Bir işte çalışma tırnak içinden işçi olma kapitalist dünyanın bize dayatmasıdır. Protestan kültürün temeli olan çalışmak ve biriktirmek kapitalizmin yayılması ile birlikte tüm dünyada yaygınlaşmıştır. 19. Yüzyıla kadar insanların büyük çoğunluğu işçi değillerdi. Türkiye’de 1980’lere kadar durum bu şekildeydi. Kendi işini yapıp hayatını idame ettirmek ile kapital için çalışmak ayrı şeylerdir. Maddi durumu iyi olanlar, kadınlar çalışmazdı. Günümüz açısından bakıldığında kötü bir durum gibi gözüken bu çalışmama hali kapitalizmin tahakkümü ile birlikte zihin dünyamıza girmiştir. Batıda bohem bizde çelebilik hali denen halk kitlelerinde aylaklık serserilik olarak da tarif edilen günübirlik hayat bir tercihti ve sanat, edebiyat hatta fikirlerin büyük çoğunluğu bu aylaklık sonucu ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde kapitalizmin karşıtı komünizmde işçiliği çalışmayı yüceltir. Onun da temeli protestan ahlaktır. Çalışmak, emek yüceltilir. Ancak birde insanın aylak olma hali günü birlik yaşama aşkınlığı vardır. Biriktirmeden hayat sürmek ne kapitalizme ne de komünizme uyar, birisi kişi için diğeri sınıf ya da komün için biriktirir. Biriktirmenin şartıda çalışmak işçi olmak büyük organizasyonlar inşa etmektir. Ancak küçüğün güzelliği, azın fazileti ıskalanır. Hem kapitalizm hem komünizm büyük şehirler ister, bu şehirlere yığılmış insan kitleleri isterler. Hem işçiliği ucuzlatmak hem de pazarı yanı başında görmek için milyonluk şehirler arzularıdır. Az çalışan ya da çalışmayan tembel insanlardan hem kapitalistler nefret eder hem de komünistler nefret eder. Çalışmak insanın tabiatına terstir. Cennette çalışmadan zaman geçiren Adem ve Havva’nın çocukları tıpkı ataları gibi ölümlerinden sonra da çalışmadan sonsuza kadar yaşayacağı cenneti hayal eder.
Nusret Anar: Kapitalizm ve Tembellik Hürriyeti

