KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. Kutadgu Bilig’de Tuz-Ekmek Meselesine Dair

Kutadgu Bilig’de Tuz-Ekmek Meselesine Dair

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 15 dk okuma süresi
150 0

Kutadgu Bilig bilgimizi bilgeliğe taşıyan bir karakter ve şahsiyet şaheserimizdir. Kutluluk bilgisini anlatan bir ata mirasımız. Bu eser ne yazık ki çokları gibi Türklerin hala kendisinden bigâne olarak çevresinde gezindiği hazinelerinden biridir. Kendiliğimizin neliğinden habersiz avare dolaştığımız tarih dehlizinde nicedir yolumuzu kaybedip, fikir istiklalinden mahrum kaldığımızdan kendimizi bize anlatan bu eserleri İrlanda tarih müzesini gezer gibi bilinçsiz ve uyuyan bir akılla dolaşıp duruyoruz. Kendilik felsefemizin, özümüzün yolunu gösteren Yusuf atamın bize bıraktığı bu hazineyi klişe övgüler ötesinde anlayıp hayata çağırmaya çalışan var mıdır?

Kutadgu Bilig’de pek çok bahis bizi şahsiyetimizin kavramlarına götürmektedir. İşte bunlardan biri de Türk töresinin önemli bir unsuru/sembolü/telakkisi olan tuz-ekmek meselesidir. Karacaoğlan’ın Yeni geldi Arap atın sökünü Seyir eyle sağa sola bükeni Helal edin tuz ekmeğin hakkını varamıyorum beni burada eyler var dediği mısraları yanında Pir Sultan Abdal’ın Bir kardaşa meyil verip Tuz ile ekmeğin yiyip Azıcık noksanın görüp Tez başına kakma gönül mısralarında anlattığı tuz-ekmek meselesi kültürümüzde Türkistanlıların bir değeri olarak tezahür eder: Tuzdan büyük olma büyüklenme, şeklinde Türkmenlerde, Eğer yalan söylüyorsam beni tuz ursun şekliden Kırgızlarda, Yemeğin tadı tuzdadır, dünyanın tadı gözde şekliyle Azerbaycan Türklerinde ifadesini bulan tuz-ekmek meselesi Türkiye’nin dil yolbaşcısı Yunus Emre’de Şükür bu deme geldik dostları burda bulduk Tuz-ekmek bile yedik aşk demin oynar iken mısralarında kendisini gösteren bu derin telakkinin tezahürlerini Kutadgu Bilig’de de buluyoruz.
Kutadgu Bilig’de tuz-ekmek meselesinin ima ettiği kavramlardan birisi cömertlik ve cömert insan şahsiyetidir: Gözü tok, başkaları üzerinde tuz-ekmek hakkı olan, cömertlerin namlısı ne der, dinle. Malını insanlara dağıt, yedir ve içir; mal seni kullanacağına, sen onu kullan. (Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, Haz. Reşit Rahmeti Arat, Ankara, 1998, s. 96). Telakkinin kendisi yanında tuz-ekmek hakkı tabiri de burada ortaya çıkmaktadır. Malın bir şahsiyet, erdem metaına dönüşerek insanı sekülerleştirmeden, insanlığını yitirmeden var olmasını sağlayan bir mana içinden bize konuşan bu dünyadan ne kadar haberdarız? Bu bakımdan bir toplum kavramı olarak tuz-ekmek Tuzu, ekmeği bol tut, başkalarına ikram et; bir kimsenin aybını görürsen, açma, üstünü ört. s. 105 şeklinde ifadesiyle bireylerin şahsiyetinde bir ikram kültürü olarak yerini alırken devamında ayıp görmemekle birlikte anılmasının manidar olduğunu düşünüyoruz. Veren el bizim olmadığız gibi ayıp görmeyen gönülde bilgelerindir. Ayıp görmemeyi âlicenaplık sanarak diğerine atıfet taslamanın çirkinlik olduğunu bildiren kültürümüzün bu derinliğini bilmeden örtülenin ne olduğunu anlamak kabil olamayacaktır. Aynı zeminde Cömert ve alçak gönüllü ol, tuz-ekmek yedir; başkalarının aybını görme, ört ve yok farzet s.436, denilerek başka bir yerde de aynı hususa dikkat çekilir. Tuz-ekmek, cömert ve alçak gönüllü olmak manasıyla birlikte zikredilmektedir. Tarihin bize öğreteceği gerçek namına bir şey varsa bundan başkası olamaz herhalde!
Kutadgu Bilig tuz-ekmek meselesini devlet, toplum ve fert bazlı farklı çerçevelerde ortaya koyar. İşte bu meyanda tuz-ekmek hakkının ordu ve askerlere dair kısmında anlatılan şekli birkaç manayı birden gösterir: İnsan bu vasıflar ile harpçi olur; harpçi olur ve işinin ehli olur. Harpçi her vakit silah taşıyan kimsedir; o düşmanı vurur ve zafer kazanır. Onun tuzu-ekmeği ve yemeği bol, atı, elbisesi ve silahı da buna denk olmalıdır. İnsanın adım tuz-ekmek, yiyecek ve içecek dünyaya yayar; bu hayatın devası yiyecek ve içecektir. Ila’nın meşhur şahsiyeti ne der, dinle; ey insanların kutlusu, tuzun ekmeğin bol olsun. Adının namlı ve şöhretli olmasını dilersen, başkalarına tuz-ekmek yedir; yaşamak dilersen, yine aynı şeyi yap. İnsanlık yapan, itimat kazanan ve cömert olan insana, tuz-ekmek hakkı diye, askerler bunun hakkını öderler. s. 173. Burada anlam katmanlarından görüleceği üzere tuz-ekmek öncelikle bir işi yapacak olana hakkının verilmesi manasında kullanılır. Bunun yanında cömert bir şahsiyetin kalıcılığına işaret edilip hakkını alanların aynı erdem dünyasında bunun karşılığında vazifelerini hakkıyla yapacaklarını söyler. Burada hak kavramı merkezinde tuz-ekmek meselesinin teşekkülü görülür. Bir işte hak edileni almak ve işini hakkını vermek şeklinde bir ilkeyi burada düşünmek mümkündür. Dolayısıyla tuz-ekmek karşılıklı bir bilgelik ve edep ilkesine dönüşür. İşi verenin de yapanında hak kavramı çerçevesinde bir mesuliyet taşıması gerekliliğini bize öğreten bir ölçü ortaya çıkar. Burada devlet görevlilerinden beklenen bir şahsiyet özelliği olarak tuz-ekmek zikredilir: [Kapıcıbaşı], Tuzu-ekmeği bol ve kendisi çok cömert olmak; gümüş ve altın vererek, etrafına çok insan toplamalıdır. s.188. Yusuf atam aynı meseleyi bilim adamları hakkında da ifade ederken tuz-ekmek üzerinden konuyu ortaya koyar: Onlara [alimler ve hakîmler] karşı sert ve kaba bir dil kullanma; tuz-ekmek yedir, saygı göster ve hürmet et. Onları dinle, bilgilerine göre hareket et; tavır ve hareketleri hakkında arkalarından dedi-kodu yapma. Senin için lazım olan onların ilmidir; onlar insanlara yol göstererek, doğruluğa sevk ederler. Bunları koyun sürüsünün koçu telakki et; onlar başa geçip, sürüyü doğru yola götürsünler. s. 314 Bu meyanda Kutadgu Bilig’de tuz-ekmek bir mesuliyet ilkesi olarak da tezahür eder. Kişilere hakkını vermek ve bunun karşılığında kişilerin de bu mesuliyeti hissederek iş görmeleri karşılıklı bir hak ilkesi olarak ortaya çıkar: Sen kimin ekmeğini yersen, onun işini gör; bağlılığını gittikçe arttır ve yediğin ekmek sana helal olsun. İnsan olanlar tuz-ekmek hakkını gözeterek, bunu verene canlarını feda ederler. s 414. Burada bir vefa, hamiyet ve liyakat ilkesinin ortaya çıktığını görüyoruz. Tuz-ekmeği hak olarak hak sahibine vermek ve iş görenin de buna karşı o hakkın gereğini yapması karşılıklı bir edep ve bilgelik ilkesi olarak şekillenir: Sen bugün bana Tanrının gerçek bir ihsanısın; bütün çetin düğümler senin sayende çözülmüştür. Sen bana büyük bir sadakatle hizmet ettin ve yediğin tuz-ekmek hakkını ödedin. Senin geçinmen ve hizmetimde hazır bulunabilmen için, benim de şimdi sana buna karşılık iyi bir mukabelede bulunmam lazımdır, s. 421 İşi layığına verirken hakkını gözetmek o kişinin de buna karşı yediği tuz-ekmeğin hakkını samimiyetle ödemesi değer zemininde bir anlayış içinden hayata bakılmaktadır.
Kutadgu Bilig tuz ekmek meselesini saadet yani kut meselesi ile birlikte sunar. Kut bilgeleşmenin sonunda gelen hikemî bir durum olduğu için Yusuf atam burada konuyu ortaya koyar: Kendini unutma, hareketlerinde doğru yoldan şaşma; saadetin yolunu kapama ki, o sana sağ-salim erişebilsin, Evini-barkını çok temiz ve pak tut; ey cömert ve acık elli insan, bu sana saadet getirir. Bir de yiyeceği, içeceği ve tuz-ekmeği bol tut; iyi nam kazanırsın ve saadet sana yar olur s. 328. Ferde bu sözle konuşan Yusuf atam toplum hayatına da bu ilkeyi tuz-ekmek meselesi ile aktarır. Bir kendilik ve bilgelik kitabı olan bu eserin tarihi çehresinin arkasından konuşan kadim Türk bilgeliği insanlığın değer dünyasına genel-geçer bir çerçeve sunar: Menfaat gözetmeyen dost, ahbap ve arkadaş edinmeğe çalış; onlara inan ve kaygısız yaşa. Dost, ahbap ve arkadaş sevinç ve kaygıda, iyi ve kotu zamanlarda insana faydalı olan kimselerdir. Seni daha çok sevmelerini istersen, onlara tuz-ekmek yedir ve her vakit güler yüz göster. Bu iki hareket insanı kendine ısındırır; o da iyi ve kötü anlarda kendisinin üzerine düşen vazifeyi yapar. Bilgi buna benzer bir söz söylemiştir; ey temiz tabiatlı insan, sen buna göre hareket etmeğe çalış. İnsanlara güler yüz göster ve onlara tatlı sözle tuz-ekmek yedir s. 305. Menfaat peşinde koşmadan, iyi kötü birlikte olan dostlara güler yüzlü olarak tatlı sözle tuz-ekmek yedirmekten bahseden Yusuf atam ne söyler acaba? Bununla yetinmeyip medeni hayatın temeli gördüğümüz topluma dair tuz-ekmek meselesi üzerinden konuşmaya devam eder: Yanındakini kendinden uzaklaştırmak istersen, ona istediğini verme ve onunla bir az kaba konuş. Eğer uzun ömür dilersen, cömert ol; başkalarından mümkün mertebe tuz-ekmeği esirgeme. Kendini her kese sevdirmek istersen, sözün ve fikrin birbirine uygun ve dilin tatlı olsun. Sen kendine hürmet edilmesini istersen, başkalarına hürmet et, ey yumuşak huylu insan. s. 309. Mensubiyetimiz bir mesuliyet getirmiyorsa neye yol verecektir. Hürmet isteyen hürmet edecek…
Kutadgu Bilig’deki tuz-ekmek meselesi görüldüğü gibi fert, toplum ve devlet hayatının tüm aşamalarına yani bir medeniyet çerçevesinin değer zemininde etkin bir sembol dünyası olarak şekillenmektedir. Ferdiyeti terbiye eden, toplum ilişkilerinde denge, ahenk, hak anlayışı ile yaklaşan Kutadgu Bilig devletten de aynı çerçevede bir anlayışı bekler. İl gider töre kalırsa tuz-ekmeğin bir töre ilkesi olduğunu bilgelik zemini oluşturup kuta imkân sağlayan çerçeveyi anlattığını söylemek yanlış olmayacaktır. İşte bu ehemmiyetine binaen Yusuf atam zamaneden şikâyet ederken aslında her zaman olası için bir sitem ve ikazı yaparken yine tuz-ekmek ile konuya yaklaşır: Tuz, ekmek hakkını gözeten var mı; ben onu altın, gümüş ve gevhere gark edeyim. Konu-komşu, sevinç ve keder arkadaşı nerede; ben ona her şeyimi vereyim, evimi bile ona terk edeyim. Arkadaş ve dost diye itimat edilecek kim var; ben onu bey yapıp, kendim ona kul olayım. s. 437. Tuz-ekmek hakkı gözetmek Türk olmanın esaslarından olsa gerek ki bu ahlakı taşımayan insanlar ve dostlarından yakınarak söze nokta koyar gibidir Yusuf atam. Hak gözeten ve hakkı gözeten kalmaması bir devrin inkıraz alametlerindedir. Hak anlayışı, keder-sevinç birlikteliği ve itimat kavramlarının bir toplumu tutan direkler olduğunu göz önüne alırsak bu ikazların önemi daha aşikâr olmaz mı? Kutadgu Bilig’in içerisinden kadim bilgeliğimize baktığımız bu kısa yazıda anlıyoruz ki Türkler hakşinas insanlar ve buna dair telakkileriyle tarihte var oldular ve olacaklar. Medeniyetçi milliyetçiliğimiz zemininde Türkistanlılık anlayışı da bu değer zemininde gerçekleştiğinde Türkler insanlığa karşı mesuliyetlerini şahsiyetlerince deruhteye devam edeceklerdir.

Altan Çetin

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir