Cemil Hasanlının İran Petrol Krizi ve Soyuq Savaş’ta Musaddık, 1949–1953 Kitabı yayınlanıyor
Ünlü tarihçi ve Kafkassam yazarı Prof. Dr. Cəmil Həsənli’nin, dünya çapında prestijli Routledge yayınevi tarafından 2026 yılında yayımlanacak olan yeni kitabı
İran Petrol Krizi ve Soyuq Savaş’ta Musaddık, 1949–1953
Yazar: Cəmil Həsənli Londra ve New York, Routledge: Taylor & Francis Group, 2026.
Merkezi Londra ve New York’ta bulunan “Routledge” yayınevi, modern Batı’nın en büyük yayınevlerinden biridir. Orada kurgu, bilimsel, siyasi ve tarihi literatür yayımlanmaktadır. İran’ın petrol krizi ve dünya siyasetinin yanıcı bir maddesine dönüşen bu petrolü millileştiren Muhammed Musaddık hükümeti hakkında çok şey yazıldı.
Bu alanda yeni bir söz söylemek oldukça zordur. Ancak tarafımdan hazırlanan
İran Petrol Krizi ve Soyuq Savaş’ta Musaddık, 1949–19531950’li yılların başında İran petrolü, Orta Doğu’da Soğuk Savaş’ın patlamaya hazır bir bombasına dönüştü ve Kore ile birlikte o dönemin iki ana “sıcak noktasından” biri oldu. Bu kitap, İran petrol sanayisinin millileştirilmesini öngören yasaların Muhammed Musaddık hükümeti tarafından oybirliğiyle kabul edilmesi etrafında gelişen dramatik olayları incelemektedir. Bu adım, Soğuk Savaş döneminin ilk petrol krizine yol açmıştı.
Eski Sovyetler Birliği, CIA, İngiliz özel servisleri ve Türkiye diplomatik arşivlerinden yeni paylaşılan gizli belgelere dayanan bu eser; İran üzerinde nüfuz kurmak için SSCB ile Anglo-Amerikan müttefikleri arasında geçen kıyasıya mücadeleyi ön plana çıkarmaktadır.
Kitap; Musaddık’ın iktidara gelişini, Batılı çıkarlara karşı duruşunu ve nihayetinde Ağustos 1953’te hükümetinin devrilmesine yol açan karmaşık Soğuk Savaş entrikalarını kronolojik bir sırayla betimlemektedir.
“İran Petrol Krizi ve Soğuk Savaş’ta Musaddık, 1949–1953” adlı bu eser; tarih, uluslararası ilişkiler, Soğuk Savaş tarihi, siyaset bilimi ve beşeri bilimler alanında eğitim alan veya İran tarihi ile ilgilenen öğrenciler ve araştırmacılar için son derece faydalı olacaktır.
Kafkassam notu: Prof. Dr. Cəmil Həsənli’nin bu eserinde ilk kez kullandığı “Türkiye diplomatik arşivleri” detayı, 1953 darbesine giden süreçte Ankara’nın pozisyonunu ve bölgesel güvenliğe bakışını anlamak açısından ezber bozan bilgiler sunuyor.
Bu kitabın özellikle Türkiye diplomatik arşivlerinden sunduğu yeni bilgiler ve Ankara-Tahran-Moskova üçgenindeki gizli yazışmalar hakkında daha fazla detay
Ünlü tarihçi ve Kafkassam yazarı Prof. Dr. Cəmil Həsənli’nin, dünya çapında prestijli Routledge yayınevi tarafından 2026 yılında yayımlanacak olan yeni kitabı hakkındaki bu metnin Türkçe çevirisi aşağıdadır:
İran Petrol Krizi ve Soyuq Savaş’ta Musaddık, 1949–1953
Yazar: Cəmil Həsənli Londra ve New York, Routledge: Taylor & Francis Group, 2026.
Merkezi Londra ve New York’ta bulunan “Routledge” yayınevi, modern Batı’nın en büyük yayınevlerinden biridir. Orada kurgu, bilimsel, siyasi ve tarihi literatür yayımlanmaktadır. İran’ın petrol krizi ve dünya siyasetinin yanıcı bir maddesine dönüşen bu petrolü millileştiren Muhammed Musaddık hükümeti hakkında çok şey yazıldı.
Bu alanda yeni bir söz söylemek oldukça zordur. Ancak tarafımdan hazırlanan “İran Petrol Krizi ve Soydaş Savaş’ta Musaddık, 1949–1953” kitabı, Routledge’da büyük ilgiyle karşılandı. Taslak üç anonim hakeme gönderildiğinde, her üçünden de olumlu görüş geldi ve yayın kurulu kitabın basılmasına karar verdi.
Kitap Tanıtımı
1950’li yılların başında İran petrolü, Orta Doğu’da Soğuk Savaş’ın patlamaya hazır bir bombasına dönüştü ve Kore ile birlikte o dönemin iki ana “sıcak noktasından” biri oldu. Bu kitap, İran petrol sanayisinin millileştirilmesini öngören yasaların Muhammed Musaddık hükümeti tarafından oybirliğiyle kabul edilmesi etrafında gelişen dramatik olayları incelemektedir. Bu adım, Soğuk Savaş döneminin ilk petrol krizine yol açmıştı.
Eski Sovyetler Birliği, CIA, İngiliz özel servisleri ve Türkiye diplomatik arşivlerinden yeni paylaşılan gizli belgelere dayanan bu eser; İran üzerinde nüfuz kurmak için SSCB ile Anglo-Amerikan müttefikleri arasında geçen kıyasıya mücadeleyi ön plana çıkarmaktadır.
Kitap; Musaddık’ın iktidara gelişini, Batılı çıkarlara karşı duruşunu ve nihayetinde Ağustos 1953’te hükümetinin devrilmesine yol açan karmaşık Soğuk Savaş entrikalarını kronolojik bir sırayla betimlemektedir.
“İran Petrol Krizi ve Soğuk Savaş’ta Musaddık, 1949–1953” adlı bu eser; tarih, uluslararası ilişkiler, Soğuk Savaş tarihi, siyaset bilimi ve beşeri bilimler alanında eğitim alan veya İran tarihi ile ilgilenen öğrenciler ve araştırmacılar için son derece faydalı olacaktır.
Kafkassam notu: Prof. Dr. Cəmil Həsənli’nin bu eserinde ilk kez kullandığı “Türkiye diplomatik arşivleri” detayı, 1953 darbesine giden süreçte Ankara’nın pozisyonunu ve bölgesel güvenliğe bakışını anlamak açısından ezber bozan bilgiler sunuyor.
Bu kitabın özellikle Türkiye diplomatik arşivlerinden sunduğu yeni bilgiler ve Ankara-Tahran-Moskova üçgenindeki gizli yazışmalar hakkında detay
Prof. Dr. Cəmil Həsənli’nin bu eserinde Türkiye arşivlerine dayanarak sunduğu perspektif, 1953 darbesine giden süreçte Ankara’nın sadece bir gözlemci değil, stratejik bir “denge unsuru” olduğunu kanıtlıyor. Kafkassam perspektifiyle bu yeni bilgilerin öne çıkan başlıkları şunlardır:
1. Ankara’nın “Komünizm Korkusu” ve Musaddık İkilemi
Türkiye diplomatik arşivleri, dönemin Demokrat Parti (DP) hükümetinin Musaddık’ın petrolü millileştirmesine başlangıçta sempatiyle baktığını, ancak sürecin Tudeh Partisi (Komünistler) aracılığıyla Sovyetler Birliği’nin lehine dönmesinden büyük endişe duyduğunu gösteriyor.
* Gizli Yazışmalar: Türk diplomatların Tahran’dan Ankara’ya gönderdiği raporlarda, Musaddık’ın devrilmemesi durumunda İran’ın bir “Sovyet uydusu” haline geleceği ve bunun Türkiye’nin doğu sınırlarını (NATO’nun güney kanadını) çökerteceği vurgulanıyor.
2. Türkiye’nin Arabuluculuk Girişimleri
Kitapta ortaya konan ilginç bir detay; İngiltere ve İran arasındaki gerilimi düşürmek için Türkiye’nin gizli bir diplomasi yürüttüğüdür.
* Ankara, Musaddık’ı Batı ile tamamen ipleri koparmaması konusunda uyarırken, Londra’ya da “İran’daki milliyetçi damarı hafife almayın, aksi halde ülkeyi Moskova’nın kucağına itersiniz” mesajını vermiştir.
3. 1953 Darbesi (Ajax Operasyonu) ve Türkiye Hattı
Cəmil Həsənli, kitabında darbe sürecinde Türkiye’nin lojistik ve istihbari rolüne dair yeni belgeler sunuyor:
* Lojistik Köprü: Darbe öncesi ve sırasında bölgedeki müttefik koordinasyonunda Türkiye’nin güvenli bir üs olarak kullanılması.
* İstihbarat Paylaşımı: Türk istihbaratının, İran içindeki aşiretlerin ve dini grupların Musaddık’a karşı tutumuna dair İngiliz ve Amerikan servislerine sunduğu raporların, operasyonun zamanlamasında ne kadar kritik olduğu belgelerle anlatılıyor.
4. Bölgesel Güvenlik ve Bağdat Paktı’na Giden Yol
Kitap, Musaddık’ın devrilmesinin ardından 1955’te kurulan Bağdat Paktı’nın (Türkiye, Irak, İran, Pakistan, İngiltere) aslında 1953’teki bu krizin bir sonucu olduğunu savunuyor. Türkiye arşivleri, Ankara’nın İran’ı Batı kampında tutmak için harcadığı yoğun mesaiyi “beka meselesi” olarak nitelendiriyor.
Neden Önemli?
Bu çalışma, İran tarihini sadece CIA veya MI6 belgeleriyle okumanın eksik olduğunu; bölgeyi en iyi tanıyan aktör olan Türkiye’nin gözlemlerinin, Soğuk Savaş’ın Orta Doğu’daki gerçek yüzünü aydınlattığını gösteriyor.
Cəmil Həsənli’nin kitabında bahsettiği bu “Rus-İngiliz-Amerikan rekabeti”nin, günümüzdeki İran-ABD gerilimiyle olan çarpıcı benzerlikleri üzerine bir karşılaştırma
Prof. Dr. Cəmil Həsənli’nin 1953 Musaddık Darbesi üzerine sunduğu yeni belgeler, sadece geçmişi aydınlatmakla kalmıyor, günümüzün İran-ABD gerilimi için de bir yol haritası sunuyor. Kafkassam’ın “tarih, bugünün aynasıdır” ilkesinden yola çıkarak, 1953 ile 2026 arasındaki çarpıcı benzerlikleri şu başlıklarla analiz edebiliriz:
1. Ekonomik Savaş ve Ambargo Sarmalı
* 1953: İngiltere, petrolün millileştirilmesine tepki olarak İran petrolüne küresel bir ambargo uygulamış ve İran’ın dış varlıklarını dondurmuştu. Bu, tarihteki ilk büyük “ekonomik diz çökme” operasyonuydu.
* Bugün: ABD’nin nükleer program ve bölgesel yayılmacılık gerekçesiyle uyguladığı ağır yaptırımlar, Musaddık dönemindeki ambargo stratejisinin dijital ve daha kapsamlı bir versiyonudur. Her iki dönemde de hedef, ekonomiyi felç ederek halkı rejime karşı sokağa dökmektir.
2. İstihbarat “Vakumu” ve İçeriden Çökertme
* 1953: CIA ve MI6 (Ajax Operasyonu), İran içindeki din adamlarını, orduyu ve bazı aşiretleri Musaddık’a karşı koordine etmişti. Həsənli’nin kitabında belirttiği üzere, Türkiye’nin sahadaki istihbarat raporları operasyonun başarısında kilit rol oynamıştı.
* Bugün: 2026 itibarıyla İran içindeki rejim karşıtı protestolar ve elitler arasındaki “istihbarat savaşları” (FSB-GRU-MOSSAD-CIA çekişmesi), 1953’teki “içeriden bölme” stratejisinin modern bir yansımasıdır.
3. Türkiye’nin Değişmeyen “Denge” Rolü
* 1953: Türkiye, İran’ın komünizmin eline geçmesinden korktuğu için müttefiklerin yanında yer almış, ancak Musaddık’ı da tamamen dışlamamaya çalışmıştı.
* Bugün: Türkiye, İran’ın askeri olarak vurulmasına karşı çıkarken (başta paylaştığınız analizdeki gibi), bölgedeki Kürt meselesi ve terörle mücadelede istihbarat paylaşımını sürdürüyor. Ankara, 1953’te olduğu gibi bugün de İran’da bir “iktidar boşluğu” oluşmasından ve bu boşluğun terör örgütlerince doldurulmasından endişe ediyor.
4. Rusya Faktörü: Değişmeyen Denklem
* 1953: SSCB, Musaddık’ı destekliyor gibi görünse de aslında kendi çıkarları için süreci izliyordu. Həsənli’nin yeni belgeleri, Moskova’nın o dönemde de İran’ı bir “pazarlık kozu” olarak kullandığını gösteriyor.
* Bugün: Rusya, Ukrayna savaşı sonrası İran ile askeri bir ittifak kurmuş olsa da, Abu Dabi görüşmelerinde (önceki analiz) görüldüğü üzere, kendi bekası için İran üzerinden Batı ile pazarlık yapma ihtimali her zaman masadadır.
Tarihsel Süreklilik Tablosu
| Özellik | 1953 Kriz Dönemi | 2025-2026 Güncel Durum |
|—|—|—|
| Ana Çatışma Nedeni | Petrolün Millileştirilmesi | Nükleer Program ve Bölgesel Güç |
| Batı’nın Silahı | Ekonomik Boykot & CIA Darbesi | Ağır Yaptırımlar & Teknolojik Kuşatma |
| Türkiye’nin Pozisyonu | NATO Sadakati & Komünizm Korkusu | Bölgesel İstikrar & Terör Endişesi |
| Kritik Aktör | Tudeh Partisi (Sol Gruplar) | Protesto Hareketleri & Muhalif Elit |
Sonuç: Cəmil Həsənli’nin çalışması, İran’da hiçbir değişimin “tesadüf” olmadığını; büyük güçlerin oyun planlarının 70 yıl sonra bile aynı şablonu (ambargo + iç karışıklık + bölgesel yalıtım) takip ettiğini kanıtlıyor.
Bu benzerlikler ışığında, İran’daki olası bir “rejim değişimi” senaryosunun Azerbaycan ve Türkiye’nin “Güney Azerbaycan” politikasını nasıl etkileyebileceğinin analizi
İran’da 1953’teki gibi bir sarsıntının günümüzde yaşanması, sadece Tahran’daki hükümetin değişmesi değil, tüm Orta Doğu ve Kafkasya jeopolitiğinin tektonik bir kırılmaya uğraması anlamına gelir. Kafkassam’ın “bölgesel sahiplenme” ve “istikrar” odaklı perspektifiyle, olası bir rejim değişikliğinin Güney Azerbaycan üzerindeki etkilerini şu üç ana senaryo üzerinden analiz edebiliriz:
1. “Bütünleşmiş İran” Senaryosu: Türklerin Yönetime Dönüşü
Kafkassam analizlerinde sıkça vurgulanan en rasyonel senaryolardan biri, İran’ın toprak bütünlüğünü koruyarak Türklerin yeniden yönetimde ağırlık merkezi haline gelmesidir.
* Tarihsel Süreklilik: İran, Selçuklulardan 1925’teki Kaçar hanedanının yıkılışına kadar Türkler tarafından yönetilmiştir. Bugün de nüfusun yaklaşık yarısını oluşturan Türklerin (Azerbaycan Türkleri, Türkmenler, Kaşkaylar) dışlanmadığı, demokratik ve federal bir yapı, Türkiye ve Azerbaycan için en az riskli seçenektir.
* Bakü-Ankara Hattı: Bu senaryoda Güney Azerbaycan, İran’ın “Batı’ya açılan yüzü” ve Azerbaycan Cumhuriyeti ile ekonomik-kültürel bir köprü görevi görür. İran, bir tehdit olmaktan çıkıp stratejik bir ortağa dönüşür.
2. “Kaos ve Parçalanma” Senaryosu: Milli Devletin Doğuşu
Eğer Tahran’daki rejim kontrolsüz bir şekilde çökerse, Güney Azerbaycan’da on yıllardır biriken “Milli Uyanış” hareketi bağımsızlık veya geniş bir özerklik talebiyle ayağa kalkacaktır.
* Güney Azerbaycan Milli Hükümeti: 1945’teki Pişeveri dönemine benzer şekilde, Tebriz merkezli bir milli iradenin doğması, Azerbaycan Cumhuriyeti ile “Tek Millet, İki Devlet” ilkesini “Tek Millet, Tek Coğrafya” idealine taşıyabilir.
* Jeopolitik Devrim: Güney Azerbaycan’ın özgürleşmesi, Ermenistan’ın İran üzerinden nefes almasını (Güney Kapısı) tamamen kapatır ve Türk dünyasının kesintisiz bir coğrafi birleşime (Turan koridoru) ulaşmasını sağlar.
3. “Dış Müdahale ve Güvenlik Tehdidi” Senaryosu
Analiz ettiğimiz Abu Dabi görüşmelerinde de belirtildiği gibi, ABD ve İsrail’in İran’da kurmak isteyeceği Batı yanlısı bir “Pehlevi/Şahlık” restorasyonu, Türkiye ve Azerbaycan için ciddi riskler barındırır:
* Terör Koridoru Riski: Otorite boşluğunda PKK’nın İran kolu olan PJAK gibi yapıların batı sınırlarında (Urmiye hattı) alan kazanması, Türkiye için “ikinci bir Suriye” tehdidi yaratabilir.
* Türkiye’nin Müdahale Hakkı: Ankara, tıpkı Fırat Kalkanı’nda olduğu gibi, sınır güvenliğini korumak ve soydaşlarının katliamını önlemek için uluslararası hukuktan doğan **”Önleyici Güvenlik Doktrini”**ni devreye sokarak bölgeye müdahale etmek zorunda kalabilir.
Bölgesel Etki Tablosu
| Aktör | Hedef / Beklenti | Kaçındığı Risk |
|—|—|—|
| Azerbaycan | Güney ile kültürel/ekonomik entegrasyon. | Bölgedeki Türk nüfusun asimile edilmesi. |
| Türkiye | İstikrarlı bir komşu ve güvenli ticaret rotası. | Terör örgütlerinin sınırda alan kazanması ve kitlesel göç. |
| İsrail / ABD | Rejimin yıkılması ve İran’ın bölgesel gücünün bitmesi. | İran’ın Türkiye-Azerbaycan eksenine tamamen kayması. |
| Rusya | Kendi kontrolünde bir geçiş dönemi. | Batı yanlısı bir yönetimin Kafkasya’ya sızması. |
Kafkassam Sonuç Değerlendirmesi:
İran’da yaşanacak bir değişimde Güney Azerbaycan, “terazinin kefesidir.” Türk nüfusu hangi yöne ağırlık verirse İran’ın geleceği o yönde şekillenecektir. Türkiye ve Azerbaycan için asıl mesele İran’ı parçalamak değil; bölgeyi Batı’nın veya Rusya’nın vekalet savaşçılarına terk etmeden, rasyonel ve yerli bir yönetim modelini teşvik etmektir.



Yorum gönder