Uluslararası ilişkiler teorileri, küresel güç mücadelelerini açıklarken çoğunlukla “realizm”, “liberalizm” veya “hegemonik istikrar” gibi akademik kavramlara başvurur. Ancak günümüzün çok kutuplu dünyasında ABD, Rusya ve Çin arasındaki gerilimi anlamak için bazen teorilerden daha derin bir kaynağa bakmak gerekir: Stratejik kültür ve oyun felsefesi. Küresel siyaset sahnesinde ABD ve Rusya geleneksel bir satranç maçı yürütürken, Çin tüm dünyayı devasa bir Go tahtasına dönüştürmektedir. Batı’nın satranç mantığıyla Doğu’nın Go stratejisine karşı koymaya çalışması, 21. yüzyılın en büyük jeopolitik paradoksudur.
Satranç, kuralları kesin, sınırları net ve amacı mutlak bir oyundur: Rakibin şahını sıkıştırmak ve yok etmek. Rus stratejik kültürü, bu oyunun doğasıyla kusursuz bir uyum gösterir. Rusya, jeopolitik hamlelerini doğrusal, cephe odaklı ve doğrudan güç kullanımına dayalı bir mantıkla yürütür.
Ukrayna’daki askeri müdahale, Suriye’deki varlık ve Doğu Avrupa’daki güç gösterileri, satranç tahtasındaki sert piyon ve kale hamleleridir. Rusya için oyunun sonucu nettir; ya kazanacaktır ya da kaybedecektir. ABD ve Batı dünyası da aynı satranç kültüründen beslendiği için Rusya’nın hamlelerini okumakta zorlanmaz. Batı, NATO’yu genişleterek karşı hamle yapar, ekonomik yaptırımlarla rakibin taşlarını eksiltmeye çalışır ve oyunu bir yıpratma savaşına çevirir. Kurallarını iki tarafın da çok iyi bildiği bu oyunda, ABD’nin devasa ekonomik ve askeri kapasitesi, Rusya’yı er ya da geç tahtada köşeye sıkıştırma potansiyeline sahiptir.
Çin’in küresel stratejisi ise tamamen farklı bir zihniyetin, Go oyununun ürünüdür. Satrançta amaç rakibin taşlarını yok etmekken, Go oyununda amaç boş alanları yavaşça çevrelemek ve rakibi hamle yapamaz hale getirmektir. Go tahtasında başlangıçta hiçbir taşın bir diğerine üstünlüğü yoktur; her taş, uzun vadeli bir ağın parçası olarak değer kazanır.
Çin, ABD ile doğrudan bir askeri çatışmaya girerek “şah-mat” yapmaya çalışmaz. Bunun yerine, “Kuşak ve Yol Projesi” gibi küresel altyapı yatırımlarıyla Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki boş alanlara sessizce kendi taşlarını yerleştirir. Limanları satın alır, dijital ağlar (5G/6G) kurar ve ülkeleri ekonomik olarak kendisine bağlar. Bu stratejide ani ve gürültülü zaferler yoktur; sabırlı, zamana yayılan ve dışarıdan bakıldığında tehditkar görünmeyen bir kuşatma vardır. Çin’in hedefi ABD’yi askeri olarak yenmek değil, ABD uyandığında etrafında hareket edecek hiçbir boş alan bırakmamış olmaktır.
ABD’nin Çin karşısındaki en büyük zafiyeti, stratejik zaman algısındaki farklılıktır. ABD siyaseti seçim dönemlerine, kısa vadeli ekonomik krizlere ve hızlı sonuç odaklı satranç hamlelerine dayalıdır. Çin ise stratejisini on yıllarla değil, yüzyıllarla ölçer.
ABD, Çin’in Go stratejisine karşı AUKUS veya QUAD gibi askeri ittifaklar kurarak yine satranç mantığıyla (askeri barajlar inşa ederek) yanıt vermeye çalışmaktadır. Ancak Go tahtasında tek bir merkez veya öldürülecek bir “şah” yoktur. Çin’in etki ağı o kadar geniş ve esnektir ki, bir noktada kurulan askeri baraj, oyunun başka bir köşesindeki ekonomik ve teknolojik hamlelerle işlevsiz hale getirilebilir. Çin, küresel ticaret hatlarını, nadir toprak elementlerini ve kritik teknolojileri kontrol ederek tahtadaki alanını genişletmeye devam etmektedir.
Uluslararası ilişkilerde askeri güç hala önemlidir, ancak bu gücün hangi oyun kurallarına göre kullanıldığı sonucu belirler. ABD, kurallarını ezbere bildiği satranç oyununda Rusya’yı yıpratıp kazanabilir. Ancak karşı karşıya olduğu asıl meydan okuma, tahtanın ve kuralların tamamen değiştiği Asya merkezli Go oyunudur. Batı, dünyayı sadece bir satranç tahtası olarak görmeye devam ettiği sürece, Çin’in sessizce ördüğü jeopolitik kuşatmanın dışına çıkamayacaktır. 21. yüzyılın galibini, en güçlü taşlara sahip olan değil, tahtadaki boşluğu en iyi yöneten belirleyecektir.
NURİ CEM TABANLI
NURİ CEM TABANLI: Satranç ve Go Arasında Küresel Jeopolitik: ABD, Rusya ve Çin’in Stratejik Kodları

