Bayram değil seyran değil Vance Aliyevi niye öptü

Evet bayram değil seyran değil Amerikan başkan yardımcısı Vance Azerbaycan ile ilgili bu açıklamayı ne yaptığı sorusu birden gündeme bomba gibi düştü. Bu meseleyi KAFKASSAM’ın son aylardaki İran, ABD, Azerbaycan, Türkiye ve bölgesel güvenlik analizleriyle birlikte okuyunca, Vance’in açıklaması basit bir “Azerbaycan ABD’ye yardım ediyor” cümlesinden çok daha önemli hale geliyor. İran cumhurbaşkanı ibrahim reisinin Azerbaycan dönüşü helikopteri suikaste uğradığı gözönünde bulundurularak bu soruyu gündemde tutmak gerekir.

Önce kritik noktayı ayıralım: Vance, Azerbaycan’ın ABD’ye hangi somut yardımı yaptığını açıklamadı. 3 Eylül’deki Beyaz Saray basın toplantısında Türkiye, Azerbaycan, BAE, Suudi Arabistan ve Katar’ın İran’a yönelik Amerikan ekonomik baskısına “özel olarak” çeşitli şekillerde yardımcı olduğunu söyledi. Dolayısıyla buradan doğrudan askerî üs, istihbarat desteği veya operasyonel yardım sonucu çıkarmak doğru olmayabilir. Fakat savaşın ilk aylarında İran sadece Körfez ülkelerine değil Nahçıvan ve Türkiye’ye de füze saldırısında bulunmuştu. Bu saldırı diplomatik manevra ile geçiştirilirken Vancenin açıklamaları ile yeniden olaya baktığımızda bize bir çok konuda ipucu vermektedir.

Vancenin açıklamasının jeopolitik anlamı verilen yardımın niteliğinden daha önemli.

1. Vance aslında Azerbaycan’ı “İran’a karşı cephe” içine mi yerleştirdi?

Aslında meselenin en kritik tarafı bu.

Vance’in kullandığı çerçeve “Azerbaycan ABD’nin müttefikidir” şeklinde değil; İran’ı ekonomik olarak yalnızlaştırmaya çalışan Amerikan girişimine katkı sağlayan ülkeler şeklinde.

Diplomatik ifade açısından bu ayrım önemli.

Washington açısından Azerbaycan artık yalnızca:

Kafkasya’da önemli bir ortak değil, aynı zamanda

İran’ın kuzeyinde bulunan ve İran’a yönelik baskı mekanizmasının parçası olabilecek bir ülke olarak görülüyor.

Bu, Azerbaycan’ın jeopolitik konumunu doğrudan değiştiriyor.

Çünkü Azerbaycan’ın kuzeyinde Rusya, batısında Ermenistan ve Türkiye, güneyinde ise İran bulunuyor. ABD açısından Bakü’nün değeri yalnızca enerji veya Güney Kafkasya ile sınırlı değil; İran’ın kuzey kuşağındaki stratejik konumu giderek önem kazanıyor.

Bu durum, Vance’in Şubat 2026’da Ermenistan ve Azerbaycan’a yaptığı ziyaretin ardından daha da anlamlı hale geliyor. Washington o ziyarette Güney Kafkasya’daki ekonomik, güvenlik ve ulaştırma bağlantılarını kendi stratejisi içinde daha belirgin biçimde konumlandırmıştı.

2. Fakat burada Azerbaycan açısından çok ciddi bir paradoks var

Bir tarafta Aliyev–Galibaf görüşmesi var.

Aliyev, İran Meclis Başkanı Galibaf’a Azerbaycan’ın savaş döneminde İran’a destek verdiğini söylüyor.

Diğer tarafta ise birkaç ay sonra Washington’dan şu mesaj geliyor:

Azerbaycan İran’a yönelik Amerikan baskısına yardımcı oluyor. Bu iki açıklamayı yan yana koyduğunuzda ortaya şu soru çıkıyor:

Azerbaycan gerçekten İran’ın yanında mı, ABD’nin yanında mı?

Aslında cevap “biri veya diğeri” değil.

Azerbaycan’ın politikası büyük ihtimalle iki taraf arasında stratejik denge kurmaya çalışmak.

Ve tam da bu nedenle Vance’in açıklaması Bakü için problemli.

Çünkü Azerbaycan’ın başarıyla yürüttüğü stratejik belirsizlik alanı Washington tarafından kısmen görünür hale getirildi.

3. Vance’in yaptığı şey Azerbaycan’ın “gizli politikasını” açıklamak değil, Bakü’nün manevra alanını daraltmak Burada çok ince bir diplomatik mesele var.

Azerbaycan’ın İran politikasında şu formül işe yarıyordu:

Washington’a:
“Biz sizin stratejik ortağınızız.”

Tahran’a:
“Biz İran’a karşı kullanılacak bir ülke değiliz.”

Moskova’ya:
“Rusya’nın Güney Kafkasya’daki çıkarlarını tamamen dışlamıyoruz.”

Ankara’ya:
“Türkiye ile stratejik ittifakımızı sürdürüyoruz.”

Bu çok yönlü denge Bakü’nün temel dış politika avantajlarından biriydi.

Fakat Vance’in açıklaması, özellikle İran açısından şu algıyı güçlendirebilir:

“Bakü, Washington’un İran’ı ekonomik ve stratejik olarak sıkıştırma politikasında yer alıyor.”

İran açısından bunun doğru olup olmamasından ziyade nasıl algılandığı önemlidir.

Ve Tahran’da dış politika algısı ile güvenlik politikası birbirinden kolayca ayrılmıyor.

4. KAFKASSAM’ın İran analizleri burada önemli bir anahtar sunuyor

KAFKASSAM’da Haziran 2026’da Hasan Oktay’ın değerlendirmesinde İran meselesinin yalnızca ABD–İran çatışması olarak okunmaması gerektiği vurgulanmıştı.

O analizde özellikle İran’ın kendi iç güç dengeleri, Devrim Muhafızları, Rusya ve Çin’in etkisi ve bölgesel güvenlik yapılanması birlikte ele alınıyor. Ayrıca Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır’ın dahil olabileceği daha geniş bir bölgesel güvenlik mimarisinden söz ediliyor. Daha Mekke mutabakatı gündemde yokken böyle bir geniş çözüm alternatifi sunması aslında don derece önemliydi.

Bu perspektifi bugünkü Vance açıklamasına uyguladığımızda tablo daha netleşiyor:

ABD’nin hedefi yalnızca İran’ı askerî olarak baskılamak değil.

Aynı zamanda:

İran’ın ekonomik hareket alanını daraltmak,
Hürmüz üzerindeki baskısını azaltmak,
İran’ın bölgesel bağlantılarını sınırlamak,
İran’ı müzakereye zorlamak,
İran’ın nükleer ve füze kapasitesinin yeniden toparlanmasını engellemek,
bunun için bölgesel devletleri ekonomik ve güvenlik ağının içine çekmek.

Vance’in açıklaması bu stratejinin bölgesel ayağını gösteriyor.

5. Burada Azerbaycan’ın konumu Türkiye’den bile daha hassas

Vance aynı açıklamada Türkiye’nin de adını verdi.

Fakat Ankara ile Tahran arasındaki ilişkilerin tarihsel ve kurumsal derinliği nedeniyle Türkiye’nin Washington’la İran konusunda belirli alanlarda işbirliği yapması ile Azerbaycan’ın aynı pozisyonda görülmesi arasında önemli fark var.

Azerbaycan’ın İran’la:

sınır komşuluğu,
Azerbaycan Türkleri meselesi,
enerji bağlantıları,
Nahçıvan,
İsrail’le ilişkiler,
Karabağ sonrası bölgesel düzen,
İran’ın Ermenistan ile ilişkileri

gibi çok daha hassas başlıkları bulunuyor.

Dolayısıyla Bakü’nün Washington’a verdiği desteğin görünür hale gelmesi Tahran açısından çok daha hassas okunabilir.

6. KAFKASSAM açısından daha önemli olan ikinci halka: Zengezur/TRIPP

Bence asıl büyük mesele burada başlıyor.

İran uzun zamandır Ermenistan üzerinden gerçekleşebilecek ulaşım projelerini, kendi kuzey sınırındaki jeopolitik denge açısından yakından izliyor.

KAFKASSAM’ın mevcut analizlerinde de Zengezur ve bölgesel ulaştırma projelerinin yalnızca ticari koridorlar olmadığı; Türkiye, Azerbaycan, Türk Devletleri Teşkilatı, Rusya ve Çin arasındaki daha geniş rekabetin parçası olduğu görülüyor. KAFKASSAM’ın bir analizinde, Zengezur bağlantısının gerçekleşmesi için Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan arasında üçlü bir barış ve geçiş düzenlemesinin gerekliliği özellikle vurgulanıyor. Üçlü barış olmadan koridor olmaz üçlü barış olacaksa da koridora gerek kalmaz ifadesini kullanarak aslında bölgeye Trıpp üzerinden yeni bir jeopolitik dengenin gelmesinin önünü kapatmaya çalışıyor.

Şimdi bunu İran dosyasına ekleyelim.

Washington:

İran’ı ekonomik olarak sıkıştırıyor. Aynı zamanda:

Güney Kafkasya’daki bağlantı ağlarını güçlendiriyor.

Azerbaycan:

Washington’la stratejik ortaklığını derinleştiriyor.

Türkiye:

Kafkasya ile Orta Asya arasındaki bağlantının merkezinde duruyor.

Ermenistan:

ABD’nin bölgesel açılımının önemli unsurlarından biri haline geliyor.

Bu durumda İran’ın karşısında yalnızca askerî bir tehdit değil, yeni bir ekonomik-jeopolitik çevreleme ihtimali ortaya çıkıyor.
Bu noktada kafkassam başkanı Hasan Oktay’ın sık sık İran’a giderek İran’ın bölge hassasiyetlerini yakından takip etmesinin bir yansıması şeklinde güney Kafkasya’da yeni bir aktörün devreye girmesi anlamına gelecek olan Trıpp yoluna açıktan karşı çıkıyor ve bu yola gerek olmadığını Türkiye Ermenistan Azerbaycan arasında üçlü barış anlaşması imzalanırsa bölge psikolojik olarak da oldukça rahatlayacağını ifade ediyor.

7. İran’ın asıl korkusu “Azerbaycan ABD’ye yardım ediyor” cümlesinden daha büyük olabilir

Tahran açısından asıl soru şu olabilir:

“Azerbaycan ABD’nin İran politikasında hangi kapasiteyle yer alıyor?”

Eğer mesele yalnızca ekonomik yaptırımlara uyumsa risk sınırlı.

Ama destek;

istihbarat,
lojistik,
hava sahası,
enerji altyapısı,
ulaştırma,
güvenlik işbirliği,
İsrail bağlantıları

gibi alanlara genişlerse durum tamamen değişir.

Vance bunların hiçbirini açıklamadı.

Dolayısıyla şu aşamada “Azerbaycan ABD’nin İran’a karşı askerî operasyonlarına destek veriyor” demek için elimizde yeterli veri yok.

Fakat Washington’un Bakü’yü İran’a yönelik baskı koalisyonunun içinde sayması artık doğrulanmış bir siyasi gerçekliktir.

8. Burada İsrail faktörü de göz ardı edilmemeli

Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkileri Tahran açısından zaten başlı başına güvenlik meselesiydi.

Şimdi buna:

ABD + İsrail + Azerbaycan + Güney Kafkasya bağlantıları şeklinde bir algı eklenirse, İran’daki güvenlik bürokrasisinin Azerbaycan’a bakışı ister istemez sertleşebilir. İsrail Azerbaycan ile girişmiş olduğu ilişkilerin açık bir şekilde basın önünde tartışılmasını önleyebilmek adına Türkiye’de oluşturduğu lobi üzerinden ciddi bir çalışma gerçekleştirmektedir.

Özellikle İran’da Devrim Muhafızları’nın bölgesel güvenlik yaklaşımı açısından mesele sadece “Azerbaycan ne yaptı?” değildir.

Daha önemli soru:

“Azerbaycan’ın toprakları ve altyapısı gelecekte İran’a yönelik stratejide kullanılabilir mi?”

olur.

Bu nedenle Vance’in açıklaması Bakü açısından askerî yardım açıklamasından çok bir güvenlik algısı problemidir.

9. KAFKASSAM’ın “İran’ın iç dengeleri” vurgusu burada yeniden önem kazanıyor

Hasan Oktay’ın Haziran analizinde İran meselesinin sadece Washington-Tahran hattında değerlendirilmemesi gerektiği, İran içindeki güç merkezlerinin de belirleyici olduğu belirtilmişti. Özellikle Devrim Muhafızları ile sivil devlet mekanizması arasındaki farklılıkların dikkate alınması gerektiği vurgulanıyordu.

Bu yaklaşımı sürdürürsek, İran’ın Azerbaycan’a vereceği tepkiyi de tek merkezli düşünmemek gerekir.

İran Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması başka olabilir.

Cumhurbaşkanlığı başka bir dil kullanabilir.

Devrim Muhafızları’na yakın çevrelerin söylemi ise çok daha sert olabilir.

Dolayısıyla Azerbaycan’a yönelik ilk tepki diplomatik düzeyde sınırlı kalırken, güvenlik bürokrasisinden daha sert mesajların gelmesi mümkündür. Azerbaycan İsrail ilişkileri Türkiye’deki Azerbaycan lobisi üzerinden örtülmeye çalışılsa ve bu durum Türk güvenlik ve istihbarat birimleri tarafından dikkate alınmasa da İran tarafından ciddi endişeye sebep olmaktadır.

10. En önemli paradoks: Vance Azerbaycan’ı överken Bakü’yü zor durumda bırakmış olabilir

Burada “Bu gerçekten bir övgü mü?” sorusu çok yerinde.

Normal şartlarda Washington’dan:

“Azerbaycan bize yardımcı oluyor.”

açıklaması Bakü için diplomatik başarı sayılabilir.

Ancak İran’la sıcak savaş ortamında bu açıklama aynı zamanda bir güvenlik maliyeti yaratıyor.

Çünkü Azerbaycan’ın ihtiyacı olan şey:

Washington’la yakınlaşırken Tahran’a karşı cephede görünmemek.

Vance’in yaptığı ise bunun tersine, Bakü’nün Washington’a verdiği desteği kamuoyu önünde görünür hale getirmek oldu.

Bu nedenle Vance’in açıklamasını:

“ABD Azerbaycan’ı övdü”

şeklinde okumak eksik kalır.

Daha doğru ifade bence:

“Washington, Azerbaycan’ı İran’a yönelik ekonomik baskı mekanizmasının bölgesel destekçileri arasında açıkça göstererek Bakü’nün stratejik konumunu görünür hale getirdi.” Bu durum yakın zamanda Iran Azerbaycan ilişkilerine olumsuz etki yapacaktır.

11. Azerbaycan’ın bundan sonra yapabileceği şey: kontrollü geri çekilme değil, açıklamayı yeniden çerçevelemek

Bakü’nün “ABD’ye yardım etmedik” demesi Washington’la ilişkiler açısından maliyetli olabilir.

Ama “evet, İran’a karşı ABD’yi destekliyoruz” demesi de Tahran’la ilişkileri ciddi biçimde zorlaştırabilir.

Bu nedenle en rasyonel seçenek üçüncü yol:

“Azerbaycan’ın yaptığı şey İran’a karşı olmak değil, bölgesel istikrar ve uluslararası ticaretin güvenliği konusunda sorumluluk almaktır.”

Yani Washington’un kullandığı “İran’ı cezalandırmak” dilini değil, Bakü’nün geleneksel “bölgesel istikrar ve egemenlik” dilini kullanmak.

Bu, diplomatik açıdan çok daha kullanışlı olur. Aliyev ile Pezeşkiyanın Bişkekte Borjami suyu üzerinden yaptıkları samimi görüntü ön plana çıkartılmalı.

12. Daha büyük resim: Kafkasya artık İran krizinin kuzey cephesi haline geliyor

KAFKASSAM perspektifinden çıkarılabilecek en önemli sonuç bu.

Eskiden İran krizinin ana coğrafyası:

Basra Körfezi – Hürmüz – Irak – Körfez ülkeleri

olarak görülüyordu.

Şimdi buna:

Azerbaycan – Ermenistan – Türkiye – Güney Kafkasya – Hazar

hattı ekleniyor.

Bu nedenle İran-ABD çatışmasını yalnızca Ortadoğu savaşı olarak okumak giderek yetersiz kalıyor.

Çünkü savaşın ekonomik, enerji ve ulaştırma sonuçları Kafkasya’ya kadar uzanıyor.

KAFKASSAM’ın son analizlerinde görülen yaklaşım da tam olarak burada önem kazanıyor: İran meselesi, Rusya ve Çin’in konumu, Türkiye’nin bölgesel güvenlik rolü, Azerbaycan’ın stratejik konumu ve Zengezur/Orta Koridor aynı jeopolitik denklem içinde değerlendiriliyor.

Benim kanaatim

Vance’in açıklaması Azerbaycan açısından küçük bir diplomatik gaf değil; Bakü’nün çok yönlü denge politikasının sınırlarını gösteren önemli bir işaret.

Azerbaycan aynı anda:

ABD’nin stratejik ortağı,
Türkiye’nin müttefiki,
İran’ın komşusu,
Rusya’nın güneyindeki önemli aktör,
Türk dünyasının enerji ve ulaştırma merkezi**

olmaya çalışıyor.

Bu roller İran-ABD çatışması derinleştikçe birbirleriyle daha fazla çelişmeye başlayacak.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde asıl takip edilmesi gereken şey “İran Azerbaycan’a tepki gösterecek mi?” sorusundan ziyade şu üç başlık:

1. İran, Azerbaycan’ın ABD’ye verdiği desteğin niteliğini nasıl tanımlayacak?
2. Bakü, Washington’la ilişkisini Tahran’ı provoke etmeyecek biçimde yeniden çerçeveleyebilecek mi?
3. ABD, Azerbaycan’ı İran’a karşı ekonomik baskıdan daha ileri bir güvenlik rolüne taşımaya çalışacak mı?

Üçüncü sorunun cevabı, özellikle Zengezur/TRIPP, Nahçıvan, Hazar ve Orta Koridor bakımından çok daha büyük sonuçlar doğurabilir.

Ve burada ilginç olan şu: Azerbaycan’ın İran’la ilişkilerindeki hassasiyet, Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan üçlü barışının ve Güney Kafkasya’daki ulaşım düzeninin önemini azaltmıyor; tam tersine artırıyor. Çünkü İran gerilimi yükseldikçe, Türkiye üzerinden Kafkasya–Hazar–Orta Asya hattının stratejik değeri Washington, Ankara ve Bakü açısından daha da artabilir.

Bu nedenle Vance’in tek cümlesini, aslında ABD’nin Güney Kafkasya politikasında yeni bir aşamanın işareti olarak okumak mümkün. Ancak bunun Azerbaycan’ı “İran karşıtı cephe ülkesi” haline getirdiğini söylemek için henüz erken. Bu ayrımı korumak önemli. İşte bu noktada Azerbaycan Ermenistan ile aralarındaki ihtilafı bir an önce çözerek Türkiye Ermenistan Azerbaycan üçlü barışını imzalanmasını sağlaması gerekiyor. Bunu yapmadığı taktirde Azerbaycan açık hedef haline gelecek gibi gözükmektedir. Azerbaycan İsrail ile olan ilişkilerini gizleyebilmek için
Türkiye’de oluşturduğu lobi kuruluş ve faaliyetlerinin İsrail’in eline geçtiğini göz önünde bulundurarak faaliyetleri derhal durdurması gerekir. Bunun yanında Türkiye Azerbaycan Ermenistan üçlü barışın imzalanmasındaki ileri sürmüş olduğu gerekçelerden bir an önce vazgeçip bölgeye barış ve istikrarın gelmesini sağlamalı. Koridorlar konusundaki tartışmaları kapatıp İran ile çatışmada cephe ülke olma riskini derhal bitirmeli

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.