İnsanlık tarihi boyunca farklı yönetim modelleri defalarca denenmiş ve denenmeye devam etmektedir. 20. yüzyılın ikinci çeyreği, faşizm ile demokrasiler arasındaki büyük mücadeleye sahne olmuştur. Bu mücadelenin ardından dünya siyaseti bu kez demokrasiler ile komünist yönetimler arasındaki rekabet tarafından şekillendirilmiştir. Nihayetinde demokrasiler, ideolojik ve politik düzlemde bu mücadelelerden galip çıkan sistem olarak öne çıkmıştır.
Ancak 21. yüzyıla gelindiğinde demokrasilerin mutlak hakimiyetinin sürüp sürmeyeceği yeniden tartışılmaya başlanmıştır. Demokrasilerin egemen olduğu dönemin sona erdiğini iddia etmek için henüz erken olsa da uluslararası sistemde gözlenen gelişmeler bu yönde bir eğilimin ortaya çıktığını düşündürmektedir. Küresel siyasette giderek daha güçlü, daha merkezi ve daha kararlı devlet liderlerine duyulan ihtiyaç sıkça dile getirilmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan ve Karanlık Aydınlanma olarak adlandırılan düşünce akımı da bu ihtiyacı teorik bir çerçeveye oturtmaya çalışmaktadır. Bu akımın önde gelen isimlerinden biri olan Curtis Yarvin, demokratik sistemlerin zamanla verimsizleştiğini ve karar alma süreçlerini felç ettiğini savunarak alternatif bir yönetim modeli önermektedir. Yarvin’in dikkat çeken önerilerinden biri, devleti bir şirket gibi işleyen bir organizasyon olarak tasavvur eden CEO-devlet anlayışıdır. Bu modele göre devlet, tıpkı bir şirket gibi yönetilmeli ve en üst yöneticinin hızlı karar alabilen güçlü bir otoriteye sahip olması gerekmektedir.
Yarvin’in geliştirdiği bir diğer fikir ise mevcut ulus-devletlerin yerini daha küçük ve rekabetçi siyasi birimlerin alacağı patchwork düzenidir. Bu modelde dünya, birbirleriyle rekabet eden ve farklı yönetim biçimlerini deneyen çok sayıda yarı-egemen siyasi yapıdan oluşacaktır. Yarvin’e göre bu sistem, başarısız yönetimlerin ortadan kalkmasına ve daha verimli yönetim modellerinin ortaya çıkmasına olanak sağlayacaktır.
Ancak bu öneriler yakından incelendiğinde, demokrasiye alternatif olarak sunulan bu modellerin güçlü merkezi otoriteler ve dar yönetici elitler etrafında şekillendiği görülmektedir. Bu durum, tarihsel olarak sosyalist devletlerde görülen merkeziyetçi yönetim yapılarıyla belirli benzerlikler taşımaktadır. Özellikle Sovyetler Birliği örneğinde siyasal ve ekonomik karar alma süreçleri geniş halk katılımı yerine parti elitleri tarafından yürütülmekteydi. Bu yapının merkezinde yer alan Sovyetler Birliği Komünist Partisi Politbürosu, devletin temel yönelimlerini belirleyen dar bir yönetici çekirdek olarak işlev görmekteydi.
Bu bağlamda Karanlık Aydınlanma düşüncesinde öngörülen teknokrat elit ile Sovyet sistemindeki parti elitleri arasında yapısal benzerlikler ortaya çıkmaktadır. Her iki modelde de siyasal karar alma süreçleri geniş demokratik katılım yerine sınırlı sayıda yöneticinin kontrolü altında gerçekleşmektedir. Devletin ekonomik ve siyasal süreçlerde belirleyici rol oynaması da bu benzerliği güçlendiren bir diğer unsurdur.
Bu noktada daha derin bir teorik paralellik de dikkat çekmektedir. Karanlık Aydınlanma düşüncesinde yer alan teknokrat yönetici sınıf fikri, belirli açılardan Vladimir Lenin tarafından geliştirilen öncü elit anlayışını hatırlatmaktadır. Lenin’e göre işçi sınıfı kendiliğinden devrimci bir bilinç geliştiremez; bu nedenle devrim sürecinin yönlendirilmesi disiplinli ve ideolojik olarak donanımlı bir öncü kadro tarafından gerçekleştirilmelidir. Bu yaklaşım, siyasal karar alma sürecinin dar ve örgütlü bir elit tarafından yönlendirilmesi gerektiği fikrine dayanır.
Benzer biçimde Karanlık Aydınlanma düşüncesi de geniş halk katılımının siyasal sistemleri verimsiz hale getirdiğini savunarak yönetimin daha sınırlı ve teknik bilgiye sahip bir elit tarafından yürütülmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Bu durum teknokrat yönetim anlayışı ile sosyalist devletlerdeki parti kadroları arasında işlevsel bir benzerliğe işaret etmektedir. Her iki modelde de siyasal meşruiyet geniş demokratik temsil yerine yönetici kadronun bilgi, uzmanlık veya ideolojik üstünlüğü üzerinden kurulmaktadır.
Bu açıdan bakıldığında Karanlık Aydınlanma düşüncesinin demokrasiye yönelttiği eleştiriler zamanla güçlü ve merkezi bir otoriteyi meşrulaştıran bir çizgiye evrilmektedir. Demokratik sistemlerin yavaşlığı ve verimsizliği üzerine kurulan bu eleştiri, nihayetinde daha hızlı ve etkin karar alabilen merkezi bir yönetim anlayışını ön plana çıkarmaktadır.
Bu nedenle Karanlık Aydınlanma düşüncesi kendisini liberal demokrasinin alternatifi olarak sunsa da kurumsal mantığı itibarıyla farklı bir paradoks üretmektedir. Güçlü devlet aygıtı, dar bir yönetici elit ve merkezi karar alma mekanizmaları bakımından bu model, bazı yönleriyle sosyalist devlet deneyimlerine yaklaşan bir yapı sergilemektedir. Bu bağlamda Karanlık Aydınlanma, ideolojik olarak sosyalizmin karşısında konumlandırılsa da kurumsal mantığı itibarıyla modern bir teknokratik sosyalizm biçimine yaklaşan bir yönetim tasavvuru ortaya koymaktadır.
NURİ CEM TABANLI
NURİ CEM TABANLI: SAĞIN YENİ SOSYALİZMİ: KARANLIK AYDINLANMA ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

