Türkiye ile İran ilişkilerinde son dönemde çok sayıda dikkat çekici ve “garip” gelişmenin yaşandığını belirten Ankara Enstitüsü Araştırma Direktörü Taha Özhan, iki ülke arasındaki tarihsel rekabete rağmen ilişkilerin bugün oldukça istikrarlı bir yapıya sahip olduğunu söyledi.
Özhan, 14 Eylül’de Moskova’da düzenlenen Valdai Kulübü’nün “Türkiye ve İran: Bölgesel Nüfuzun Sınırları” başlıklı toplantısında Türkiye-İran ilişkilerini ve bölgedeki güç dengelerini değerlendirdi.
Türkiye ve İran arasında geçmişten gelen ciddi bir rekabet bulunduğuna dikkat çeken Özhan, buna rağmen iki ülke ilişkilerinin günümüzde bölgedeki en istikrarlı ilişkilerden biri olduğunu ifade etti. Özhan, aynı zamanda mevcut koşullar içerisinde bu ilişkilerin bozulmasına yol açabilecek unsurların da bulunduğunu belirtti.
Özhan, iki ülkenin geçen yüzyıl boyunca yaşadığı siyasi dönüşümlerin bölgesel dengeler ve karşılıklı ilişkiler üzerinde önemli etkiler yarattığını hatırlattı.
Türkiye’de 1950’lerde ilk çok partili seçimlerin yapılmasının ardından 1980’lerde ülke tarihinin en kanlı askeri darbelerinden birinin yaşandığını belirten Özhan, bu gelişmelerin Türkiye’nin siyasi yapısını ve bölgesel dengeleri önemli ölçüde değiştirdiğini söyledi. Aynı dönemde İran’da da devrim yaşandığını kaydeden Özhan, Türkiye’nin 20 yıldan fazla bir süre askeri rejimin etkisi altında kaldığını, bununla birlikte sivil siyasetin de belirli ölçülerde varlığını sürdürdüğünü ifade etti.
Özhan’a göre 2000’li yıllara gelindiğinde Türkiye ve İran’ın siyasi yönelimleri birbirinden farklılaşmaya başladı. Türkiye’de demokratikleşme süreci ilerlerken İran’da daha muhafazakâr bir dönem başladı. Her iki ülkenin politikaları üzerinde Irak Savaşı da önemli bir etki yarattı.
Türkiye’nin İran’dan farklı olarak, Arap dünyasında siyasi değişim talep eden hareketleri desteklemesi nedeniyle bazı Arap ülkelerinden uzaklaştığını belirten Özhan, İran’ın ise büyük ölçüde bölgesel statükoyu desteklediğini söyledi.
Özhan, bu süreçte Türkiye’nin giderek daha fazla yalnızlaştığını, İran, Mısır, İsrail ve Körfez ülkelerinin ise aralarındaki tüm farklılıklara rağmen Ankara’nın desteklediği siyasi dönüşümlere karşı bir pozisyon aldığını ifade etti.
7 Ekim olaylarının ardından Türkiye ve İran açısından yeni bir fırsat penceresinin ortaya çıktığını belirten Özhan, ancak bu fırsatların özellikle ABD ve İsrail’in İran’la savaşa girmesinin ardından tam anlamıyla değerlendirilemediğini söyledi.
İsrail’in son dönemde Türkiye’yi giderek daha açık biçimde stratejik bir tehdit olarak tanımlamaya başladığını belirten Özhan, bunun bölgedeki güç dengeleri açısından önemli bir gelişme olduğunu ifade etti.
Gelecekte bölgedeki gelişmeler açısından Irak’ın durumunun belirleyici olacağını vurgulayan Özhan, özellikle Irak’ta ulusal ordunun güçlenip güçlenemeyeceğinin anlaşılması gerektiğini söyledi.
Özhan, Irak’ta güçlü bir merkezi ordunun kurulması halinde Türkiye ile İran arasındaki rekabetin azalabileceğini belirterek, bunun Irak’ın siyasi bütünlüğü açısından da önemli olacağını ifade etti.
Irak’ın halen ne tamamen bölünmüş ne de tam anlamıyla birleşmiş bir ülke görüntüsü verdiğini söyleyen Özhan, ülkede seçimler yapılmasına rağmen güvenilir ve güçlü bir devlet otoritesinin oluşturulamadığını savundu.
Özhan, böyle bir tablonun İsrail açısından en elverişli senaryo olacağını öne sürerek, Washington’un Irak’ı çoğunlukla İran’ın etkisinin görüldüğü bir alan olarak değerlendirebileceğini, ancak güçlü ve özerk bir Irak’ın ABD politikalarına hizmet etmeyeceğini söyledi.
Türkiye açısından mevcut dönemdeki önceliklerden birinin Körfez ülkeleriyle ilişkilerin normalleştirilmesi olduğunu belirten Özhan, Körfez ülkelerinin de İran’a yönelik yaklaşımlarını daha rasyonel hale getirmeleri gerektiğini ifade etti.
Özhan, İran’ın uzun yıllar boyunca bölgede “şeytanlaştırıldığını” ve Körfez ülkelerinin Tahran’a yönelik politikalarında bu yaklaşımın etkili olduğunu belirtti.
Bölgedeki durumun normalleşmesi için sınırdaş ülkeler ve bu ülkelerin bölgeleri arasında daha açık ve anlaşılır bir iş birliği politikasına ihtiyaç bulunduğunu vurgulayan Özhan, mevcut bölgesel gelişmelerin İran, Türkiye ve Körfez ülkeleri için önemli fırsatlar yarattığını söyledi.
Bu fırsatların, tarafların rekabetin farklı biçimlerinden uzaklaşarak daha istikrarlı bir bölgesel güvenlik ve iş birliği mimarisi oluşturmasına imkan sağlayabileceğini belirten Özhan, bunun başarılması halinde bölgedeki istikrarın güçlenebileceğini ifade etti.
Özhan, aksi durumda Türkiye ve İran’ın jeopolitik güçlerinin sınırlarıyla karşı karşıya kalabileceğini belirterek, en kötü senaryonun ise İsrail kaynaklı sorunların bölge üzerindeki olumsuz etkisinin daha da artması olacağını söyledi.
Fuad Safarov

