Rusya’nın Norveçli Savaşçıları

UKRAYNA ÖZELLEŞTİRME POLİTİKASI

ABDnin gizli projesi Blackjack

soğuk ingiliz çayı…

Başbakanın Almanya çıkartması ya da İngiliz Alman ilişkilerine Türk çomağı

Gündem 20 Şubat 2018
232

Küresel ekonomik krize rağmen Türkiye ile İngiltere arasında ikili ekonomik ilişkilerin son yıllarda istikrarlı gelişimi; iki ülkenin birbirlerine destek veren AB politikaları, Orta Doğu’da cereyan eden gelişmelere karşı gösterilen tepkiler ve hatta Kıbrıs Sorununun çözümü konusunda yine AB patentli AB’nin provakatif engellemelerine karşın stratejik ortaklığa dönüşme potansiyeli, diğer Avrupa Birliği ülkelerini özellikle Almanya, Fransa ve İtalya’yı rahatsız ediyordu. AB ülkeleri arasında İngiltere’nin, Almanya orjinli (5991 şirket) ardından, 2760 şirket ile ikinci sırada yer alması bu ilişkilerin seyrini göstermesi açısından öneli bir parametreydi. Aynı şekilde İngiltere’nin, Almanya ve Rusya’dan sonra % 9,98’lik oranla Türkiye’ye en fazla turist gönderen 3. ülke olduğu da bir gerçek. Tarihi perspektiften bakıldığında nasıl Prusya/Almanya ve Osmanlı/Türkiye devletlerinin yakınlaşmaları l8.Yüzyıl Avrupası’nda denge arayışlarının bir sonucuysa, Türkiye’nin de İngiltere ve diğer AB ülkeleri ile siyasi askeri ve ekonomik yakınlaşması aynı denge arayışının bir sonucudur.

Günümüzde Türkiye, İngiltere olan yakın ilişkilerini, AB üyeliğine hararetle karşı çıkan Fransa ve Almanya’ya karşı koz olarak kullandı ve bunda da başarılı oldu. İngiltere de, Türkiye’nin üyeliğini kendi stratejik hesapları açısından faydalı gördü ve bu oyunu sürdürülebilir boyuta taşımak niyetinde. İngiltere neden Türkiye’ye yaklaştı ve Brexit kararı aldı? Çünkü AB’nin, Almanya’nın üst düzey ekonomik büyüme oranları ve artan diplomatik gücü, son yıllarda daha çok Almanya ve Fransa ikilisinin (özellikle de Almanya’nın) işine yaradı. Hiç şüpheniz olmasın bu durumdan İngiltere’nin rahatsız olmaması mümkün değildi ve İngiltere’de çareyi Hindistan ve Çin gibi hızla gelişen ülkeler ve pazarlarla daha yoğun bir işbirliğine yönelerek Avrupa’daki Alman-Fransız gücünü dengeleyebilme seçeneğinde buldu.

İngiltere, Çin’i ekonomik ortak olarak kabul etti. Brexit, Çin ile İngiltere arasında ekonomik ilişkilerde serbest ticaret için yeni bir dönem başlattı. Bu işbirliğinin sonrasında İngiltere, AB’ye göre daha serbest bir piyasa dönüşmesi söz konusu. Nitekim AB’den çıkış (Brexit) sürecinin sancılarını hafifletmek için yeni ticari ortaklar arayan İngiltere Başbakanı Theresa May, beklenen Çin ziyaretini gerçekleştirdi. 2016’da başbakanlık koltuğuna oturduğundan beri Pekin’e ilk kez resmi ziyaret yapan May’e Çin Devlet Başkanı Şi Cinping dört maddeli yol haritası sundu. İngiltere Başbakanı Theresa May’ın Çin ziyaretinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e “Kurduğumuz, küresel stratejik ortaklığı daha ileriye taşımak istiyoruz” sözleri Asya’nın yeni süper gücünün ilan edilmesinden başka bir şey değildi.

Kısa, orta ve uzun vadede İngiltere Türkiye yakınlaşmasının Balkanlar, Trans Kafkasya, Orta Asya, Ortadoğu ve hatta Afrika’da kendi çıkarlarına zarar vereceğini hesaplayan Almanya, Türkiye ile yaşadığı sorunları bir kenara iterek, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açmanın reel politik bir davranış olacağını öngördü. Bunun tam tersi bir çıkarımı İngilizler yaptı ve Almanya Türkiye yakınlaşmasına ihtimal vermediler. Ortada İngilizlerin böyle düşünmesini sağlayacak bir sürü gerekçe vardı. Türkiye-Almanya ilişkileri zorlu bir dönemden geçiyordu. İncirlik krizi ile artan gerginlik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimleri boykot çağrısıyla bir kez daha tırmanmış, Die Welt gazetesi Türkiye muhabiri Deniz Yücel’in tutuklanması görünürde, Ankara ile Berlin arasında telafisi mümkün olmayan sürece evrilmişti. Gerilim yaratan diğer konulardan İncirlik krizi uzun süre iki ülke arasında anlaşmazlığa yol açtı.

Tüm siyasi girişimlere karşın Alman vekillerin İncirlik Üssü’ndeki Alman askerlerini ziyaret etmelerine Türk Hükümeti tarafından izin verilmeyince konu Federal Meclis gündemine taşındı ve Federal Meclis 21 Haziran’da yapılan oylamayla, Adana’daki İncirlik Hava Üssü’nde görev yapan Alman askerlerinin Ürdün’ün Azrak kentindeki Muvaffak Salti Hava Üssü’ne taşınmasına karar verdi. IŞİD’e karşı oluşturulan uluslararası koalisyona destek veren Alman askerlerinin bir NATO ülkesinden NATO üyesi olmayan Ürdün’e taşınması, Alman federal ordusunun tarihinde bir ilkti. 15 Temmuz’daki darbe girişimi sonrası Almanya’ya iltica talebinde bulunan, aralarında üst rütbeli Türk askerleri ile diplomatların da bulunduğu kamu görevlilerine iltica hakkı tanınması, Berlin ile Ankara arasında bir başka sorun nedeniydi. Ayrıca Türkiye’nin Almanya’da yaşayan Türkleri izlediğinin ortaya çıkması diplomatik skandala dönüştü. Türkiye’de 16 Nisan’da düzenlenen Anayasa değişikliği referandumu öncesinde Türk bakan ve siyasetçilerin Almanya’da Türklere hitaben yapmak istediği konuşmalara izin verilmemesi ve etkinliklerin çeşitli gerekçelerle iptal edilmesi de iki ülke arasında gerginlik yarattı.(1)

5 Mart 2016’da Türk basınında ilk kez Türkiye ve İngiltere’nin bölgesel bir anlaşma sürecine girdiklerini gündeme taşımış, maalesef kimsenin dikkatini çekmemişti. İngilizler’in Irak ve Suriye’de, Türkiye’nin çıkarlarını gözetme sözünü verdiklerini, bu işbirliğinin en net göstergesinin, Türkiye ve İngiltere’nin (Birleşik Krallık), savunma sektöründe ikili ortaklığı geliştirmek için Güvenlik Anlaşmasını imzalaması olduğunu, Ankara’da imzalanan Güvenlik Anlaşması’yla iki ülke arasında savunma alanında gizli bilgilerin paylaşılmasına imkân sağlayacak yasal zemin oluşturulduğunu belirtmiştim.(2) 1 Ekim 2017’de; “Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta ABD ile masaya yeniden oturabileceğinden söz ederek, bunun için ABD’nin Suriyeli Kürtleri Türkiye’ye karşı silahlandırmaktan vazgeçmesi gerektiğini belirtmiş, ABD’nin ise Türkiye’den; İngilizlerle çıktığı yol arkadaşlığını bırakmasını beklediğine değinmiştim. Nedenini Amerika’daki kolonilerin İngiltere’ye karşı başlattıkları bağımsızlık mücadelesi çizgisinin kim ne derse desin ABD’nin kendi ulusal çizgisi olduğunu ve ABD başkanı Trump’ın; hem bu gelenekten hem de Henry Ford’un temsil ettiği yerli sanayi ruhundan beslenmesine bağlamış ve Trump’ın İngilizlerle hesaplaşması ajandasında mevcut, sanırım Türkiye’yi de yanında görmek istiyor demiştim.”(3) Şimdi o süreç yaşanıyor. İngiltere Çin konsorsiyumunun karşısına ABD/Rusya/Almanya ittifakı dikildi. Başbakan Binali Yıldırım’ın Almanya çıkartmasıyla Türkiye’de ABD/Almanya ve Rusya ekseninde yer aldığını gösterdi. Beyaz Saray’ın, Türkiye’nin Afrin‘de kimyasal silah kullandığı iddialarına ilişkin ABD’nin bunu “son derece olasılık dışı” olarak gördüğünü ifade etmesi bu yaklaşımın ürünü denilebilir. (4)
Putin, Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılma kararı almasıyla ilgili oldukça diplomatik lisan kullanmış ve ‘Bu kararın olumlu ve olumsuz küresel sonuçları olacaktır’ demişti. Oysa İngiltere Başbakanı Theresa May, Londra Finans Merkezinin yıllık geleneksel yemeğinde yaptığı konuşmada, Rusya’nın Batıda karışıklık yaratmak için “bilgiyi silahlaştırdığını” öne sürerek, “Hepimizin dayandığı uluslararası düzeni tehdit eden, Rusya’nın eylemleridir.” ifadelerini kullandı. May, Rusya’nın son yıllarda bazı Batı ülkelerindeki seçimlere müdahalede bulunduğunu, devlet kurumlarına siber saldırılar düzenlediğini iddia etti. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, İngiltere Başbakanı Theresa May’in, Rusya’nın uluslararası düzeni tehdit ettiği yönündeki açıklamasına cevaben İngiltere’nin geçirdiği kötü zamandan dolayı toplumun dikkatini dağıtmak için Rusya’yı dış düşman olarak seçtiğini söyledi.(5) Rus İngiliz rekabetinin tarihsel bir geçmişi de var. Lakin daha yakın bir tarihte 2006’da Rusya devlet televizyonunda yayınlanan bir haberde Moskova’daki bazı İngiliz diplomatların ‘kaya ile’ casusluk yaptıkları iddia edilmiş, İngiltere büyükelçiliğinden 4 yetkiliyle İngiliz istihbaratına çalışan bir Rus vatandaşının, kayanın içindeki cihazdan bilgisayara veri indirdiği bilgisi paylaşılmıştı. İngiliz yapımı casus kaya; Rusya’daki İngiliz casuslarla iletişimi sağlamakta kullanılmıştı. Olayların seyrine bakıldığında Putin ve danışmanlarının, bu gelişmeleri iyi okuduğu söylenebilir. Türkiye’nin yakın zaman kadar ABD ile artan güvenlik işbirliğini Almanya ile yoğunlaşan ekonomik işbirliğini ve Rusya ile hem güvenlik hem enerji işbirliğini birbirini tamamlayan dış politika unsurları olarak gördüğü, konjonktür göz önünde bulundurulduğunda daha iyi anlaşılıyor. Sovyetler Birliğinin dağılması ertesinde gelişen Türkiye, Almanya ve ABD ve Rusya arasındaki çapraz ilişkilerin çelişik değil birbirlerini destekleyen nitelikte seyrettiği net olarak ortada.

İngiltere’nin ‘Brexit’ yani AB’den ayrılma kararı, yol açtığı siyasi ve ekonomik sonuçlar bakımından Asya-Pasifik bölgesinde de etkisini hissettiriyor. Soğuk Savaş sonrası uluslararası sistemde yaşanan yapısal değişikliğin iki (Doğu-Batı) Almanya’nın birleşmesiyle sonuçlanması öngörülemeyen ve engellenemeyen de facto bir süreçti. İki Almanya’nın birleşmesine İngiltere karşı çıkmış, ancak Glastnost (Açıklık) ve Perestroyka (Yeniden Yapılandırma) politikası nedeniyle dağılan ve ekonomik kriz yaşayan Sovyetlerin varisi Rusya Federasyonu, büyük bir meblağ karşılığında iki Almanya’nın birleşmesine “evet” demek zorunda kalmıştı. Almanlar, İngilizlerin birleşmelerine karşı çıkmasını hiç unutmadı, intikam almak için zaman kolladılar. Euro (avro) krizi ile iyice gerilen AB ilişkileri, Yunanistan’da patlayan ekonomik kriz ve yakın zamanda gerçekleşen Rusya-Ukrayna krizi ile homojen bir birliktelik olmaya çalışan Avrupa Birliği ülkeleri özellikle ekonomik ve mali sorunlar nedeniyle dağılmanın eşiğine geldi. Almanya ile Fransa, İngiltere’nin Amerika Birleşik Devletleri ile imtiyazlı ilişkilere ve ortak yürüttükleri sömürü politikalarına karşı çıkabilecek güç biriktirmenin yolunu aradılar. Trans-Atlantik bloğunun AB’deki ayağı İngiltere’nin devre dışı kalmasıyla azda olsa bunu başardılar.

Türkiye üzerine oynadılar, Türkiye üzerinden oynadılar. Ama kovanlarına çomak sokan Türkiye oldu. Bu nedenle Münih Güvenlik Konferansı’na katılmak üzere Almanya’ya giden Başbakan Binali Yıldırım’ın Almanya temasları Türkiye üzerindeki oyunları boşa çıkaran tarihi bir hamledir ve bu sefer kartları yeniden karan ve dağıtan Türkiye olmuştur. Başbakan Yıldırım’ın “Türkiye olarak bölgede Avrupa’nın güvenliğini, NATO’nun sınırlarını koruyoruz. Bizim Suriye’de sınırlarımız ötesinde yaptığımız faaliyetler esasen sadece kendi milli güvenliğimiz, kendi vatandaşımızın mal can güvenliğini ilgilendirmiyor, bölücü terör örgütünün, DEAŞ’ın yok edilmesi ile sınırlı değil. Aynı zamanda Avrupa’ya olabilecek göçmen akımını ve Avrupa’da yayılma riski yüksek terör olaylarının önüne geçmiş oluyoruz.” açıklamaları da Alman ve AB yetkililerce teyit edildi.

Benim kafamı karıştıran; Almanya’nın önemli gazetelerinden “Süddeutsche Zeitung”ın 23.12.2017 tarihli “Türkiye’nin adımlarına Almanya’nın karşılık verme zamanı geldi; Erdoğan’ın isteklerine boyun eğmeden Ankara ile yakınlaşılabilir.” analizi. Son söz ABD/Almanya/Rusya/Türkiye eksenini doğru okumak gerekir.

Bakınız:
1- http://www.dw.com/tr/6-maddede-t%C3%BCrkiye-almanya-gerginli%C4%9Fi/a-39783379
2- http://kafkassam.com/kuresel-britanya-icin-ingiltere-turkiye-stratejik-ortakligi-amerikaya-meydan-okuyor.html
3- http://kafkassam.com/turkiye-ingiltere-flortu-bitiyor-mu.htm
4- http://www.bik.gov.tr/turkiye-aleyhine-cirkin-habere-abbden-yalanlama/
5- http://qha.com.ua/tr/siyaset/uluslararasi-duzeni-tehdit-eden-rusya-nin-eylemleridir/161794/
6- https://www.aydinlik.com.tr/turkiye-almanya-iliskileri-normallesiyor-dunya-aralik-2017
Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39

Yorumlar