Türkiye, İsrail ve İran, Orta Doğu’nun gelecekteki gelişmelerine yön veren başlıca aktörler olarak öne çıkıyor. Valdai Kulübü Program Direktörü ve Ekonomi Yüksekokulu (HSE) profesörü Timofey Bordaçev, 14 Eylül’de Moskova’da düzenlenen “Türkiye ve İran: Bölgesel Nüfuzun Sınırları” başlıklı raporun sunumunda bölgedeki güç dengelerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Bordaçev, konunun Rusya’nın dış politikası ve ülkenin güney sınırlarındaki devletlerle ilişkileri açısından da büyük önem taşıdığını belirtti. Bu üç ülkenin çevrelerindeki nüfuzlarının nasıl değiştiğinin, hem günümüz uluslararası sistemini hem de Orta Doğu’daki gelişmeleri anlamak açısından kritik olduğunu söyledi.
Rusya’nın eski İran ve Tayland Büyükelçisi Aleksandr Maryasov ise bölgedeki gelişmelerin bazı boyutlarının taraflar açısından karşılıklı fayda sağlayabileceğini ifade etti.
Türkiye ve İran’ın son yıllarda bölgesel faaliyetlerini önemli ölçüde artırdığını belirten Maryasov, bunun büyük ölçüde 2023’ten itibaren hızlanan gelişmelerin ve özellikle İsrail’in adımlarının yarattığı koşullardan kaynaklandığını savundu. İsrail’in 7 Ekim’in ardından Hamas ve Hizbullah’a karşı başlattığı savaşın tüm bölgeyi etkilediğini, bunun Ankara ve Tahran’ın politikalarına da yansıdığını söyledi.
Maryasov’a göre, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik doğrudan saldırısıyla bölgedeki dengeler daha da radikal biçimde değişti. Tahran’ın rejimine yönelik tehditle ve “direniş ekseninin” zayıflamasıyla karşı karşıya kalmasının ardından stratejik sabır politikasını terk ederek ABD ve İsrail hedeflerine doğrudan saldırılar düzenlemeye başladığını belirtti.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının Washington ve müttefikleri açısından beklenmedik bir gelişme olduğunu ifade eden Maryasov, bunun İran’ın bölgedeki jeopolitik ağırlığını artırdığını söyledi. ABD’nin ise sert direnişle karşılaşması nedeniyle hedeflerine ulaşamadığını öne sürdü.
Maryasov, Irak’ta güvenlik sistemine entegre Şii grupların ABD üslerine yönelik neredeyse günlük saldırılar düzenlediğini de belirtti. Irak’ın İran enerji kaynaklarına ve ticaretine bağımlılığının Tahran’ın konumunu güçlendiren bir başka unsur olduğunu kaydetti.
İran’ın petrol sevkiyat güzergâhlarını kısıtlamasının da Tahran’ın jeopolitik etkisini artırarak küresel petrol fiyatlarını etkilediğini belirten Maryasov, buna karşılık İran’ın Türkiye’nin NATO üyeliğini ve İncirlik Üssü’nü dikkate aldığını söyledi. Tahran’ın ayrıca Ankara’nın Körfez monarşileriyle geliştirdiği ilişkilere ilişkin kaygılar taşıdığı ifade edildi.
Fuad Safarov

