İran ve Türkiye düşmanı Suudi istihbaratçı General Ahmet el Asiri’yi Türkler mi harcadı?

Dış politikada yine ters köşe

Irak’taki Kürt Varlığı ve İran’ın Bölgesel Güvenlik Politikaları

Abdullah Buksur: İRAN SEÇİMLERİ VE TÜRKİYE

Hüda Huseyni: Rusya, Kafkasya’daki Türk-İran rekabetini bitirdi

Gündem 3 Aralık 2020
57

Ermenistan ve Azerbaycan meselesi henüz sona ermedi. Geçen hafta Karabağ ile Ermenistan arasında bulunan Kelbecer Rayonu’nun halkı, ateşkes anlaşması gereği şehirlerinden tamamen ayrıldı. Ancak ayrılmadan önce birçoğu evlerini yaktılar ve aile üyelerinin naaşlarını da yanlarında götürdüler. Kelbecer’in 15 Kasım’da teslim edilmesi gerekiyordu ama Azerbaycanlılar insani nedenlerle bu tarihi ertelediler.

Ermenistan, 1990’lı yıllardaki savaşta Ermeni ayrılıkçıların ele geçirdiği geniş alanları geri alan Azerbaycan ordusunun hücumunu durduran ateşkes anlaşmasının bir parçası olarak Karabağ çevresindeki üç rayonu – Ağdam, Kelbecer ve Laçın- geri vermeyi kabul etmişti. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev geçen hafta çarşamba günü yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında halkı kutlayarak, Kelbecer’in düşmandan kurtarıldığını, kiliseler ile camiler de dahil olmak üzere bölgedeki tarihi eserlerin Müslüman Azerbaycan tarafından “tarihi hazine” olarak kabul edilip korunacağını ifade etti.

İki taraf arasındaki barış anlaşması, Azerbaycan ordusunun Ermeni ayrılıkçı güçlere üstün gelmesi ve Karabağ’ın başkenti Stepanakert’e (Hankendi) kadar ilerlemekle tehdit etmesinden sonra gerçekleşti.

Bu arada Azerbaycan Başsavcısı, ülkesinin her iki tarafın da işlediği savaş suçları iddialarını soruşturduğunu duyurdu. Çatışmalar sırasında sosyal medyada, Ermenistan savaş esirlerini infaz eden Azerbaycan güçleri ile Azerbaycan askerlerinin bedenlerini parçalayan Ermeni askerlerini gösteren videolar dolaşıma girmişti.

Çatışma, her biri yaşananlara dair farklı bir bakış açısına sahip olan Türkiye ve Rusya liderliğindeki birçok uluslararası aktörün müdahalesi nedeniyle büyüdü ve daha uzun sürdü. Zira onlar için çatışma, bölgeyi istikrara kavuşturma ve müzakereleri yeniden başlatma karşılığında stratejik kazanımlar elde etmek amacıyla mevcut statükoyu sarsmak için altın bir fırsattı. Bu nedenle başta Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki bir çatışma gibi görünen olaylar, karmaşık bir çıkar ağına dönüştü.

Çatışma, Azerbaycan’a bölgedeki statükoyu değiştirmek için eşi görülmemiş bir fırsat sağladı. Zira uluslararası toplum o sırada ABD’deki başkanlık seçimleriyle meşgul olduğundan bu çatışmayı ihmal etti. Buna eşlik eden bir diğer neden, Türkiye’nin kendisine verdiği kısmi destek sayesinde Azerbaycan’ın elde ettiği açık askeri üstünlüktü. Bakü’nün sorunu diplomatik yollarla çözme konusunda sürekli yaşadığı hayal kırıklıkları ve Türkiye ile stratejik bağlarını güçlendirmesi, Rus kırmızı çizgilerini aşmamasına rağmen onu saldırgan hale getirdi. Ermenistan’ın en başından bu yana hedefi savaşı bir an önce bitirmek, yeterince kanlı olan bir savaş alanında daha fazla zayiat vermemek için müzakerelere devam etmekti.

Türkiye’ye gelince… Kendi köşesinden gelişmeleri gözlemlerken bu çatışmanın Karabağ’da ve uluslararası haritada statükoyu değiştirme fırsatı sunduğunu gördü. Ankara, çatışmanın kendisine diplomatik, askeri ve teknolojik ağırlığını gösterme ve bölgedeki rolünü genişletme fırsatı sunduğunu fark etti. Ankara’nın davranışının, Rusya, ABD ve Fransa’ya meydan okuyarak ödemek zorunda kalabileceği uluslararası bedel için endişelenmeden, bölgedeki Rus hegemonyasına meydan okuyabilme yeteneğine olan güvenini yansıttığı iddia edildi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu tutumu benimsedi, çünkü kendisine içeride hizmet edeceğini, milliyetçi ve aşırı İslamcı kamplardan destekçileri arasındaki konumunu güçlendireceğini biliyor. Suriye’den Libya’ya Türkiye’yi yakın ve uzak silahlı çatışmalara ne kadar çok dahil ederse, rejimine olan desteğin de artacağını düşünüyor.

Rusya ise dış aktörleri caydırmak için bölgedeki hegemonyasını korumaya çalışıyor. Nitekim 10 Kasım’da varılan ateşkes anlaşmasının şartlarını belirleyen de oydu. En dikkat çekici şartlarından biri de 5 yıllık bir süre boyunca Dağlık Karabağ ile Ermenistan’ı Dağlık Karabağ’a bağlayan Laçın Geçidi’ni ayıran hat boyunca bir Rus gözlemci gücünün konuşlandırılmasıydı. Yine anlaşmaya göre Azerbaycan, Dağlık Karabağ’ın ikinci büyük şehri Şuşa dahil olmak üzere aldığı bölgelerin kontrolünü elinde tutacak. Kremlin ayrıca Erdoğan’ın iplerin asıl kimin elinde olduğunu anlamasını sağlamak için, anlaşmanın Dağlık Karabağ’a Türk gözlemci gönderilmesini içermediğini de vurguladı.

Bir diğer bölgesel aktör İran’ın çatışmadaki yokluğu fark edilir derecedeydi. Savaş süresince İran’ın en büyük endişesi, daha önce birkaç kez olduğu gibi savaş kendi topraklarına uzanmadan alevleri söndürmekti. İran’ın kriz sırasında sesinin yüksek çıkması bekleniyordu. Ancak neredeyse fısıltısı bile duyulmadı. Her ne kadar iki tarafa sadık olmaya çalışsa da Bakü’yü alenen destekledi. Çatışmadaki diplomatik çabalarının bir parçası olarak arabuluculuk teklif etti.

Tahran dahil herkesin bunların bir önemi olmadığı ve İran’ın Rusya liderliğindeki müzakerelerde yalnızca ikincil bir aktör olduğunun ayrımında olduğu aşikâr. İran bu önemli bölgesel etkinliğe katılmak için fırsat değerlendirmek istese de bunun aynı zamanda iç istikrarına bir tehdit oluşturduğunu da gördü. İran rejimi, istikrarsızlıktan ve yüzde 25’e ulaşan Azeri azınlık arasındaki ayrılıkçı eğilimden korkmasının yanı sıra İran sınırlarında Türk müdahalesinin artması riskinin de farkında.

Tahran’ın bakış açısıyla, üçlü anlaşmanın yalnızca Rus barış güçlerinin varlığına atıfta bulunması ve Bakü’nün önerdiği gibi Türk kuvvetlerine değinmemesi önemliydi. Tahran, Ankara’nın Güney Kafkasya’da artan rolünden rahatsız. Nitekim İran Dışişleri Bakanlığı bu konudaki şüphelerini doğrular bir şekilde, anlaşma açıklanır açıklanmaz ülkesinin Rus barış güçlerinin Dağlık Karabağ’a geçişini kolaylaştırmaya hazır olduğunu duyurdu. Aslında bölgenin bir kısmına ek olarak işgal altındaki 7 rayonun tamamının Azerbaycan’a iade edilmesi, Tahran’ı yerel olarak yaşadığı gerilimden kurtarıyor. Çatışmanın eylül ayının sonunda patlak vermesiyle birlikte Azerilerin çoğunluk olduğu şehirlerde, Tahran’dan sınırın diğer tarafındaki etnik akrabalarını daha aktif bir şekilde desteklemesini talep eden gösteriler düzenlenmişti. Çatışma daha uzun sürseydi Tahran üzerindeki baskı da artacaktı.

Buna ilaveten Tahran, sınırlarında Suriyeli paralı askerlerin varlığına da müsamaha göstermeyecektir. Türkiye, savaşta Azerbaycan’a yardım etmeleri için bölgeye Suriyeli militanlar göndermişti. İran’daki Şii liderler, bunların aşırılık yanlısı Sünnilerden olmalarından korkuyor ve savaş devam ederse İran’ın kuzey sınırına kök salacaklarını düşünüyorlardı. Tahran, Türkiye’nin bu uzun vadeli şantajına boyun eğmeyeceğini kanıtlamak için Suriyelileri hedef almaya hazır olduğunun bir işareti olarak ordusunu sınırın yakınına konuşlandırdı. Ancak savaşın sona ermesiyle söz konusu paralı askerlerin bölgeden uzaklaştırılacağı umudunu da korudu.

Diğer yandan anlaşmanın İran’ın ekonomik çıkarlarına zarar verebilecek noktalarından birine daha değinmeliyiz: Azerbaycan’a Güney Ermenistan üzerinden bir geçiş koridoru kurma imkânı veren maddesine.

Bugüne kadar Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki kara bağlantısı İran topraklarından geçiyordu. Yeni koridor, İran’ın Azerbaycan üzerindeki etkisini azaltacak. Nahçıvan ile sınır komşusu olan Türkiye ise İran veya Gürcistan koridorlarına gerek kalmadan tüm Azerbaycan ile kara bağlantısı kurabilecek. Bu da Azerbaycan üzerinden doğrudan Orta Asya’ya uzanan bir yolun kurulmasına yol açabilir.

Çatışma 6 hafta sürdü ve sona erdiğinde Azerbaycan kesin olmasa da önemli bir zafer kazanırken Rusya da Kafkasya’daki jeopolitik etkisini gösteren diplomatik bir zafer elde etti. Bu arada dış politikasını iç tehditler belirlediği için İran’ın izolasyonu ise devam etti. Erdoğan liderliğindeki Türkiye ise her defasında askeri çatışmalara müdahil olmasının boşuna olduğunu bir kez daha anladı. Çünkü bu bölge de Rus ayısı tarafından ezildi.

Erdoğan’ın talep ettiği gibi Türk parlamentosunun Azerbaycan’a asker gönderme kararının gerçeklik sınavı karşısında direnip direnmeyeceği veya Rusya’nın buna izin verip vermeyeceği şüpheli. Zira İran’ı kendi sorunları içinde boğulmuş bir halde bırakan, Suriye, Libya ve Türkiye’nin arka bahçesinde kuralları dikte eden Rusya’dır.
Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist şarkulavsat

Yorumlar