Şimdi yükleniyor

Oğuzhan Erkan: Krizden Dönüşüme: Hamaney Sonrası İran’ın Stratejik Geleceği

İran’da uzun yıllardır siyasal sistemin ideolojik ve kurumsal merkezini temsil eden Ali Hamaney’in ölümü, yalnızca bir lider değişimi değildir; bu gelişme, 1979 sonrası kurulan rejimin kurucu dengesinin sarsılması anlamına gelmektedir. İran siyasal sistemi “Velayet-i Fakih” doktrini etrafında şekillenmişti ve bu doktrin, kişisel otorite ile devrimci ideolojinin birleşiminden güç alıyordu. Dolayısıyla Hamaney sonrası dönem, rejimin doğası gereği bir yeniden tanımlama sürecini zorunlu kılacaktır.

Bu noktada temel soru şudur: İran içe kapanarak daha sert bir güvenlik devleti mi olacak, yoksa sistem içi bir dönüşümle daha rasyonel ve seküler bir devlet formuna mı evrilecek?

ABD’nin Stratejik Hesabı: Uzatılan Savaş mı, Kontrollü Bitiriş mi?

Donald Trump yönetimi açısından İran meselesi, küresel güç rekabetinin nihai hedefi değildir. Washington’un uzun vadeli stratejik yönelimi, Hint-Pasifik hattında Çin’i dengeleme üzerine kuruludur. Bu nedenle ABD’nin İran’da uzun süreli, maliyetli ve belirsiz bir angajmana girmesi rasyonel görünmemektedir.

Bu çerçevede ABD’nin askeri operasyonlarla rejimin sert çekirdeğini zayıflatıp, ardından çatışmayı kontrollü biçimde sonlandırma eğiliminde olması olasıdır. Böyle bir senaryo, İran’ı dış müdahaleyle devirmekten ziyade iç dinamiklerini dönüştürmeye zorlayan bir stratejik baskı mekanizması anlamına gelir.

ABD açısından savaşın uzaması değil, sonuç üretmesi önemlidir. Bu sonuç ise rejimin davranış kodlarının değişmesi ve bölgesel yayılmacı reflekslerinin törpülenmesidir.

İran’da İçe Kapanma mı, Sekülerleşme mi?

Analizlere göre, İran’ın bu süreçte tamamen içe kapanan bir Kuzey Kore modeline yönelmeyeceği yönündedir. Bunun üç temel gerekçesi vardır:

1. Demografik Dinamik: İran nüfusunun önemli bir bölümü gençtir ve küresel kültürel etkileşime açıktır. Özellikle 40 yaş altı kesimde daha özgürlükçü ve pragmatik bir devlet anlayışı talebi uzun süredir gözlemlenmektedir.
2. Ekonomik Gerçeklik: Yaptırımlar ve yapısal krizler, İran ekonomisini sürdürülemez bir noktaya taşımıştır. Kapalı ekonomi modeli artık rejimi ayakta tutan değil, zayıflatan bir faktördür.
3. Kurumsal Yorgunluk: Devrim ideolojisi üzerinden meşruiyet üretme kapasitesi zayıflamıştır. Devletin kurumsal rasyonalizasyona yönelmesi, sistemin kendi bekası için daha işlevsel görünmektedir.

Bu nedenle İran’da yaşanacak dönüşümün, ideolojik tonun azalması ve devlet aygıtının daha seküler, daha ulus-devlet merkezli bir forma evrilmesi yönünde olacağıdüşünülmektedir. Bu süreç ani bir devrim şeklinde değil; kontrollü, zamana yayılmış bir yeniden yapılanma biçiminde gerçekleşebilir.

Tarihsel bağlamı farklı olsa da, devletin ideolojik bir devrim rejiminden kurumsal ve seküler bir yapıya evrilmesi bakımından Türkiye Cumhuriyeti’nin erken dönem dönüşümü mukayeseli bir çerçeve sunabilir. Elbette birebir benzerlik iddiası analitik olarak doğru olmaz; ancak devletin din temelli siyasal kimlikten daha kurumsal bir yapıya geçiş süreci açısından benzer bir yönelim ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Bölgesel Savaş İhtimali ve Büyük Güç Dengesi

İran’ın bölgedeki bazı silahlı grupları kısa vadede sınırlı misilleme eylemlerine girişebilir. Bu tür hamleler gerilimi yükseltebilir; ancak bunun büyük bir Orta Doğu savaşına dönüşmesi şu aşamada güçlü bir ihtimal olarak görünmemektedir.

Çünkü böylesi geniş çaplı bir bölgesel savaş, yalnızca İran ve ABD’yi değil, tüm küresel dengeleri sarsacak sonuçlar doğurur. Washington açısından uzun süreli ve kontrolsüz bir savaş maliyetlidir. Aynı şekilde Rusya ve Çin de küresel ekonomiyi ve enerji hatlarını istikrarsızlaştıracak büyük bir çatışmadan doğrudan zarar görecektir.

Rusya ve Çin, ABD’nin İran’da oyalanmasını stratejik olarak avantajlı görebilir; ancak savaşın kontrolden çıkması onların çıkarına değildir. ABD cephesinde ise asıl önceliğin Çin olduğu açıktır. Bu nedenle Washington’un İran dosyasını belirli bir noktada kapatıp dikkatini Pasifik’e çevirmesi daha muhtemel görünmektedir.

Sonuç: İran İçin Son Değil, Başlangıç

Hamaney’in ölümü İran için bir son değil, bir eşiktir. Bu eşik ya daha katı bir güvenlik devletine ya da daha seküler ve rasyonel bir ulus-devlet modeline açılacaktır. Mevcut sosyolojik, ekonomik ve jeopolitik göstergeler, ikinci ihtimalin daha güçlü olduğunu düşündürmektedir.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemi “İran’ın çöküşü” olarak değil, “İran’ın dönüşümü” olarak okumak daha doğru olacaktır. ABD savaşı uzatmak yerine stratejik hedefini gerçekleştirdiği noktada geri çekilebilir; İran ise kendi iç dinamikleriyle daha seküler, daha kurumsal ve daha pragmatik bir devlet yapısına doğru evrilebilir.

Asıl soru artık şudur: Bu dönüşüm ne kadar kontrollü ve ne kadar sancısız gerçekleşecektir?

Yorum gönder