Rus medyası, 7 Ağustos’ta Kabe’dekiAl-Safa Sarayı’nda Türkiye Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile ilgili son gelişmelere geniş yer ayırdı.
İzvestiya gazetesinin sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Vladimir Avatkov, Mekke Anlaşması’nın giderek gerçek bir kolektif savunma mekanizmasına dönüşmeye başladığını belirtti.
Avatkov, “Yakın zamana kadar bu anlaşma kolektif savunma yönünde bir taahhütten ibaretti. Artık sürekli işleyebilecek bir askeri yapının unsurları ortaya çıkıyor. Ancak bunun nasıl şekilleneceği, oluşturulacak askeri kontenjanın büyüklüğüne bağlı olacak” dedi.
Avatkov’a göre bu gelişme, eski uluslararası güvenlik sisteminin yeniden yapılandırılması sürecinin bir sonucu. Eski kontrol ve caydırıcılık mekanizmalarının işlevini yitirdiğini, buna karşılık yeni güvenlik sisteminin henüz tam olarak oluşmadığını belirten Avatkov, ülkelerin çıkarlarını ön planda tutarak güvenliklerini sağlamak için bağımsız araçlar geliştirmeye yöneldiğini söyledi.
Avatkov, ülkelerin kaynakları ve dünya görüşleri doğrultusunda yeni güvenlik mimarileri oluşturduğunu belirterek, “Bugün kolektif savunma anlayışının arkasına askeri birlikler ve askeri altyapı yerleştirilmeye başlanıyor” diye konuştu.
Avatkov’a göre Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan birlikte, ABD’nin ittifaklar mimarisinden bağımsız olarak varlığını sürdürebilecek alternatif bir güvenlik hattı oluşturmaya çalışıyor. Ancak Avatkov, Ankara ve İslamabad’ın Husilerle doğrudan bir askeri çatışmanın içine çekilmek istemediğini vurguladı.
Avatkov, Mekke Anlaşması’nın geleceğine ilişkin değerlendirmesinde ise “İttifakta söylem mi, gerçeklik mi daha ağır basıyor, bunu göreceğiz. Üye ülkelerin çıkarlarının örtüşmesinin koşullu ve geçici olduğunu unutmamak gerekiyor” dedi.
Siyasi analist Dastan Toköldoşev de, ABD’nin Körfez ülkelerindeki müttefiklerine desteğini tamamen çekmesinin söz konusu olmadığını, ancak Beyaz Saray’ın artık daha ihtiyatlı hareket ettiğini söyledi. Toköldoşev, “Bu yaklaşımda, bölgedeki güç dengelerinin değişmesi ve ABD’nin güvenlik önceliklerini yeniden şekillendirmesi etkili oluyor. Ayrıca İran’a yönelik operasyon ABD açısından önemli itibar, ekonomik ve askeri-stratejik maliyetler doğurdu. Orta Doğu’da yeni ve kapsamlı bir savaşa sürüklenmek istemiyorlar” dedi.
Lenta. ru haber sitesinin sorularını yanıtlayan Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi Program Yöneticisi İvan Boçaryov ise, Türkiye ve Pakistan’ın Suudi Arabistan’a asker gönderme kararının, Orta Doğu’daki çatışmanın bu iki ülkenin de dahil olacağı şekilde genişlemesi yönünde en azızndaan teorik bir risk oluşturduğunu söyledi.
Tatar-inform haber sitesine konuşan Rusya Bilimler Akademisi’ne bağlı Yakın ve Sovyet Sonrası Doğu Bölümü araştırmacısı, siyaset bilimci Danila Krilov, Türk ve Pakistan silahlı kuvvetlerinin Suudi Arabistan’a konuşlandırılmasının Riyad’ın Husilere savaşı kazanmasına yardım etmesinin düşük ihtimal olduğunu belirtti.
NSN Radyosuna konuk olan Orta Doğu Enstitüsü uzmanı Sergey Balmasov, ABD’nin Suudi Arabistan’ı Husiler karşısında yalnız bıraktığını ve bölgedeki güç dengelerinin İran lehine değiştiğini savundu.
Balmasov, “Türkiye ve Pakistan’ın Suudi Arabistan’a asker gönderme yönündeki açıklamaları şimdilik somut bir askeri angajman anlamına gelmiyor. İki ülke daha çok kritik tesisleri ve kutsal mekanları korumaya odaklanabilir. Ancak Ankara’nın çatışmaya doğrudan dahil olması
düşük ihtimal” görüşünü savundu.
SM haber sitesine konuşan siyaset bilimci Nikolay Starikov da yaşanan gelişmelerde hedefli bir jeopolitik yönlendirme işaretleri gördüğünü belirtti. Starikov’a göre Arap ülkeleri, Türkiye, Pakistan ve İsrail’in çıkarları bölgede giderek daha fazla çatışıyor.

