19 Haziran’da Cenevre’de imzalanması beklenen ABD-İran mutabakat muhtırası etrafındaki tartışmalı durum devam ediyor. Muhtıranın metni resmen açıklanmadı, ancak medyada yayılan bilgiler ve her iki taraftan yapılan açıklamalar genel tablo hakkında fikir veriyor.
Taraflar 60 günlük bir ateşkes üzerinde anlaşıyor. Bu süre zarfında Tahran Hürmüz Boğazı’nı açıyor, Washington deniz ablukasını kaldırıyor; ayrıca yaptırımlar kaldırılana kadar ABD Hazine Bakanlığı, İran’ın petrol, petrokimya, bankacılık ve diğer sektörleri için lisansların verilmesini sağlıyor. Taraflar 60 gün boyunca nihai anlaşma üzerinde çalışacak, ancak sona ulaşmak bu süreçteki adımlara bağlı. Örneğin, nihai anlaşmaya varılana kadar ABD’nin İran varlıklarının serbest bırakılmasına başlaması, İran’ın nükleer programı ile ilgili taleplerin kararlaştırılması vb. gerekecek.
Medyaya yansıyan muhtıra metninin detayları, tarafların birbirlerine olan güvensizliğini yansıtıyor. Bu da şu soruları doğuruyor: Muhtıra imzalandıktan sonra anlaşmanın pratik uygulaması mümkün olacak mı? Taraflar nihai bir anlaşmaya varabilecekler mi?
Mevcut çelişkiler, stratejik çıkarlar ve bölgedeki durum bunun mümkünlüğü konusunda şüphe uyandırıyor.
**Birincisi, İsrail faktörüdür.**
Muhtırada İran’ın temel şartlarından biri, ateşkesin Lübnan’ı da kapsaması ve Hizbullah’a yönelik operasyonların durdurulmasıdır. Irakçi (Abbas Arakçi) bile anlaşmanın ABD-İsrail ve İran-Hizbullah arasında olduğunu belirterek “kırmızı çizgiyi” gösterdi. İran’la olası bir anlaşmaya karşı olan İsrail ise bunu kabul etme niyetinde değil: Tel Aviv, Lübnan’ı anlaşmanın dışında tutarak Hizbullah’ı tamamen saf dışı bırakma fırsatından yararlanmak istiyor ve aynı zamanda bu meseleyi Tahran-Washington anlaşmasının sonuçlanmamasının tek yolu olarak görüyor.
İsrail’in ABD’nin baskısıyla ateşkesin Lübnan’ı kapsamasını kabul etmesi mümkün olsa da, nihai anlaşmayı sabote etmek için 60 gün içinde Hizbullah’a karşı operasyonları yeniden başlatma riski yüksektir.
**İkincisi, Hürmüz Boğazı’nın geleceğidir.**
Muhtırada boğazın 60 gün içinde açılması belirtilse de, bunun nihai anlaşmaya nasıl yansıyacağı çelişkilidir. İran, süre dolduktan sonra Umman ile birlikte boğazda denetim mekanizmalarını devreye sokma niyetini gizlemiyor. Savaşı Hürmüz’ü kontrol etme fırsatı olarak gören muhafazakarların da bu imkandan kolayca vazgeçeceği beklentisi düşüktür.
**Üçüncüsü, nükleer programdır.**
Zenginleştirilmiş uranyumun seyreltilmesi konusunda anlaşmaya varıldığına dair bilgiler olsa da, İran’ın nükleer programdan tamamen vazgeçmesi zayıf bir ihtimal. ABD, İran’ın sivil nükleer hakkını kendi denetimi altında olması şartıyla kabul edebilir, ancak muhafazakarlar bunu bir “teslimiyet belgesi” olarak görüyor. Diğer taraftan, Tahran’ın nükleer potansiyeline ne kadar erişim sağlayacağı soru işareti. Mesele nihai anlaşmaya kadar müzakere aşamasında kalacak ve hem ABD hem de İran, 60 günlük süre zarfında nükleer konusunda daha fazla taviz koparabileceklerini umuyorlar.
Mutabakat muhtırasının nihai bir anlaşmayla sonuçlanması ihtimalini azaltan bu faktörler tek bir soruyu öne çıkarıyor: Taraflar nihai bir anlaşma mı istiyor, yoksa zaman mı kazanmaya çalışıyorlar?
Ateşkes, mevcut düğümlenmiş durumdan çıkmak için her iki tarafa da gerekli. ABD ise İran kampanyasında belirli bir sonuç ilan etmek ve küresel piyasayı istikrara kavuşturmak açısından daha istekli görünüyor. Nihai anlaşma istendiği gibi gerçekleşirse Washington jeopolitik planlarında ciddi bir ilerleme kaydedebilir; ancak şu anki görünüm, kısa vadede durum üzerinde kontrolü yeniden sağlamaktan ibaret. Devam etmesi ve mantıklı bir sona ulaşması zor görünen 60 günlük ateşkesin, bir sonraki askeri kampanya dönemine geçiş süreci olması da ihtimal dahilindedir.
Asif Nerimanlı: ABD-İran mutabakat muhtırası etrafındaki tartışmalı durum

