yeniden tanımlanıp ayrıca inşaedilebilen dinamik bir kavramdır. Bu kavramın günümüzde öne çıkmasında göç ve kimlik gibi söylemlerin milliyetçilik ile birleşmesi önemli rol oynamaktadır. Bu güvenliğin iç düzenin korunması ve sürdürülmesi anlamında sağ merkezli şekillenerek öneminin artmasına neden olmuştur. Mevcut durum, güvenliğin yalnızca dış tehditler üzerinden değil, iç tehdit bağlamında değerlendirilmesine yol açmıştır. Güvenliğin değişim sürecinin en görünür örneği, iç tehdidi öncelikli güvenlik sorunu olarak tanımlayan Donald Trump dönemi olmuştur.
Trump Döneminde İç Tehdit Söylemi ve Göç Odaklı Risk Algısı
Donald Trump yönetimi; güvenliği iç tehdit olarak tanımlanabilen gruplar üzerinden değerlendirerek kritik bir alan oluşturmuştur. Trump döneminde güvenlik, kamusal düzen ve kimlik temelli söylemler ile yapılanmıştır; bu yapılanma, ABD’nin güvenlik önceliklerinde belirgin bir sağ merkezli eğilimi göstermektedir. Bu bağlamda tehdit algısı, özellikle göç kavramı etrafında yeniden tanımlanmıştır. Göç; ekonomik ya da insani bir mesele olmaktan ziyade, toplumsal bütünlüğü ve ulusal kimliği tehdit eden güncel bir güvenlik sorunu olarak işlenmiştir. Trump’ın göçle ilgili söylemleri genellikle popülist bir çerçevede değerlendirmeye alınsa da büyük ölçüde toplumda karşılık bulması güvenlik kaygılarının var olduğunu kanıtlar nitelikte olup bu çerçeveyi sorgulatmaktadır. Süreç Trump’ı iç tehdidi ciddi bir mesele olarak gören aktör konumda siyasal alana yerleştirmiştir. Bubağlamda Trump döneminde iç güvenlik anlayışının ABD’de yalnızca söylemsel düzeyde kalmadığı; yakın zamanda uygulamaya koyduğu göç politikaları, resmi bildiriler ve siyasi açıklamalar ile somutlaştırdığı açıkça analiz edilebilmektedir. Trump’ın 4 Haziran 2025 tarihinde yabancı uyruklularınülkeye girişini sınırlandıran bir kararname imzalaması, göçü doğrudan bir güvenlik riski olarak tanımladığını açıkça göstermektedir. Politika metninde; belirli ülkelerinvatandaşlarının terörizm ve güvenlik tehdidi nedeniyle tamamen ya da kısmen gelişinin yasaklanması gerektiğini vurgulamıştır. Bu yaklaşım; Ağustos 2025’te Washington D.C.’de kamu güvenliği acil durumu ilan edilmesiyle daha da pekişmiştir. Trump; düzensiz göç ve iç tehdidi suçla mücadele kapsamına dahil ederek federal müdahaleyi savunmuş, devlet kamu güvenliğini önceliklendirmiştir. Ardından 28 Kasım 2025’te Truth Social üzerinden bizzat yaptığı açıklamalarda ise göçü yine güvenlik risk unsuru olarak tanımlamıştır. En güncel örneklerinden biri olarak; Ocak 2026’da Minneapolis federal göçmenlik uygulamaları esnasında ölümle sonuçlanan protestolarda bile sert göç tutumunu sürdürmüştür. Bu uygulamalar, Trump döneminde güvenliğin ciddi biçimde ele alındığı; göç, kimlik ve iç tehdit bağlamlarında yeniden tanımlandığı sağ merkezli bir alan oluşturmuştur.
Türkiye Bağlamında Güvenlik Algısı ve Olası Dönüşümler
Tüm bunlar dönüşen güvenlik tanımının yalnızca ABD ye özgü mü olduğu yoksa Türkiye gibi güvenlik önceliklerinin farklı olduğu devletler bağlamında da tehdit olarak tanımlanabilecek mi sorusunu gündeme getirmektedir. Türkiye’de güvenlik tehdidi genel olarak bir “iç tehdit” kavramıyla değil örgütlü ve şiddet içeren yapılar ile tanımlanmıştır. Bu açıdan çözüm süreci, Türkiye’de güvenliğin nasıl ele alındığını analiz edebileceğimiz önemli bir örnek sunmaktadır. Çözüm süreci; Türkiye’nin güvenlik politikalarında önceliğin doğrudan silahlı terör tehdidine verildiğini, göç ve kimlik gibi iç tehdit türlerinin ise ikincil bir konumda yer aldığını göstermektedir. Fakat Trump yönetimi ABD örneğinde görüldüğü üzere; göç, demografik yapı ve kimlik tartışmaları devletler açısından kayda değer bir güvenlik riski taşımaktadır. Türkiye bağlamında da göç ve kimlik temelli iç tehdit kavramının oluşmaya başlaması ekolarak milliyetçi söylemlerle yaygınlaşması; toplumda kutuplaşmayı artırarak ilerleyen süreçte bir güvenlik sorunu potansiyeline dönüşebilir. Bu bağlamda; dönüşen güvenlik tehditlerinin Türkiye’de çözüm süreciyle nasıl ilişkilendirileceği, güvenliğin kimlik ve radikalleşme gibi güncel risk alanlarını da kapsayan bir çerçevede mi ele alınacağı, ilerleyen dönemde siyasal gündem de tartışılacak bir konu halini alabilir



Yorum gönder