İranı ahvazda kim vurdu

İdlib anlaşmasına Amerika təhlükəsi

İranda askeri geçit törenine saldırı

İdlip Olayı Nasıl İncelenmeli -II-

SOÇİ GÖRÜŞMELERİNDE İNCE AYRINTI

Gündem, Rusya, Türkiye 31 Ocak 2018
115

Savaşın toplum üzerinde yarattığı tahribatın ölçüsünü en iyi Suriye Savaşı’yla görmekte olan devletler, bugün Soçi’de ayrıntıda gizlenemeyecek kadar ilgi çekici bir deklarasyon yayınladı.
Yaklaşık yedi buçuk yıldır süren savaşın mağdurları alınan karardaki ayrıntı ile daha net belirlenmeye ve tabir yerindeyse kabul görmeye başlandı.
Soçi Zirvesi, neticesinde ortaya çıkan sonuç bildirgesinde önemli başlıklar, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde halkın kendi geleceğine seçimlerle karar vermesi ifadeleri yer aldı. Seçimlerin yapılması ve halkın kendi kaderini tayin hakkı bağlamında bu hakkı kullanmasının önünde engel teşkil ettiği düşünülen anayasasının yeniden yapılandırmasına dair bir komitenin kurulması olduğu vurgusu zirvenin öne çıkan noktalarıydı.
Katılımcılar, savaşın neticelenmesi için seçimin isabetli yol olduğu yönünde hemfikir oldular. BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan De Mistura yaptığı açıklamada 150 kişiden oluşacak bir anayasa komitesinin kurulmasına ve bu komitede rejim, muhalefet, Suriye uzmanları, bağımsızlar, aşiret liderleri ve kadınların yer alacağını belirtti.
Bildiride ince ayrıntı olarak göze çarpan ve yazının başlığının şekillenmesine yardımcı olan ifade, Mistura’nın açıklamasında yer alan ve muhtemeldir ki bugüne kadar da yapılan tüm Suriye görüşmelerinde masada fikirlerde bile şekillenmeyen “kadınlar” oldu.
Savaşın başladığı yıldan itibaren özellikle Türkiye sınırına doğru yönelen kitlesel göç hareketinin çoğunluğunu oluşturan kadınlar, bugün Suriye’nin kaderini Suriyelinin ve en önemlisi kendi kaderini eline almaya layık görülmüş bir kitle olma “lütfuna” erişti.
Savaşın en acı yönünü haliyle kadınlar gördü. 1949 Cenevre 4 Sözleşmeleri olarak bilinen ve İnsancıl Hukukun en temel belgesi olarak uluslar arası hukukta kabul gören belgeler çerçevesinde, çatışmada sivillerin korunmasına yönelik tüm hukuk kuralları her savaşta olduğu gibi Suriye Savaşı’nda da etkinliğini gösteremedi. Silahlı çatışmaların doğası gereği savaşta en çok zarar gören savaşkan olmayan siviller oldu. Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına Yönelik Cenevre Sözleşmesi 2. Madde “… Yüksek Akid Taraflardan ikisi veya birçoğu arasında ilan edilmiş bir harp veya tahaddüs etmiş diğer herhangi bir silahlı ihtilaf takdirinde harp hali bunlardan biri tarafından tanınmasa dahi vacibüttatbik olacaktır…” olarak tanzim edilmiş olması neticesinde çatışmanın niteliğini iki veya daha çok devlet olarak sınırlandırmamış, dolayısıyla iç savaşta ya da herhangi bir silahlı çatışmada, savaşın kurallarına aykırı her tutum ve eylemi ilgi hukuk kurallarınca suç saymıştır.
İlgili sözleşmeye ek 1. protokolün alt bölümlerinde ayrıca konu edilen ve özel atıfta bulunulan kadınların korunmasına yönelik 76.maddenin 1.bendinde ise “kadınlar özel saygıya konu olacak ve özellikle ırza tecavüz, zorla fuhuş ve diğer her türlü ahlak dışı saldırıya karşı korunacaktır” ifadesi yer alırken aynı madde 3.bend kadınların “çatışmaya ilişkin suça iştiraklerinde dahi hamile veya kendilerine bağımlı çocuklarının varlığı” neticesinde ölüm cezasına çarptırılmamalarını güvence altına almıştır. Ayrıca uluslar arası hukuk belgelerinde kadına yönelik şiddet eyleminin ahlaki ve ırzi boyutta ele alınıp bununla sınırlı tutulması da başka bir tartışmaya konu olabilecek niteliktedir. Dolayısıyla silahlı çatışma her ne şekilde olursa olsun, sivillerin korunması savaşın insanlık tarihi kadar eski olduğu göz önünde bulundurulduğunda örf ve adet hukukun da temel prensiplerinden biri olarak kabul görmektedir. Uluslar arası alanda kadına yönelik birçok koruma tedbirleri içeren sözleşmenin varlığına rağmen Suriye Savaşı’nda kadınlar her türlü şiddete maruz kalmıştır.
Savaş sırasında yaşanılan göç ile diğer ülkelere sığınan kadınlar kendini şanslı görmüştür. Çocuklar ise bu sosyolojik trajedinin bir başka yönü olmuştur. İş, çocuklara geldiği anda kadınlar daha çok ön planda olmak hissiyle hareket etmiştir. Savaştan çocuklarını koruma refleksi onları topraklarından sürgüne yöneltmiştir. Durumun göç edenler açısından insani boyutu bir yana, diğer tarafta göç edemeyenler savaşın en ağır işkencelerine maruz kalmıştır.
Savaş hukuku kapsamında suç olarak kabul gören tecavüz, her savaşta olduğu gibi Suriye Savaşı’nda da araçsallaştırılmıştır. Suriye’ye yönelik çalışmalar yapan sivil toplum örgütleri Suriye’de kalan kadınların yaşamlarına dair savaşın ilk yıllarından itibaren çalışmalar yapmış; ancak uluslararası alanda seslerini etkin bir şekilde duyuramamışlardır. Dolayısıyla bugün alınan Soçi Kararları’na kadar, Suriyeli kadınların varlıklarına dikkat çekilememiştir.
Her ne kadar yayınlanan deklarasyonda “kadın” kimliğinin kapsayıcılığı ve genelliği ile ayrıştırmadan “mağdur” sıfatıyla kader tayini hakkını teslim ettiğine dair geniş bir açıklama yer almamış olsa da umut edilen odur ki siyasi karar alıcılar, deklarasyona dair uygulamaları hayata geçirmeye başladıkları andan itibaren “kadın” varlığını siyasi söylemler çerçevesinden, politik kazanımların güdüldüğü kaygılardan azade adımlar ile Suriyeli kadınların söz hakkını teslim edeceklerdir.
Savaşın sona erdirilmesi için diyalog kanallarının çatışmanın yerel unsurları ile yürütülmesi bir yol olarak görülürken bu unsurların içerisinde de kadının varlığının kabulü Suriye Savaşı’nın sona erdirilmesinde bugüne kadar atılmış en önemli adım olarak kabul edilmelidir.
Zeynep Deniz ALTINSOY​ kafkassam

Yorumlar