Giriş
Alfonso Cuaron’un 2006 yapımı Children of Men filmi, insanlığın üreme yeteneğini kaybettiği yakın gelecek tasarımı üzerinden yalnızca bir distopya değil; modern devletin meşruiyeti, egemenlik anlayışı, sınır rejimleri ve gelecek fikri üzerine kapsamlı bir siyasal düşünce deneyi sunmaktadır. Filmde küresel kısırlık krizi, dünya devletlerinin büyük bölümünün çöküşüne yol açarken, İngiltere otoriter bir güvenlik devleti olarak varlığını sürdürmeyi başarmıştır.
Filmin başlangıç noktası biyolojik görünse de ortaya çıkan kriz esas olarak siyasal ve toplumsaldır. Çocukların doğmadığı bir dünyada yalnızca nüfus azalmaz; ekonomik yatırım, eğitim, emeklilik, aile, miras, siyasal temsil ve ulusal süreklilik gibi kurumların tamamının üzerinde yükseldiği zamansal süreklilik de ortadan kalkar. Dolayısıyla insanlığın üreme kapasitesinin yitimi, modern devletin geleceğe ilişkin öngörüsünü ve varlık şartlarını kökten tehdit eder.
Bu durum, dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner’in 5 Ocak 2007 tarihindeki MİT’in 80. kuruluş yıldönümü vesilesiyle yaptığı değerlendirmeyle birlikte ele alındığında daha geniş bir anlam kazanır. Taner, uluslararası sistemin kurallarının ve aktörlerinin değiştiğini belirterek, içinde bulunulan dönemin gelecekte birçok ulus devlet ve milletin tarih maratonunu kaybetmeye başladığı bir süreç olarak değerlendirilebileceğini ifade etmiştir. İkisi arasında doğrudan bir etkileşim olduğu ileri sürülemez; ancak kronolojik yakınlıkları ve ortak sorunları dikkat çekicidir. Her farklı araçla aynı temel soruya yaklaşmaktadır: Değişen dünya koşulları karşısında ulus devlet nasıl ayakta kalacaktır?
1. Modern Devlet ve Gelecek Fikri
Modern devletin temel meşruiyetlerinden biri güvenliktir. Thomas Hobbes’un devlet teorisinde bireyler, doğal durumun güvensizliğinden kurtulabilmek için egemen bir otoriteye itaat ederler. Devletin temel işlevi böylece yaşamı ve düzeni korumaktır. Ancak devlet yalnızca mevcut yaşamı koruyan bir kurum değildir; modern devlet aynı zamanda kendisini geleceğe taşıyan bir kurumdur.
Devletin eğitim sistemi gelecekteki yurttaşları yetiştirir, vergi sistemi gelecekteki kamu harcamalarını finanse eder, emeklilik sistemi gelecek nesillerin üretimine dayanır, hukuk sistemi mülkiyetin ve kurumların kuşaklar arasında aktarılmasını sağlar ve ulus fikri bugünkü bireyi kendisinden önceki ve sonraki kuşaklarla ilişkilendirir. Dolayısıyla ulus devletin beka kavramı yalnızca toprak bütünlüğünü ifade etmez; beka aynı zamanda zamansal sürekliliktir. Bir devletin varlığı bugünle sınırlı değildir; devlet kendisini gelecek kuşaklarda yeniden üretmek zorundadır.
Children of Men tam da bu noktaya odaklanır. Filmde insanlık çocuk sahibi olma kapasitesini kaybettiğinde, devletin üzerinde yükseldiği geleceğe ilişkin varsayım ortadan kalkar. İnsanlığın artık bir sonraki kuşağı üretememesi, devletin varoluşunu biyolojik düzeyde anlamsızlaştırmaya başlar. Bu nedenle filmdeki kısırlık yalnızca demografik bir kriz değil, zamanın ve geleceğin krizidir.
2. Emre Taner ve Tarih Maratonunu Kaybetmek
Emre Taner’in 2007 tarihli değerlendirmesi, ulus devletlerin geleceğine ilişkin önemli bir perspektif sunmaktadır. Taner’e göre dünya; ekonomik, siyasi, sosyal, ahlaki ve teknolojik değerlerin yeniden şekillendiği bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Aynı süreç uluslararası sistemin kurallarını, aktörlerini ve güç ilişkilerini de değiştirmektedir. Burada özellikle tarih maratonunu kaybetmek metaforu önem taşır. Taner’in yaklaşımında tarih statik değildir ve devletler değişen koşullara uyum sağlamak zorundadır. Teknolojik gelişmelere, ekonomik rekabete, yeni güvenlik tehditlerine ve uluslararası sistemdeki güç değişimlerine cevap veremeyen devletlerin yalnızca ekonomik açıdan geride kalmayacağı, egemenliklerinin de aşınabileceği düşünülmektedir.
Bu açıdan Taner’in devlet anlayışı, klasik anlamda sınırları korunan devlet fikrinden daha geniştir. Bir devletin egemenliği; ekonomik kapasitesine, teknolojik yeterliliğine, askeri gücüne, diplomatik faaliyetlerine ve istihbarat kapasitesine bağlıdır. Dolayısıyla egemenlik yalnızca hukuki bir statü değil, aynı zamanda bir kapasite meselesidir. Taner’in değerlendirmesinin odak noktalarından biri de devletlerin değişen dünyaya pasif biçimde uyum sağlamasının yeterli olmayacağı düşüncesidir. Türkiye’nin bekle-gör yaklaşımına mahkum olmaması ve sahip olduğu stratejik kapasiteyi daha etkin biçimde kullanması gerektiği fikri bu çerçevede ortaya çıkar.
Burada Taner’in temel sorusu “Devlet, değişen dünyada egemenliğini nasıl koruyabilir?” iken, Children of Men bu soruyu tersine çevirir: “Devlet egemenliğini korurken neye dönüşebilir?”
3. Children of Men: Geleceğin Ortadan Kalkması
Children of Men’de 2027 yılına gelindiğinde dünya yaklaşık yirmi yıldır doğum görmemektedir. İnsanlığın neden kısırlaştığı açıklanmaz; bu belirsizlik bilinçli bir tercihtir çünkü filmin asıl ilgilendiği konu kısırlığın nedeni değil, kısırlık ve sonuçlarıdır. Filmin dünyasında “en genç insan” Diego’nun ölümü kitlesel bir yas atmosferine neden olur. Diego’nun ölümünün anlamı, sıradan bir bireyin kaybından çok daha büyüktür ve insanlığın son kuşağının da tükenmekte olduğunu temsil eder.
Bunun sonucunda toplumun gelecek algısı çöker. Ekonomik faaliyetler, siyasal projeler ve toplumsal idealler giderek kısa vadeli hale gelir; geleceğe yatırım yapmanın anlamı sorgulanır ve kolektif depresyon yayılır. Bu açıdan filmdeki en önemli kriz nüfusun azalması değil, gelecek fikrinin kaybolmasıdır. Taner’in tarih maratonu metaforu ile Cuaron’un geleceksiz dünyası tam burada kesişir. Taner’in maratonunda devletler geleceğe doğru ilerlerken, Children of Men maratonunun son koşucusunun da ortadan kalktığı bir dünyayı gösterir. Dolayısıyla Taner’in problemi tarihsel rekabette geri kalmak iken, Cuaron’un problemi tarihin kendisinin sona erme ihtimalidir.
4. İngiltere: Çökmeyen Fakat Dönüşen Devlet
Filmin en önemli politik paradoksu, dünya çökerken İngiliz devletinin ayakta kalmış olmasıdır. Ancak bu durum İngiltere’nin daha demokratik veya gelişmiş olmasından kaynaklanmaz; tam tersine İngiltere, hayatta kalabilmek için giderek daha otoriter bir güvenlik rejimine dönüşmüştür. Filmde Londra’nın sokaklarında askerler, polisler, zırhlı araçlar ve güvenlik mekanizmaları görülür. Göçmenler kafeslerde tutulur ve sınır dışı edilmektedir. İngiliz devleti, vatandaşlarına düzen ve güvenlik sağlayabilmek için sınırlarını dışarıdan gelenlere kapatmaktadır.
Böylece İngiltere’nin başarısı bir paradoksa dönüşür. Devlet çökmemiştir, fakat liberal devlet niteliğini kaybetmiştir. Bu durum Hobbesçu devlet mantığının radikalleştirilmiş bir versiyonudur. Devletin temel görevi güvenliği sağlamaktır; peki güvenlik için özgürlüklerin ne kadarı feda edilebilir? Children of Men bu soruya sınır koymaz ve devletin bekası için olağanüstü hal sürekli hale gelir.
Filmde mülteciler için kullanılan fugee kelimesi bile onları siyasal ve insani açıdan kategorileştirmenin aracıdır. İngiltere’nin propaganda mekanizması vatandaşlara mültecileri ihbar etmeyi bir vatandaşlık görevi olarak sunar. Filmdeki “Protect Britain” kampanyası vatandaşlık, güvenlik ve göçmen karşıtlığını aynı siyasal söylem içerisinde birleştirdiğini de göstermektedir.
Burada devletin meşruiyeti yeni bir biçim alır. Devlet seni korur çünkü sen bizdensin. Fakat bu korumanın karşılığı, bizin dışındakilerin dışlanmasıdır. Dolayısıyla vatandaşlık artık yalnızca hukuki bir statü değil, güvenliğe erişim hakkıdır ve mülteci bu hakkın dışında bırakılır. Bu nedenle film, modern ulus devletin temel paradokslarından birini görünür kılar. Devlet içeride güvenlik üretirken dışarıda güvensizlik üretebilir.
5. İngiltere’nin Kale Devlet’e Dönüşümü
İngiltere’nin ada olması da filmde sembolik ve jeopolitik bir anlam taşır. Ada, sınırın doğal olarak var olduğu bir mekandır ve devletin güvenlik stratejisi bu coğrafi özelliği siyasal bir kaleye dönüştürür. Dışarıda çöken bir dünya, içeride ise düzen vardır. Ancak bu düzenin sürdürülebilmesi için dışarının sürekli bir tehdit olarak tanımlanması gerekir. Böylece İngiltere’nin siyasal kimliği Biz hala ayaktayız çünkü onlar dışarıda mantığı üzerine kurulur.
Bu durum Taner’in yaklaşımıyla ilginç bir karşıtlık oluşturur. Taner’in önerdiği devlet, değişen uluslararası sistem içerisinde etkinleşmeye çalışan bir devlettir. Cuaron’un İngiltere’si ise değişen dünyanın yarattığı tehditlere karşı kapanan, kendisini izole eden bir devlettir. Birinci modelde egemenlik kapasiteyi artırarak korunmaya çalışılırken, ikinci modelde sınırlar sertleştirilerek korunur.
6. Devletin Kontrol Edemediği Gelecek
Filmin politik anlamını en fazla değiştiren karakter ise Kee’dir. Kee, insanlığın yeniden üreyebileceğini gösteren hamile bir mültecidir. Bu noktada film son derece radikal bir karşıtlık kurar. İngiliz vatandaşlığı devletin korumaya değer gördüğü hayatı temsil ederken, Kee’nin bedeni devletin kontrol etmek istediği hayatı temsil eder. Kee aynı zamanda insanlığın geleceğidir. Bu nedenle hamileliği devlet açısından bir tehdit, devrimci grup açısından siyasal bir sembol, Human Project açısından ise korunması gereken insani bir oluşumdur.
Buradaki en çarpıcı paradoks şudur. İngiltere mültecileri insanlığın dışına itmeye çalışırken, insanlığın geleceği olarak ortaya çıkan kişi bir mültecidir. Yani devletin öteki olarak tanımladığı beden, insanlığın devamının taşıyıcısıdır. Bu durum filmin ulus devlet eleştirisinin merkezindedir. Devlet “Bu insan bize ait değil” derken, biyolojik gerçeklik “İnsanlığın geleceği ona bağlı” demektedir.
7. Taner ve Cuaron: İki Farklı Gelecek Tasavvuru
Taner ile Cuaron arasındaki en önemli ilişki, ikisinin de devletin geleceğini değişim kapasitesi üzerinden tartışmasıdır. Taner’in 2007 değerlendirmesi bir uyarıdır: Dünya, teknoloji ve uluslararası sistem değişmektedir; devletler buna uyum sağlamak zorundadır, aksi halde tarih maratonunu kaybedebilirler. Children of Men ise bu uyarının çok daha karanlık bir versiyonunu üretir: Ya değişime uyum sağlayamazsak? Ya geleceği üretme kapasitemizi kaybedersek? Ya devlet yalnızca hayatta kalmaya odaklanırsa?
Taner’in metni küresel sistem, stratejik kapasite ve ulusal egemenlik üzerine kuruluyken, Children of Men biyolojik yok oluş, mültecilik ve otoriterlik üzerine kurmaca bir dünya yaratır. Ancak iki yaklaşım ortak bir problemde buluşmaktadır: Ulus devletin geleceği garanti değildir ve devlet, koşullar değiştiğinde kendisini yeniden üretmek zorundadır.
İngiltere çökmemiştir; hatta askeri ve bürokratik kapasitesi son derece güçlüdür. Fakat devletin güçlenmesi aynı zamanda meşruiyetinin aşınması anlamına gelmektedir. Sınırları korumak, kamu düzenini sağlamak ve vatandaşları korumak; mültecileri hapsederek, hukuki hakları sınırlandırarak, gözetimi artırarak ve şiddeti olağanlaştırarak yapılmaktadır. Bu durumda şu soru ortaya çıkar: Devlet ayakta kaldığında gerçekten başarılı olmuş mudur?
Film bu soruya olumsuz yaklaşır çünkü devletin bekası ile toplumun bekası aynı şey değildir. İngiliz devleti yaşayabilir, fakat insanlığın geleceği yoksa devletin bekasının anlamı nedir? Hobbesçu devlet anlayışında temel amaç ölüm korkusundan kurtulmaktır; ancak Cuaron daha ileri bir soru sorar: Devlet insanları bugün hayatta tutuyor ama yarının insanlarının var olmasını engelliyorsa, neyi korumaktadır?
Sonuç
Children of Men, insanlığın geleceği ortadan kalktığında modern devletin hangi siyasal biçime dönüşebileceğini sorgulayan derin bir düşünce deneyidir. Emre Taner’in 2007 yılında yaptığı değerlendirme, küresel dönüşümlerin ulus devletleri tarihsel yarışta geride bırakabileceği uyarısıyla bu bağlamda önemli bir karşılaştırma zemini sunmaktadır. Taner’in sorusu “Devlet değişen dünyada nasıl ayakta kalabilir?” iken, Cuaron’un sorusu “Devlet ayakta kalmak için insanlığından ne kadar vazgeçebilir?” şeklindedir.
Filmde İngiliz devleti çökmemiş, sınırlar korunmuş ve düzen sağlanmıştır. Ancak bu düzenin bedeli ağırdır. Devlet, vatandaşlarını koruyabilmek için ötekini insanlık alanının dışına çıkarmakta, olağanüstü hal kalıcılaşmakta ve sınırlar insan ile insan olmayan arasındaki ayrımın mekanizmasına dönüşmektedir.
Dolayısıyla filmdeki temel paradoks şudur: Ulus devlet kendisini korurken insanlığın geleceğini kaybedebilir. Bir devletin gerçek anlamda geleceğe sahip olabilmesi, yalnızca bugünü koruma kapasitesiyle değil, yarını üretme kapasitesiyle ölçülmelidir. Children of Men, devletlerin çökmemesine rağmen hayatta kalmak için geleceği, hukuku ve insanlığı feda etmeleri durumunda gerçekte neyi kurtardıkları sorusunu ortada bırakarak mesajını iletmektedir.
NURİ CEM TABANLI
NURİ CEM TABANLI: TARİH MARATONUNU KAYBETMEK

