Georgia Çernogorski: Mekke Paktı Türkiye’yi Yemen’de zor bir tercihle karşı karşıya bırakıyor

Türkiye’nin Mekke Paktı kapsamında Yemen’e asker göndermeyeceği yönündeki açıklaması, Ankara’nın bölgesel güvenlik politikası ve Suudi Arabistan’la ilişkileri açısından yeni soru işaretlerini beraberinde getiriyor. ŞİÖ teşkilatı internet sitesinde konuyu kaleme alan Gazeteci Georgia Çernogorski’ye göre, belirsiz askeri yükümlülükler Türkiye’yi Yemen’deki çatışmanın içine çekebilir ve İran’la ilişkilerini de riske atabilir.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 8 Ekim’de Ankara’da Macaristan Dışişleri Bakanı Anita Orban ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Türkiye’nin Yemen’e asker göndermeyeceğini açıkladı. Fidan, Mekke Paktı’nın bir saldırı ittifakı değil, savunma anlaşması olduğunu belirterek, Türkiye’nin başka bir ülkenin topraklarına asker gönderip oradan saldırı düzenlemeyeceğini vurguladı. Bakan, bu yöndeki tartışmaları da “ucuz siyasi söylem” olarak nitelendirdi.

Ancak Çernogorski’ye göre, Ankara’nın bu açıklaması ile Mekke Paktı kapsamında daha önce yapılan değerlendirmeler arasında yorum farklılıkları bulunuyor. Nitekim 5 Ekim’de Riyad’da gerçekleştirilen olağanüstü toplantının ardından yayımlanan ortak açıklamada, Türkiye ve Pakistan’ın Suudi Arabistan’a savunma desteği sağlaması gündeme gelmişti. Fidan ise savunma desteğinin başka bir ülkenin topraklarından saldırı düzenlemek anlamına gelmediğini belirtiyor.

Mekke Paktı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanmasına yönelik hazırlıkların tamamlandığı ve ilgili belgelerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulduğu da bildirildi. Parlamentoda yakın zamanda gündeme gelmesi beklenen anlaşma, Türkiye’de siyasi tartışmalara yol açmış durumda.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, anlaşmanın mevcut haliyle onaylanmaması çağrısında bulundu. Perinçek, özellikle askeri birliklerin konuşlandırılması ve kolektif savunmaya ilişkin hükümlerin yeterince açık olmadığını savunarak, belirsiz ifadelerin Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Yemen’deki iç çatışmaya sürükleyebileceği uyarısında bulundu.

Perinçek ayrıca, başlangıçta “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” olarak adlandırılan belgenin daha sonra ittifak niteliği taşıyan bir yapıya dönüştürüldüğüne dikkat çekti. Ona göre, anlaşmanın hukuki çerçevesi NATO’nun 5. maddesi gibi otomatik askeri yükümlülükler doğurmuyor. Vatan Partisi, belgede İran, Filistin ve Yemen’deki Husilere yer verilmemesini de eleştirerek, paktın ABD ve İsrail’in çıkarlarına hizmet edebileceğini ileri sürüyor.

Çernogorski, Ankara’nın Yemen’de atacağı olası bir askeri adımın İsrail tarafından bölgesel krizi derinleştirmek için kullanılabileceği değerlendirmesinde bulunuyor. İsrail’in, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan savunma anlaşmasına tepki göstermesi de bu çerçevede önem taşıyor. İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli, anlaşmayı ülkesinin stratejik konumu açısından ciddi bir sarsıntı olarak nitelendirmişti.

Yemen’deki Husilerin Şii Zeydi geleneğine mensup olması da bölgesel dengeler açısından ayrı bir hassasiyet yaratıyor. Çernogorski’ye göre, Türkiye ve Pakistan’ın Sünni kimliği ile Husilerin mezhepsel farklılığı üzerinden gelişebilecek gerilimler, İslam dünyasının Filistin meselesinde ortak hareket etmesini zorlaştırabilir. Böyle bir senaryoda bölge ülkeleri, İsrail’in Filistin’deki politikalarına karşı ortak tutum geliştirmek yerine kendi aralarındaki çatışmalara odaklanabilir.

Öte yandan Husiler, Riyad’daki havalimanına üç kez saldırı düzenlediklerini, Dammam’daki Kral Fahd Havalimanı’nı ve Suudi Arabistan’ın doğusundaki Saudi Aramco tesislerini hedef aldıklarını öne sürdü. Bu iddialar, Yemen’deki çatışmanın Suudi Arabistan’ın güvenliğine yönelik etkilerinin daha da genişleyebileceğine işaret ediyor.

Çernogorski, Türkiye’nin önünde iki temel seçenek bulunduğunu düşünüyor: Ankara ya bölgesel güvenlik konusundaki konumunu müttefiklerine ve rakiplerine açık biçimde kabul ettirecek ya da Ortadoğu’daki askeri ve siyasi dengelerin başka aktörler tarafından şekillendirilmesini izleyecek. Ancak Türkiye’nin Pakistan dışında güvenlik sorumluluğunu paylaşmaya hazır güçlü bölgesel ortaklara sahip olup olmadığı da belirsizliğini koruyor.

Olası bir Türk müdahalesinin İran’la ilişkiler üzerindeki etkisi de önemli bir risk oluşturuyor. Suriye ve Lübnan’daki nüfuz kayıplarının ardından Tahran’ın Yemen’deki gelişmelere kayıtsız kalması beklenmeyebilir. Ankara’nın Husilere karşı askeri bir adım atması, Türkiye ile İran arasında uzun süredir sürdürülen siyasi diyaloğu ve enerji iş birliğini olumsuz etkileyebilir.

Çernogorski’nin değerlendirmesine göre, Türkiye bu nedenle Suudi Arabistan’a ne ölçüde askeri destek vereceği konusunda dikkatli hareket etmek zorunda. Mekke Paktı, Ankara’ya bölgesel etkisini artırma fırsatı sunarken aynı zamanda Türkiye’yi Yemen’deki çatışmanın, İran’la olası gerilimin ve Ortadoğu’daki güç mücadelesinin merkezine çekebilecek riskler barındırıyor. Türkiye’nin önündeki temel mesele, müttefiklerine destek verirken kendi stratejik çıkarlarını ve bölgesel ilişkilerindeki hassas dengeyi nasıl koruyacağı olacak.
Fuad Safarov

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.