BM’de Erdoğan Netenyahu

24 Eylül 2026 itibarıyla, 22 Eylül’de Recep Tayyip Erdoğan’ın, 24 Eylül’de Benjamin Netanyahu’nun BM 81. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmaları birlikte okuduğumuzda, iki konuşmanın aynı bölgesel krizleri ele almasına rağmen dünyayı ve çözümü tarif etme biçimlerinin oldukça farklı olduğu görülüyor. Erdoğan’ın konuşması daha çok uluslararası sistemin yeniden düzenlenmesi ve bölgesel sahiplenme, Netanyahu’nunki ise İsrail’in güvenlik tezinin savunulması ve karşıt anlatıların reddedilmesi üzerine kurulmuş.

1. Önce temel ayrım: İkisi neyi anlatıyor?

Bence mukayesenin anahtarı burada.

Erdoğan’ın konuşmasının sorusu:

Mevcut uluslararası sistem neden çalışmıyor ve nasıl değiştirilmelidir?

Netanyahu’nun konuşmasının sorusu:

İsrail neden savaşıyor ve İsrail’in güvenlik yaklaşımı neden meşrudur?

Bu nedenle iki lider aynı olaylara bakıyor olsa da farklı düzlemlerde konuşuyorlar.
Erdoğan, BM’nin kuruluş amacından hareketle Güvenlik Konseyi’nin yapısını sorguluyor; dünya beşten büyüktür tezini yeniden öne çıkarıyor ve veto sisteminin kaldırılmasını savunuyor. Netanyahu ise konuşmasını büyük ölçüde İran, Gazze, Hamas, antisemitizm ve İsrail’in kendisini savunma hakkı etrafında şekillendiriyor.

2. Gazze konusunda iki tamamen farklı anlatı

Erdoğan

Erdoğan Gazze’yi uluslararası sistemin başarısızlığının en somut göstergesi olarak kullanıyor.

Filistinlilerin yaşadığı durumu insanlık vicdanı, uluslararası hukuk ve devlet olma hakkı üzerinden ele alıyor. Filistin Devleti’nin tanınması gerektiğini savunuyor ve İsrail üzerindeki uluslararası baskının artırılmasını istiyor.

Ayrıca Gazze’nin yeniden inşasının geciktirilmemesi gerektiğini söylüyor.

Dikkat çekici nokta şu:

Erdoğan’ın çözüm modeli yalnızcaİsrail savaşı durdursun değil.

Filistin’in devletleşmesi Gazze’nin yeniden inşası uluslararası sistemin reformu bölgesel aktörlerin devreye girmesi şeklinde daha geniş bir çerçeve kuruyor.

Netanyahu

Netanyahu ise Gazze meselesini esas olarak İsrail’in kendisini savunma hakkı üzerinden anlatıyor.

İsrail’in soykırım yaptığı suçlamasını reddediyor ve bunu yüzyılın en büyük yalanı olarak nitelendiriyor. İsrail’in Hamas’a karşı savaştığını ve sivilleri korumak için tedbirler aldığını savunuyor.

Dolayısıyla iki anlatı birbirinin tam karşısında:

Erdoğan Filistin’in maruz kaldığı adaletsizlik sistemin sorunudur.

Netanyahu İsrail’e yöneltilen suçlamalar İsrail’in meşru savunmasını hedef almaktadır.

Bu sadece farklı bir üslup değil; iki farklı uluslararası hukuk ve güvenlik okuması.

3. İran: Burada ayrışma daha da belirgin

Bu bölüm özellikle önemli.

Netanyahu İran’ı İsrail’in güvenlik tehdidi olmaktan çıkarıp küresel güvenlik tehdidi olarak çerçeveliyor.

İran’ın nükleer kapasitesine yönelik askeri saldırıyı savunuyor. İran yönetimini Tahran’ın tiranları şeklinde tanımlıyor ve İran halkıyla rejimi birbirinden ayırmaya çalışıyor.

Starlink cihazını kürsüde göstermesi de bunun parçası.

Mesaj kabaca:

İran rejimi başka, İran halkı başka.

Ve Netanyahu, İran’daki mevcut yönetimin sonunda halk tarafından değiştirileceğini öne sürüyor.

Erdoğan’ın yaklaşımı ise çok farklı.

İran’ı Netanyahu gibi konuşmasının merkezine yerleştirmiyor. Daha çok bölgesel savaşın genişlemesini engelleme ve diplomasi üzerinden hareket ediyor.

Erdoğan’ın BM çevresindeki diplomatik trafiğinde de Türkiye-Katar ilişkileri, Suudi Arabistan-Pakistan-Türkiye koordinasyonu ve bölgesel gerilimin düşürülmesi öne çıkıyor.

Burada ilginç bir fark ortaya çıkıyor:

Netanyahu İran sorununa güvenlik/askeri güç rejim baskısı ekseninden bakıyor.

Erdoğan İran merkezli bölgesel krize diplomasi → bölgesel sahiplenme → çatışmanın yayılmasını önleme ekseninden bakıyor.

4. Asıl büyük fark: Dünya nasıl yönetilmeli?

Burada Erdoğan’ın konuşması Netanyahu’nunkinden ayrılıyor.

Erdoğan:

Dünya beşten büyüktür

diyerek doğrudan BM Güvenlik Konseyi’nin yapısını hedef alıyor.

BM’nin 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak amacıyla kurulduğunu ancak bugün bu görevi yerine getiremediğini söylüyor.

Daha da ileri giderek veto sisteminin kaldırılmasını ve daimi üyelik bulunmayan, Genel Kurul tarafından belirli sürelerle seçilen üyelerden oluşan yeni bir yapı öneriyor.

Bu nedenle Erdoğan’ın konuşmasının merkezinde aslında yalnızca Filistin yok.

Bir “uluslararası sistem reformu” projesi var.

Netanyahu’nun konuşmasında ise böyle bir kurumsal reform projesi bulunmuyor.

BM’yi eleştiriyor ama esas olarak BM’nin İsrail’e yönelik tutumunu eleştiriyor.

Yani:

Erdoğan BM’nin yapısını değiştirin.

Netanyahu BM’nin İsrail’e yaklaşımını değiştirin.

Bu çok önemli bir fark.

5. İki liderin “bölgesel düzen” tasavvuru

Erdoğan’ın konuşmasında çok dikkat çekici bir kavram var:

“Bölgesel sahiplenme”

Türkiye’nin Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurduğu savunma ittifakından söz ediyor.

Ama bunu yalnızca askeri bir ittifak olarak sunmuyor.

Amaç:

Bölgenin problemlerine bölge ülkelerinin kendi mekanizmalarıyla çözüm üretmesi.

Bu yaklaşım, Türkiye’nin son dönemdeki bölgesel güvenlik mimarisi arayışının BM kürsüsündeki ifadesi olarak okunabilir.

Netanyahu’nun yaklaşımı ise daha farklı.

Onun güvenlik mimarisinin merkezinde: İsrail ABD askeri güç istihbarat teknolojik üstünlük

bulunuyor.

Trump’a teşekkür etmesi de bunun açık göstergesi. Netanyahu, Trump’ın İran’a karşı politikasını İsrail’in güvenliğiyle doğrudan ilişkilendiriyor.

Dolayısıyla iki farklı güvenlik mimarisi görüyoruz:

Erdoğan bölgesel sahiplenme

Netanyahu İsrail merkezli güvenlik ABD stratejik desteği

6. Avrupa konusunda ilginç bir paralellik varErdoğan:

Türkiye dışlanarak Avrupa’nın güvenliği güçlendirilemez mesajını veriyor.

Bu, Türkiye’nin NATO, Karadeniz, Orta Doğu, Balkanlar ve enerji hatları bakımından Avrupa güvenlik mimarisinin dışında düşünülemeyeceği tezidir.

Netanyahu ise Avrupa’yı İsrail karşısındaki tutumu nedeniyle eleştiriyor.

Batı Avrupa liderlerinin antisemitik baskılar karşısında geri adım attığını savunuyor ve Avrupa’yı demokrasiler kardeşliği ile “Müslüman Kardeşler” arasında seçim yapmaya çağırıyor.

Dolayısıyla:

Erdoğan Avrupa’ya Türkiye’yi güvenlik mimarisine dahil edin diyor.

Netanyahu Avrupa’ya “İsrail’e karşı tutumunuzu değiştirin” diyor.

7. Türkiye konusu: Netanyahu’nun Erdoğan’a dolaylı cevabı

Burada konuşmaların birbirine temas ettiği çok önemli bir alan var.

Netanyahu konuşmasında Türkiye ve Katar’a yönelik eleştirilerde bulundu.

Bu açıdan Netanyahu’nun konuşması yalnızca İran-Hamas-İsrail üçgeninde kalmadı; Türkiye’nin bölgesel pozisyonunu da hedef alan bir karşı anlatı üretti.

Buna karşılık Erdoğan, Netanyahu’nun adını konuşmasının merkezine koyarak kişisel bir polemik kurmak yerine İsrail’in Gazze politikası ve uluslararası sistem üzerinden konuştu.

Bu iki üslup arasındaki fark önemli:

Netanyahu rakip aktörleri doğrudan hedefleyen savunmacı/çatışmacı anlatı.

Erdoğan aktörlerden daha büyük bir sistem ve düzen anlatısı.

8. Konuşmaların retoriği de farklı

Burada çok ilginç bir karşılaştırma çıkıyor.

Erdoğan’ın retoriği

adalet
vicdan
uluslararası hukuk
insanlık
Filistin
reform
ortak gelecek
diplomasi
bölgesel sahiplenme
dayanışma

Konuşmasını da “karanlığa yumruk sallamak” ile “mum yakmak” karşılaştırmasıyla bitiriyor.

Netanyahu’nun retoriği

güvenlik
tehdit
savaş
İran
Hamas
antisemitizm
İsrail’in kendini savunması
askeri güç
ABD
rejim değişikliği

Ve konuşmasının sonunda İsrail’in mücadele etmek zorunda olduğunu vurguluyor.

Dolayısıyla iki konuşmanın psikolojik/retorik kodu da farklı:

Erdoğan’ın ana kelimesi “düzen”.

Netanyahu’nun ana kelimesi “tehdit”.

9. Çok önemli bir paradoks: İkisi de mevcut düzenin başarısız olduğunu söylüyor

Bence iki konuşmanın en ilginç ortak noktası burada.

İlk bakışta Erdoğan ile Netanyahu tamamen zıt konuşuyor.

Ama daha derinde ortak bir nokta var:

İkisi de mevcut uluslararası düzenin kriz ürettiğini söylüyor.

Fakat teşhisleri farklı.

Erdoğan’ın teşhisi:

BM sistemi adaletsiz veto sistemi yanlış büyük güçler küçük devletlerin iradesini engelliyor reform gerekiyor.
Netanyahu’nun teşhisi:

BM İsrail’e karşı çifte standart uyguluyor İsrail’in güvenlik ihtiyaçları yeterince anlaşılmıyor Batı antisemitizm karşısında geri adım atıyor İsrail kendi güvenliğini kendisi sağlamak zorunda.

Bu nedenle aynı kuruma bakıp iki farklı sistem eleştirisi yapıyorlar.

10. En önemli ayrım: Çözümün aktörü kim?

Bence konuşmaların tamamını tek bir soruya indirgersek:

Erdoğan’ın cevabı:

Uluslararası toplum bölgesel ülkeler BM reformu.

Netanyahu’nun cevabı:

İsrail güçlü müttefikler askeri kapasite

Bu nedenle Erdoğan’ın söylemi daha çok kolektif güvenlik mimarisi, Netanyahu’nunki ise ulusal güvenlik doktrini üzerinden kuruluyor.
11. Yan yana koyarsak

| Başlık | Erdoğan | Netanyahu
|
| —————- | ———————————– | ——————————————- |
| BM | Reform edilmeli | İsrail’e yönelik tutumu değişmeli |
| Güvenlik Konseyi | Veto kaldırılmalı | Ana mesele değil |
| Filistin | Devlet hakkı ve yeniden yapılanma | İsrail’in güvenliği/Hamas |
| Gazze | İnsani ve siyasi kriz | İsrail’in savunma savaşı |
| İran | Bölgesel gerilimin parçası | İsrail ve dünya için stratejik tehdit |
| Çözüm yöntemi | Diplomasi + bölgesel sahiplenme | Güç + caydırıcılık + ittifak |
| ABD | Önemli ortak | İsrail’in stratejik destekçisi |
| Avrupa | Türkiye Avrupa güvenliğinin parçası | Avrupa İsrail’e karşı tutumunu değiştirmeli |
| Bölgesel düzen | Bölgesel aktörlerin sahiplenmesi | İsrail merkezli güvenlik |
| Ana kavram | **Adalet/düzen** | **Güvenlik/tehdit** |

12. Fakat burada daha derin bir sonuç var

Benim dikkatimi çeken asıl nokta şu: Erdoğan BM kürsüsünde İsrail’i nasıl durdurabiliriz? sorusundan daha büyük bir soru soruyor: “Bu dünya düzeni neden böyle çalışıyor?”**

Netanyahu ise:

İsrail neden böyle davranmak zorunda

sorusuna cevap veriyor.

Bu yüzden Erdoğan’ın konuşması sistemik, Netanyahu’nunki daha çok stratejik-güvenlik merkezli

Bu ayrım, Türkiye’nin kendisini yalnızca Filistin meselesinin tarafı olarak değil, yeni bölgesel güvenlik mimarisinin kurucu aktörlerinden biri olarak konumlandırma çabasıyla da uyumlu görünüyor. BM konuşmasının hemen çevresinde Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan koordinasyonu ve sekiz ülkenin Gazze konusunda ortak açıklama yapması bu çerçeveyi güçlendiriyor.

Buna karşılık Netanyahu’nun konuşmasının dikkat çekici tarafı, **Suudi Arabistan veya İbrahim Anlaşmaları’nın genişletilmesini bu kez öne çıkarmamış olması**. Times of Israel’in konuşma sonrası değerlendirmesine göre bu, Netanyahu’nun önceki söylemlerine kıyasla belirgin bir farklılık.

Sonuç olarak

Bu iki konuşmayı yalnızca Erdoğan Filistin’i savundu, Netanyahu İsrail’i savundu şeklinde okumak eksik kalır.

Daha doğru okuma şöyle:

Erdoğan mevcut küresel düzenin yerine daha kapsayıcı bir uluslararası ve bölgesel düzen öneriyor.

Netanyahu mevcut güvenlik düzeni içinde İsrail’in askeri üstünlüğünü ve kendini savunma hakkını merkezileştiriyor.

Dolayısıyla aynı krize verilen iki farklı jeopolitik cevap söz konusu:

Erdoğan’ın cevabı: sistemi değiştir
Netanyahu’nun cevabı: İsrail’i güçlendir ve tehditleri etkisizleştir.

Bu açıdan 81. Genel Kurul, Türkiye ile İsrail’in sadece Gazze konusunda değil, Ortadoğu’nun gelecekteki güvenlik mimarisinin nasıl kurulacağı konusunda da birbirinden ayrışan iki vizyonunu oldukça görünür hale getirmiş durumda.

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.