Nesrin Sipahi Kıratlı: Bulgaristan Türkleri, Göçmen Dernekleri ve Temsil Yanılsaması
Yazar Notu:
Bu yazıda dile getirilen tespitler, anlık değerlendirmelere ya da varsayımlara değil; “uzun süreli gözlem ve doğrudan tanıklığa” dayanmaktadır.
Tanık yazar Nesrin Sipahi Kıratlı (İspova) olarak, Türkiye’deki göçmen dernekleri ile Bulgaristan’da yaşayan Türk toplumu arasındaki kopuşu yaklaşık on yıl önce fark ettim. Bu süreci uzaktan değil, bizzat izleyerek, sahada gözlemleyerek ve doğrudan temaslar üzerinden değerlendirdim. Zaman içinde edindiğim izlenim değişmemiştir: Bulgaristan Türklerinin temel sorunları çözülmezken, temsil iddiası çoğunlukla seçim dönemlerine sıkışmakta, dernek faaliyetleri ise kalıcı ve yapısal bir toplumsal fayda üretmemektedir. Bu yazı, kişisel kanaatten ziyade tanıklıkla oluşmuş bir kayıt niteliği taşımaktadır.
Bulgaristan’da her seçim süreci yaklaştığında, Türkiye’de faaliyet gösteren bazı göçmen derneklerinin yeniden görünür hâle gelmesi dikkat çekmektedir. Bu durum, kaçınılmaz olarak şu soruyu gündeme getirmektedir:
Bu derneklerin Bulgaristan’da yaşayan Türk toplumu için “gerçek, kalıcı ve ölçülebilir” bir katkısı var mıdır?
Bugüne kadar bu soruya ikna edici bir yanıt üretilebilmiş değildir. Bulgaristan’daki Türklerin temel sorunları; anadilinde eğitim, ekonomik yoksunluk, kırsal alanların boşalması, genç nüfusun ülke dışına göçü ve siyasal temsilde nitelik kaybı gibi yapısal meselelerdir. Türkiye merkezli göçmen derneklerinin bu alanlarda somut ve sürdürülebilir çözümler üretemediği görülmektedir. Buna karşılık, bu yapıların seçim dönemlerinde politik aktörler açısından işlevsel bir araç hâline geldiği açıktır.
Sorun yalnızca bugüne dair değildir. Göçmen dernekleri, Bulgaristan Türklerinin tarihini ve kolektif hafızasını da Türkiye kamuoyuna doğru ve bütünlüklü biçimde aktaramamıştır. Zorunlu asimilasyon politikaları, isim değiştirme süreçleri, göçlerin gerçek nedenleri ve bu travmaların toplumsal sonuçları yeterince açık anlatılamamış; tarih, çoğu zaman sadeleştirilmiş ya da eksik bir çerçeveye sıkıştırılmıştır. Bu durum, zamanla ciddi bir “algı sorununa” dönüşmüştür.
Bu algı sorunu, Türkiye’deki siyasal karar alıcıları da etkilemiş, gönül coğrafyacıları zorunlu asimilasyona kilitlenmiş ve bugün hızla ilerleyen gönüllü asimilasyonu görmezden gelmişlerdir.
Göçmen dernekleri, temsil iddiasıyla hareket ederken, kimi zaman tarihsel ve toplumsal gerçekleri aktarmak yerine, belirli kabulleri pekiştiren bir rol üstlenmiş; böylece siyasetçiler Bulgaristan Türkleri meselesine “eksik ya da hatalı bilgiler” üzerinden yaklaşmıştır. Bunun bedelini ise Bulgaristan’da yaşamaya devam eden cefakâr Türk toplumu ödemiştir.
Bu noktada ikinci ve daha temel bir soru ortaya çıkmaktadır:
Türkiye’de kullanılan oylar aracılığıyla Bulgaristan Meclisi’ne giren Türk asıllı milletvekillerinin, Bulgaristan’da kalan Türk toplumuna sağladığı “somut fayda” nedir?
Seçim kampanyaları kapsamında Türkiye’ye gelen bazı siyasetçilerin Bulgarca konuşması, temsil edilen kitle ile temsil iddiası arasındaki mesafeyi açık biçimde ortaya koymaktadır. Ana dili Türkçe olan bir topluluğun siyasal geleceğinin, kültürel ve dilsel bağları zayıflamış aktörler üzerinden şekillenmesi, ciddi bir temsiliyet sorununa işaret etmektedir.
Bulgaristan’da yaşamayı sürdüren, üretmeye devam eden ve tüm zorluklara rağmen ülkesini terk etmeyen Türk halkının kaderini belirleyen bu oyların, bugüne dek hangi temel sorunu çözdüğü sorusu hâlâ cevapsızdır. Eğitim alanında, kültürel haklar konusunda ya da ekonomik kalkınmada kayda değer ve kalıcı bir ilerleme sağlanmamıştır.
Henüz seçim tarihi kesinleşmeden, Ulusal Meclis’te yasal süreç tamamlanmadan, ikinci okuma yapılmadan yurt dışı sandık sayısının 20 ile sınırlandırılması üzerinden yürütülen tartışmalar da meselenin özünü perdelemektedir. Bu tartışmalar, Bulgaristan Türklerinin gerçek ihtiyaçlarından ziyade, “seçim matematiği ve siyasal çıkarlar” ekseninde yürütülmektedir.
Otuz yedi yıldır Türkiye’deki göçmenlerin kendi yapısal sorunlarına dahi kalıcı çözümler üretememiş, dernek faaliyetlerini siyasal kariyer basamağı olarak kullanan anlayışlara açıkça ifade edilmesi gereken bir gerçek vardır:
Temsiliyet iddiası, sorumluluk ve sonuç üretmiyorsa, “meşruiyetini kaybeder”.
Ayrıca bugün Avrupa ülkelerinde yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının sayısı, Türkiye’ye göç etmiş olanlardan fazladır. Buna rağmen siyasal temsil ve oy tartışmalarının dar bir çevrede, aynı aktörler etrafında dönmesi, meselenin toplumsal değil, “politik bir mesele” olarak ele alındığını göstermektedir.
Sorun sandık sayısı değildir.
Sorun, Bulgaristan Türklerinin tarihinin, bugününün ve geleceğinin yıllardır “yanlış temsil edilmesi” ve bu toplumun yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanmasıdır.
Nesrin Sipahi Kıratlı (İspova)
31 Ocak 2026,Filibe



Yorum gönder