NURİ CEM TABANLI: Vidkun Quisling: Tarihe Geçme Arzusu ile İhanet Arasında

Bazı insanlar tarihe geçmek ister. Kimileri bunu bilimle, sanatla, fikirle ya da halkına hizmet ederek başarır. Kimileri ise güce yaklaşarak, dönemin en sert otoritesine yaslanarak adını kalıcı kılmaya çalışır. Ancak tarihin hafızası acımasızdır; yalnızca ne kadar yükseldiğinizi değil, neye boyun eğerek yükseldiğinizi de kaydeder. Vidkun Quisling’in hikâyesi tam da bu nedenle yalnızca bir siyasetçinin değil, güce tabi olmanın insanı nasıl tarihin en karanlık köşesine sürükleyebileceğinin hikayesidir.
1887’de Norveç’te doğan Quisling, iyi eğitim almış, disiplinli ve zeki bir askerdi. Hayatının ilk dönemlerinde sıradan bir devlet görevlisi olarak görülebilecek biri iken, zamanla kendisini yalnızca devlet içinde görev yapan biri değil, tarihi yönlendirecek bir figür olarak görmeye başladı. Onun trajedisi de tam burada başladı: Kendi toplumunun desteğiyle büyüyemeyen bir siyasi hırs, dışarıdaki büyük gücün gölgesine sığınmaya yöneldi.
1930’lu yıllarda Avrupa’da otoriter rejimler yükselirken Quisling de bu dalgaya kapıldı. Kurduğu Nasjonal Samling, Norveç toplumunda güçlü bir karşılık bulamadı. Çünkü halk, onun vaat ettiği sert düzenin arkasında özgürlüğün tasfiyesini görüyordu. Fakat başarısızlık, Quisling’i geri çekmedi; aksine onu daha büyük bir güce yaklaştırdı: Nazi Almanyası.
Tarihte birçok kişi, kendi halkı tarafından meşruiyet verilmediğinde, meşruiyeti dışarıdaki güçten almaya çalışmıştır. Quisling de bunu yaptı. 1940’ta II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası Norveç’i işgal ettiğinde, Quisling ülkesinin yanında durmak yerine işgalcinin yanında durmayı seçti. Çünkü bazı insanlar için güç, haklı olmaktan daha caziptir. İşgalin ilk günlerinde radyoya çıkıp hükümeti ele geçirdiğini ilan etmesi, yalnızca politik bir hamle değil; tarihe “kazanan tarafın adamı” olarak geçme girişimiydi.
Ancak tarihin ironisi şudur: Güce yaslanarak büyüyenler çoğu zaman kendi isimlerini küçültürler. Quisling, kısa süreli iktidar uğruna yalnızca ülkesinin bağımsızlığını değil, kendi adının anlamını da kaybetti. Bugün onun soyadı birçok dilde “hain” anlamında kullanılıyorsa, bunun nedeni sadece Nazi işbirlikçisi olması değildir. Aynı zamanda kendi iradesini daha büyük bir otoritenin hizmetine sunmasının sembolü hâline gelmesidir.
Quisling’in hikayesi, güce tabi olmanın insanı nerelere sürükleyebileceğini gösterir. Otoriteye yakın durmak, kısa vadede kişiye makam, koruma ve görünürlük sağlayabilir. Fakat tarih, güce ne kadar yakın olduğunuzdan çok, o gücün karşısında ne kadar bağımsız kalabildiğinize bakar. Çünkü kalıcı saygı, korkudan değil; karakterden doğar.
Savaş sona erdiğinde Quisling’in arkasındaki dev güç çöktü. Onun iktidarı da aynı hızla dağıldı. Geriye ne büyük bir liderlik hikayesi kaldı ne de siyasi bir miras. Yalnızca ibret verici bir isim kaldı. Ve belki de bu yüzden, Vidkun Quisling modern tarihin en çarpıcı derslerinden birini temsil eder: İnsan tarihe mutlaka geçebilir, fakat nasıl geçeceğini her zaman kendisi seçer.
NURİ CEM TABANLI

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.