Parisə uzanan yol…

Россия будет развивать ядерное сотрудничество с Евразией

Azerbaycanda önemli bir kitap

Rusya Kırım’dan vazgeçer mi?

İran’da Çin tartışmaları başladı

Gündem, İran 15 Temmuz 2020
65

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanları ve subayları arasında, Temmuz 2015’in sonlarında, yani İran ve P5+1 ülkeleri (BMGK’nın 5 daimi üyesi İngiltere, ABD, Çin, Fransa, Rusya ile Almanya) arasında nükleer anlaşmanın imzalanmasından birkaç gün sonra yapılan toplantıda, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in bu anlaşmanın sonuçları karşısında sakinliğin ve müzakere yaklaşımının korunması gerektiğini, bu imzanın taşıdığı çıktıların ABD ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini sağlamayacağı bilakis İran İslam Cumhuriyeti ve rejiminin, başta Rusya ve Çin olmak üzere dost ülkelerle ekonomik ve ticari işbirliğini güçlendirmeye ve geliştirmeye çalışması gerektiğini vurgulaması oldukça dikkat çekiciydi.

Hamaney o sıra yaptığı konuşmada, Hasan Ruhani hükümetine nükleer programla ilgili anlaşma ve kısıtlamalar karşılığında uluslararası ekonomik yaptırımların hafifletilmesinin, hükümete ve kurumlarına ekonominin dümenine geçme ve dış ilişkileri kontrol etme konusunda mutlak özgürlük vermeyeceği, rejimin ülke sahnesindeki pozisyonlarını belirleyen ana stratejisinin kontrolüne ve doğrudan yetkisine tabi olmaya devam edeceği mesajı verdi. Dolayısıyla karşısında oturan DMO komutanlarına anlaşma sonrası aşamadaki bir takım rollerinin olduğuna dair güvence vermesi şaşırtıcı değildi. İran’ın yaptırımlar, ekonomik koşullar ve kalkınma projelerindeki gerileme nedeniyle yaşadığı krizlerden çıkarmak için daha büyük ve geniş roller alan DMO komutanları, özellikle Rusya, Çin ve İran’ın yaşadıkları krizlerde yanlarında yer aldığı ülkeler başta olmak üzere gelecekte İran’ın ekonomik ortaklarını belirleme konusunda geniş yetkilere sahip oldular.

Bu temel argümandan hareketle, İran ile Çin arasında, onaylanması durumunda önümüzdeki 25 yıl boyunca devam etmesi beklenen ekonomik ve stratejik işbirliği anlaşması ile ilgili İran’daki mevcut tartışmalara girebiliriz.

Temelleri 16 yılı aşkın bir süre önce eski İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminde atılan bu anlaşma, gizli yürütülen nükleer programın 2002 yılında ortaya çıkışıyla İran-Batı ilişkilerinde yaşanan gerilim sonucunda rejimin yaptığı stratejik plan çerçevesinde yer alıyor. Gizli nükleer faaliyetlerin ortaya çıkmasından sonra İran ve Avrupa başkentleri arasındaki tüm ekonomik ve ticari işbirliği anlaşmaları bozulurken feshedilen bu anlaşmaların başında da Tahran ile Paris ve Londra arasında imzalanan, değeri 15 milyar doları aşan ticaret anlaşması bulunuyordu.

Rejim, bu eğilimleri ve ekonomik politikaları, eski İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad döneminde Güney ülkelerine karşı Kuzey ülkelerine yönelme prensibinin benimsenmesiyle, Kuzey ülkelerinin İran’ın yatırımları için güvenli bir sığınak haline getirilmesiyle ve küresel piyasalarda petrolün varil fiyatının 100 doların üzerine çıkmasının ardından artan petrol gelirlerinden yararlanılmasıyla sürdürdü.

Eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın, rejimin gelecekteki projelerine ilişkin stratejik ve ayrıntılı planları tüm yönleriyle ve sonuçlarıyla görme fırsatı veren Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi (DMTK) üyeliği sayesinde, bu anlaşmayı ilk açıklayan kişi olması şaşırtıcı olmayabilir. Ancak Ahmedinejad’ın, grubunun ve ekibinin 2013’te Hasan Ruhani ile karşı karşıya geldikleri cumhurbaşkanlığı yarışında en yakın arkadaşlarından ikisini (İsfendiyar Rahim Meşai ve Hamid Bakai) aday göstermesi, DMTK’daki karar alma merkezine geri dönme arzularının frenlenmesine yol açtı. Ahmedinejad, daha sonra 2017 yılında Ruhani’ye karşı cumhurbaşkanlığı yarışına dönmek için DMTK’nın onayını alamadı.

Eğer rejim, Pekin’in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) İran’ın yanında yer alan ve özellikle Suriye krizinde Tahran’ı kınayan birçok karara itiraz eden tutumu göz önüne alındığında Çin’in kendi çıkarlarını bu tutumların gerisinde bırakmadan onunla bu anlaşmayı savunmak için ekonomik, stratejik ve hatta ahlaki gerekçelere sahipse, Moskova ile de benzer bir anlaşma yapması gerekir. Çünkü Çin’in, Ortadoğu’da İran’ın rolü ve nüfuzu pahasına kendi nüfuzunu kurmak için yayılmacı bir askeri ve güvenlik projesi yok. Suriye sorunu bunun en belirgin göstergesidir. Zira Çin projesi, savaşlardan ve askeri yayılmacılıktan uzak bir ekonomik imparatorluk inşa etmeye yönelik olup ‘Bir Kuşak, Bir Yol’ projesinde çalışan inşaat şirketlerine dayanıyor.

Öte yandan, belki de bu anlaşmanın karşısında duran İran akımını, özellikle Ahmedinejad ve onun parlamento bloğunu harekete geçiren nedenler, rejimin başta Washington olmak üzere Batı başkentleriyle müzakereler sırasında kırılmaya yol açan bir ihlali gerçekleştirme yeteneğinden kaynaklanıyor olabilir. Eğer rejim, ‘doğu’ ya da ‘güney ülkeleri’ seçeneklerini yoklamaya yönelirse, bu durum iktidara geri döneceklerine, müzakere ve açıklık sürecine, rejimin ve karar merkezlerinin uzun soluklu hakimiyetini kuracak şekilde liderlik edeceklerine dair bahse girenler için bir fırsat olur. Burada, muhafazakar akımın vizyonu ile reformist akımın İran’ın Batı ile ilişkilerini düzeltmek için gösterdiği çabalar arasındaki farka dikkat edilmelidir. Muhafazakar akım içinde Batı’ya açılmak isteyenler, iç çatışmalar bağlamında elde edilen başarıları kullanmaya çalışırken, reformcular, İran’ı uluslararası izolasyon çıkmazından kurtarmaya ve onu bölgesel ve küresel güven çemberine geri döndürmeye çalışıyorlar.

İran’ın içinde Çin ile stratejik anlaşmanın boyutlarını ve önemini açıklama konusundaki çabalar, bu anlaşmanın hazırlanmasından ve imzalanmasından sorumlu Ruhani hükümetinin temsil ettiği resmi tarafla sınırlı kalmayıp bu anlaşmaya itiraz eden ve risklerine yönelik şüphelenenlerin karşısına çıkan DMO ve diğer karar alma merkezleri gibi rejimin eklemlerini oluşturan kurumlar da bu hatta girecektir. Belki de anlaşmayı, rejim lideri Hamaney’in yetkileri kapsamındaki stratejik çıkarlar çevresine yerleştirme çabaları kapsamında İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ya da siyasi ve ekonomik ilişkiler yardımcısı veya bakanlık sözcüsü tarafından anlaşmayla ilgili bir savunma yapılır. Ne var ki Ruhani hükümetinin oynadığı rol, stratejik liderliğin yönlendirme ve politikalarını yürütme rolünün ötesine geçemiyor.

İstanbul/Şarku’l Avsat
Hasan Fahs

Yorumlar