Makedonya’nın isim sorunu Osmanlı dönemine dayanıyor”

Ինչ է արվում մեր հնագիտական արժեքները Հյուսիս-հարավ ճանապարհի շինարարությունից հնարավորինս փրկելու համար

kilise ve sinagoglar ayinlere devam kararı verdi

“Bölgədə sülh istəyiriksə, Əsəd mütləq yaşamalıdır”

Abdullah Buksur: TÜRKİYE NASIL BİR ATEŞ ÇEMBERİNDEN GEÇİYOR?

Gündem 3 Aralık 2020
47

Türkiye, kuruluş surecinde gösterdiği millileşme süreci, 1940 lara gelindiğinde, Osmanlı’nın çöküş döneminden yaşananlara sanki geri döndük.
Bu günkü duruma gelişimizi tetikleyen ise 1974 Ambargo süreci olmuştur. Yaşananlar sonunda Türkiye, bir güç inşasına giriştir. Siyasi, kültürel, jeopolitik iddia ve mirasını harekete geçirerek, kopuş yaşadıkları medenniyetinin kodlarına bir arayış başlattı. Medeniyet kodları üzerinde oluşan tozu atarak, siyasi genetiğinde bulunan bakışı keşfetti.
Cumhuriyet’in kuruluşundan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden bu yana adeta dondurulmuş, gündemin gerisine atılmış bütün iddia ve ideallerini, medeniyet kodlarına uygun olarak, yeniden hatırladı. Daha düne kadar elinden alınan haklarını, sesiz kalan bir ülke fotografını terk etti. Güç alanından çıkarılan, rehin alınan, haklarını unutmadığını, bunları geri kazanmak için her yere ve her alana güç projeksiyonu yapmaya başladı.
Türkiye artık Batılı ülkelerin kendi projelerini hayata geçirmek için rol verdikleri bir ülke olmadığını göstermiştir. Yap denileni yapan bir güç değil, kendi iddiaları ve idealleri olan bir ülke olduğunu, ortaya koymuştur.
Bugüne kadar ekonomik baskısıyla susturulan iradesini savunma sanayinde elde ettiği yüksek teknolojiyi kullanarak harekete geçirdi. Kısaca Batı onayını almaktan, kendi dinamikleri ile hareket etmeye başladı. Ülkemiz başka ülkelerin çıkarlarına göre akılları işgal edilmiş emanet zihinlerden kendi medeniyet aklına dayanan uygarlık tasavvuruna döndü.
19. Y.Y. bize ait olmayan kavramları ile Yirmi birinci yüzyıl da ayakta kalamayacağımız, yeniden muhteşem günlerimize geri dönemeyiz. Yirminci yüzyıla da özgür müreffeh Türkiyeyi ortaya çıkaramayız.
Adaletin temel alındığı, liyakatli kişilerin devlet yönetiminde etkin olduğu, özgürlük – güvenlik dengesi iyi kurulamaz ise, nimet külfet paylaşımı adaletli paylaşılmaz ise kendi hak ve özgürlüklerini içerde ve dışarda koruyan bir ülke olmaktan öte, kendi kendini yok edeceğini, “müttefik” bildiklerinin anavatanı hedef aldıklarını artık büyük tehdidin onlardan geldiğini görecektir.
Türkiye güç ve iddialar ülkesi olduğunu göstermesinin birinci aşaması, kendi medeniyet felsefesini ortaya koymasıdır.
Türkiye, Diz çöküp boyun eğmeyeceğini, hiç bir ülkeye boyun eğdirmek için güçlenmek istemediği anlatılmalıdır.
Türkiye 100 yıl sonra kendisi için biçilen role, çöküşe, yok edilmek istenmesini hayır dedi, demeye devam edecektir. Ülkemizin iktidarının, siyasi düşüncelerinin, ekonomisinin, istihbarat yapısının, askeri varlığına bizden başka kimsenin karar veremiyeceği gösterilmiştir.Başkalarının insafına, iradesine teslim olmadan, bir olmaya iri ve diri olmaya devam ederek, bizim kendi kaderimizi tayin etme hakkımızı göstermeliyiz / göstermeye devam etmeliyiz.
Yıllar önce, bundan sonra ülkelerin işgalinin, istilâsının bundan sonra sınırlarında değil, aydınlarının işgali üzerinden başkentlerin de varlıkları yağmalanacak diye yazmıştım. Burada anlatmak istediğim sömürgeciliğin 21 Y.Y. için yeniden formatlandığını anlatmak içindi.
Türk Milleti son dönem de Selçuklu, Osmanlı, şimdi Türkiye olarak, yüzyıllarca bu coğrafyayı biçimlendirmiş, Haçlılarla mücadele etmiş, yine yüzyıllarca Batı ile hesaplaşmıştı. Tarih böyleydi, hafıza böyle.
Batı böyle şeyler yaşamamak için, yeniden olmaması için denetlenecekti, zayıf tutulatılacaktı, küçültülecekti, ufalanıp kendi hafızasını unutup mankurtlaştırılıp, sahibinin çıkarlarını kendinden bile ileri tutacaktı. Hesap buydu ama olmadı…
İran başlayıp Akdeniz’e uzatılmak istenen “terör koridoru” haritası, Doğu Akdeniz’de Türkiyeyi köşeye sıkıştırma girişimleri, Ege’de Türkiye karşıtı cephe ve cepheler oluşturma, Akdeniz’deki geliş BAE-Suud ve Mısır üzerinden Arap cephesi kurma çalışmaları, Irak’tan, Suriye’den çevreleme, İran sınırından başka hesap içinde olduğumuz bir sürece Dağlık Karabağ dan bir cevap verdik.
15 Temmuz süreci, Türkiye’nin “müttefik”leri yönettiği Türkiye yi kalbinden ordusuyla kendini devletini vurduktan sonra, milletin direnci yabancı ordularla Anadolu’ya yürüyerek 100 önce yaşadıkları yenilgiye cevap verecektlerdi.
Tam işgalle, kendi denetimlerinde bir ülkeye dönüşecek, dünyanın yeni düzenine bölgesel bir güç değil, fiziki işgalden sonra geriye parçalanmış bir Türkiye kalacaktı.

Yorumlar